
Sibel Yerdeniz'in sorularını yanıtlayan İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu, Türkiye'nin açlık grevlerinde hayatını kaybeden; açlık grevleri sonrası “sakat kalmış" insan sayısı gibi kriterler dikkate alındığında dünyada ilk sırayı kimseye kaptırmadığını hatırlatarak, "Açlık grevleri başlamadan önce sorunların çözümündeki basiretsizlik, duyarsızlık ve açlık grevleri karşısında takınılan nobran tutum hep aynıdır" dedi.
“Kritik eşik” tanımının Adalet Bakanlığı'na göre farklı olabileceğini belirten Çerkezoğlu, "Eğer bir kaç mahkumun gözünün kör olmasını ya da ciddi bir hastalığa-sakatlığa yakalanmasını önemsemiyorsanız şu aşamada telaş etmenize gerek olmayabilir. Çünkü geçmiş deneyimler bu günlerde yaygın olarak ölümlerin gerçekleşmediğini gösteriyor. Ama yine geçmiş deneyimler bu günlerde (40-50. günler) gözünü kaybeden ya da geriye dönüşsüz olarak sağlığını yitiren örnekleri bize hatırlatmalı. Bu insanlar için artık kritik eşiğe girildiğini kamuoyu da ülkeyi yönetenler de kabul etmeli ve sorunun çözümü için bir an önce adım atılmalıdır" diye konuştu.
Yanıt yok, bilgi yok
Türk Tabipler Birliği ve İstanbul Tabip Odası'nın cezaevlerini ziyaret izni verilmesi talebinin yanıtlanmadığını kaydeden Çerkezoğlu, şunun altını çizdi: "Durum böyle olunca mahpuslara su, tuz, şeker ya da B vitamini verilip verilmediği konusunda net bir bilgiye hiç kimse sahip değil."
Bunların yoksunluğu konusunda ise Çerkezoğlu, şu bilimsel gerçekliği paylaştı: "Örneğin su kısıtlaması olması durumunda böbreklerde tahribat gibi çok vahim tabloların çok erken ortaya çıkması mümkün. Yine su, tuz ve şekere hiç erişilemiyorsa vücut hemodinamisinin bozulması çok hızlanacaktır. B vitamini alımı mümkün olmuyorsa önceki deneyimler göstermiştir ki ölümle sonuçlanmayan olgularda dahi nörolojik sekel kalması çok yüksek bir olasılık haline geldiği gibi, sinirlerin erken yıkımı sonucunda ölümün gerçekleşmesi de 60. günden itibaren ortaya çıkabilmektedir."
Hekim işkenceye ortak olamaz
Mahpusların açlık grevi sırasında hapishane içerisinde tecride alınıp, izole bir ortama konmasının trajik bir tablo oluşturduğunu vurgulayan Çerkezoğlu, en vahiminin de bu tecrit uygulamasının mahpusun bilinci kapanınca ona zorla tıbbi müdahalede bulunabilme amacı taşıması olduğunu söyledi. "Hastanın/ mahpusun bedeni üzerindeki insiyatifine, talebine, özerkliğine, kararına cezaevi yöneticileri de hekim de saygı göstermek zorundadır" şeklinde net ifadeler kullanan Çerkeoğlu, "Hekim etik yaklaşımdan taviz vermeden kişinin yaşamını ve sağlığını düşünmek zorundadır. Ancak zorla tıbbi müdahalenin bir parçası olmak hiçbir biçimde hekimlikle bağdaşmaz" dedi.
Hiç kimsenin ölmediği, ölmeyeceği bir sonuç için çalışmalar yürütülmesinin zorunluluğunu teslim eden Çerkezoğlu, ancak, hekimler açısından sonuca dönük çalışmalar arasında zorla tıbbi müdahalenin yeri olmadığını vurguladı.
AKP vicdansızlıkta aratmıyor
Araya girecek uzun bayram tatili ve kritik eşiğe yaklaşan tutuklular göz önüne alındığında ortaya çıkacak vahim sonuçlar ile devlet yetkilileri ve kamuoyunun farkındalık düzeyine dikkat çeken Çerkezoğlu, şunu söyledi: "Devletin vicdansız olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. AKP iktidarı her şeyin farkında ve geleneksel vicdansız yaklaşımda eskileri aratmayacak bir karakter taşıyor."
Bağlayıcı bildirgeler
Açlık grevleri ve hekim tutumu konusundaki uluslararası belgeler konusunda en ünlüsü ve de sonuncusu, Dünya Tabipler Birliği’nin 1991 tarihli -92’de yapılan değişikliklerle- Malta Bildirgesi’dir. Ayrıca Dünya Tabipler Birliği’nin Tokyo Bildirgesi hekimlerin açlık grevleri karşısındaki tavrını açıkça ortaya koymaktadır.
1975 tarihli Dünya Tabipler Birliği’nin Tokyo Bildirgesi’ne göre “Hekim, tıbbi açıdan sorumlu olduğu kişinin bakımıyla ilgili bir karar verirken klinik yönden bütünüyle bağımsız olmalıdır. Hekimin temel görevi, izlediği kişilerin sıkıntısını azaltmaktır; kişisel, toplumsal ya da politik hiçbir güdü, bu yüce amaçtan daha üstün sayılmayacaktır. Bir hükümlü beslenmeyi reddettiğinde, eğer hekim, beslenmeyi gönüllü olarak reddetmenin yol açacağı sonuçlar üzerinde kişinin tam ve doğru bir yargıya varacak yetenekte olduğu kanısında ise, bu kişiyi damardan beslemeyecektir. Hükümlünün böyle bir yargıya varma yeteneği ile ilgili karar, en azından bir başka bağımsız hekimce onaylanmalıdır. Beslenmeyi reddetmenin yol açacağı sonuçların hekim tarafından hükümlüye anlatılması gerekir.”
Bu bildirgeler genel yaklaşım olarak halen geçerliliğini korumaktadır.