Heftanîn, Şırnak, HDP ve Palme

Forum Haberleri —

29 Temmuz 2020 Çarşamba - 15:31

  • Şırnak’ta küçük bir Kürt çocuğunun kontra bir asker tarafından tecavüze uğraması, devlet zihniyetinin Kürt’e, değerlerine dair nasıl bir yaklaşım içinde olduğunu tekrardan hatırlattı.

Aziz ADALI

Birincisi: Sömürgeci sistem, Ortadoğu’yu arka bahçesi haline getirme gayretiyle Rojava’dan, Libya'ya kadar varan bir alanda, elindeki askeri güce güvenerek işgaller gerçekleştirerek ilerlemeye çalışmaktaydı. Coğrafyanın kaotik durumunu bir fırsata çevirerek ‘bir taşla çok kuş vurma' telaşı içindeydi. Bu fantastik işgal hayalleriyle bölge üzerinde egemen dünya ile hakların emeğini toprağını paylaşma yarışına girmiş durumdaydı. Bunun hiçte kolay bir şey olmadığı Efrîn işgaliyle açığa çıktı. Rojava’daki işgal pratiğinin yerel devrimci özerk yönetimin direnişiyle, işgal gayesi Efrîn merkezle sınırlı kalırken, Libya’da da benzeri bir durumu yaşıyor olduğunu bölgeden gelen haberlerle anlamış bulunmaktayız. Hafter güçleri karşısında, DAİŞ, El Kaide ve Nusra artıklarını Libya’ya transfer ederek bölgenin istikrarını nasıl tehlikeye soktuğunu, dünyanın birçok önemli kurum ve gücü tarafından yapılan açıklamalarla somutluk kazandı. Bir nevi Efrîn’de işgal ettiği sınırlı bir yere çakılan Erdoğan devleti, şimdi hem Efrîn’de özgürlük güçleri tarafından hem de Libya’da Hafter’e bağlı birlikler tarafından, bu işgal hayalinin bedelini gün gün ağır bir şekilde ödemektedir.
Bölgenin iki önemli merkezini, kolayca işgal edip orada güç olma istemi, sahanın ve dünya egemen sisteminin gerçeği karşısında duvara çarpmış tuzla buz olmuştur. Bu hayalin dağılmasını sağlayan en büyük neden, şüphe yokki Kürt Özgürlük Hareketinin sömürgeci devlete göz açtırmayan direnişi olduğunu her dürüst yaklaşım gösterebilenin görebileceği net bir gerçektir.


Efrîn’de durdurulan, Libya’da bozguna uğrayan bu sistemin sömürge hayalleri, şimdi Güney Kürdistan’da Heftanîn’de yürütülen dişe diş mücadeleyle son demlerini oynamaktadır. Üstün teknik güce dayanan sömürgecilik, işgallerle bir kaç noktada üstlenmiş olmasına rağmen, ikinci ayına giren bir zaman zarfında masa başındaki plan ve hedeflerini hayata geçirememiş, tabiri caizse Heftanîn onlar için tam anlamıyla bir bataklığa dönüşmüştür. Kürdistan gerillası tarafından çevresi kuşatılan bu işgalci güçler gün geçmiyorki, sayısız kayba uğramasın. Büyük bir bozgun durumu yaşadığına kanıt olan bu destansı direnişin diyeti özgürlük gerillasının verdiği kayıplardır. Bedelsiz maalesef gelişim gösteremeyen mücadele kaidesi burda da yasalarını konuşturmakta.


Son mermisine kadar direnen, sömürgeci katillerin eline canlı geçmemek için, kendini feda eden bir bedelin ürünüdür Heftanîn Cengi. Bunu bütünü ile gören ve ona layık olmaya çalışan bir ruh, bizce bugünün temel öncü tarzıdır. Ayasofya’nın camiye çevrilme adımı sistemin özgürlük gerillası karşısında ne oranda sıkıştığına iyi bir kanıt olduğu aşikar. Heftanîn’deki bu geçilmez Kürdistan duvarı bir nevi sistemin en pervasız iktidarlarından biri olan AKP denilen suç makinesinin de kaderini belirlendiği gibi bir anlamı taşımaktadır.


İkincisi: Şırnak’ta küçük bir Kürt çocuğunun kontra bir asker tarafından tecavüze uğraması, devlet zihniyetinin Kürt’e, değerlerine dair nasıl bir yaklaşım içinde olduğunu tekrardan hatırlattı. Sömürge devlet ve ordusu her kurum ve adamlarıyla Kürdistan’daki rolü görevi tam da bu olaydaki açığa çıktığı biçimiyle tecavüz kültürünün ifadesidir. Başka hiçbir anlam taşımayan bu devlet zihniyetinin, her anlamıyla büyük bir reddedilişle ve bunun toplumun her tarafından sahiplenilen bir hareket tarzıyla, içerde dışarıda silahlı silahsız olan bu işgal gücü durdurulup bozguna uğratılabilir. Heftanîn’in genç kahramanlarının yürüttüğü direniş bu anlamıyla bu zihniyet sahiplerine de büyük bir cevabı barındırmaktadır. Onun direniş ruhuyla, Şırnak ve diğer tüm saldırı dalgasını boşa çıkartmamız mümkün olabilir.


Üçüncüsü: HDP’de son yaşanan gelişmeler, bu konuya da kısaca değinmemizi zorunlu kılıyor. Amiyane tabiriyle aslolan şuki, rüyalarında görmeleri bile zor olan vekilliği, bu halk onları seçerek bir onur bayrağı biçiminde ellerine tutuşturmuş lakin, 'emanete ihanet eden' bir pratiğin sahibi oldular. Evet HDP tüm demokrat ve özgürlükçü kesim ve kişileri bir araya getirme esnekliğiyle kurulan bir parti platform olmuş, kısa sürede Kürtlerin legal alanda kendini en yüksek sesle dillendirebildikleri bir mücadele mevzisine dönüşmüştür. Büyük bir sinerji moral güç anlamı taşıyan bu büyük gelişme, sistemin başlatmış olduğu sürek avından yeterli bir nasiplenmeyi yaşadı, yaşıyor. Yüzü bulan belediyesine el konulan, onu aşan vekilleriyle beraber eşbaşkanlarından başkan yardımcılarına kadar tutsak alınan ve nerdeyse çalışan bırakılmayan HDP, bütün bunlara göğüs germesi, ayakta durması bile başlı başına büyük bir başarıdır.


Yaprak kıpırdamaz bir aşamadaki bir mezarlık sessizliğine sokulan ülke gerçeğinde, Kürt’ün, emekçinin, azınlıkların, kadının sesini duyurma, onların hak mücadele odağı olmaları, bu başarının niteliğini göstermekte; lakin artık bu yeterli gelemez. Tüm bu tersinden olan akıntıya rağmen, kulaç atıp hedefine ulaşma ısrarını gösterebilmelidir. İstifa eden yarım yol arkadaşlarının, gider ayak basın açıklamalarıyla gedik açma çabasındaki medyatik tehlikeli kişiliklerin, apolitik duruş ve çabaları gerçeği bu halka ve mücadelesine tümden yakışan tipler olmadıklarının teyidiydi. Arınmak saflaşmak ve böylesi rantçılara fırsat vermemek için, Rêber Öcalan’ın o çok sevdiğimiz bir sözünü hatırlayalım: "Düşüncesi bizden olmayanın pratiği de bizden değildir." Bu derin söz legal alanda ve genel sorunlarımızda izlenmesi gereken temel yöntemi ve yogunlaşmanın nasıl olması gerektiğini bize işaret etmektedir. Bu sözün gereğince davranmak, bu gibi pratiklerin ve daha başka değer karşıtı pratiklerin de öncesinde fark edilip, anlaşılarak yok edilmesinin biricik yoludur.


Dördüncüsü: Mücadelemizin ülkede olduğu gibi, Avrupa’da da büyük bir sıçrama yaşadığı bir döneme denk gelen, halkımızın ve tüm ezilen insanlığın yanında yer alan, İsveç Başbakanı Olof Palme’nin katlediliş dosyasında sona gidildi. Açığa çıkan, ‘analarının ak sütü kadar helal olan' Kürt özgürlük mücadelesinin bu katliamdan asla sorumlu olmadığıdır! Türk ve uluslararası gladioyonun ortak kumpası biçiminde gelişen bu sürecin, Kürtlere verdiği zarar zorluk ve acımasız yönelmelerin hesabını şimdi sormak zamanıdır işte! Unutmayalım bunu büyük bir kampanya biçiminde gündeme getiremezsek, kimsenin Kürtlerden özür dilenmesi gerektiğini hatırlayacağı yok. Sade ve net kısa bir dille İsveç Devletine yazılmış, mücadelemizi ve Rêber Apo’nun evrensel özgür hümanist düşüncelerini anlatan bir dilekçe bu görevi yerine getirebilir. Böylesi Kürtlere özür borçlu olunduğunu vurgulayan bir dilekçeyi, dünyanın her yerindeki Kürtler ve dostları İsveç devletine mesaj gönderme dalgası yaratırlarsa, büyük bir amaca hizmet eden uluslararası bir eylemsellik gündemi yaratmış olucaktır Kürtler ve haklı davaları.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.