Nurettin Demirtaş
Kelimelere söz geçirilemeyen zamanlarda bazen anılardan süzülüp gelen duygu ve düşünceler yardımımıza yetişir.
1991 yılında Muğla Üniversitesinde Denizlili Murat Çoban saz çalıp Grup Yorum şarkılarını onlar kadar güzel söylüyordu.
1996 zindan direnişinde ölümsüz özgür boranlara katıldı.
Murat yiğit bir insandı, hakiki bir devrimciydi. Onunla iki kişilik bir ittifak kurmuştuk. Örgütlenmemiz zayıftı ama o bir ordu gibiydi. Güven abidesiydi!
Buca hapishanesinde de onunla birlikteydik. Ali Rıza’lar, Berdan’lar vardı orada. Yiğitliklerine tanık olmuştuk. Anıları her zaman devrimci eylemimizde yaşadı, sonsuza dek de yaşayacak. Böylesine büyük devrimcilerin anılarına saygı gereği şimdi izlerinden gidenlere bir öneride bulunma, bir çağrı yapma sorumluluğunu duyuyor insan.
“Boran Fırtınası”nı sürdüren Grup Yorum’un Helin’i de direnişiyle tüm sanatçıların, devrimcilerin, insanlığın onurunu temsil etmiştir.
Gökyüzünün en asi mavişleri olan boranlar, yakalanıp kafese konsa ya vururlar kendilerini kafesin çeperlerine ölene dek…
Ya da yem yemezler sonuna dek!
Teslim olmaz, evcilleşmezler.
Varsa kafeste evcil güvercinler, onları da yanlarına yanaştırmazlar. Ya özgür yaşarlar ya hiç!
Eğer evcil güvercin sürülerine denk gelirlerse gökyüzünde, birini ve bazen de hepsini peşlerine takıp götürürler özgürlüğe.
Direnişçilerin kararlılığı özgürlük tutkularından ileri geliyor ve sarsılmazdır. Fakat Helin çok önemli bir gerçeği de dile getirmişti “direniyoruz ama örgütlülüğümüz az” demişti. Onun bu sözü dönemin görev emri olarak ele alınmalıdır.
Şimdi onların direnişini sahiplenmekle birlikte daha uzun soluklu olması için de çaba göstermeliyiz.
Ölüm orucunu sürdürmekte olan grup üyeleri ve hapishanedeki avukatlar için duyarlı davranılmalı ve Helin’in şarkılarını söylemeleri, Helin ve arkadaşlarını savunmaya devam etmeleri sağlanmalıdır.
Dünyanın salgın hastalıkla boğuştuğu bir zamanda direnişin şeklini gözden geçirmek, direnişi daha uzun soluklu hale getirecek yöntemleri düşünmek; tüm tutsaklarla birlikte fiili direnişleri örgütlemek gerekebilir. Bunun için dostça, yoldaşça bir çağrıda bulunmak istiyoruz: Ölüm orucunu fiili direnişe dönüştürelim; hep birlikte Helin’in şarkılarını söyleyelim, zindanlarda da fiili direnişleri örgütleyelim. Bu bir yürek çağrısıdır; faşist diktatörlük karşısında, direnişi, dönemin koşullarına uygun tarzda, farklı yöntemlerle sürdürmek için bir vicdan çağrısıdır.
Baskılar son bulana ve zindanlardaki tüm siyasi rehineler serbest bırakılana dek bu direniş sürmelidir fakat ölüm orucu şeklinde değil, yeni yöntemlerle…
Helin’in annesi kızını yaşatmak için çok çabaladı. Öpülesi elleriyle kızını toprağa verdi. Helin milyonların gönlünde hep yaşayacak. Bu vicdan çağrısına en çok onun ve diğer annelerin sahip çıkacağına inanıyoruz.
Salgın yüzünden herkesin evine kapandığı bir zamanda fiili direnişleri sadece zindanlarda değil her yerde örgütlemek mümkündür.
Evde-Kal direnişi!
Eve kapanmanın hastalıktan korunmayı sağladığı ama açlıktan ve aile içi şiddetten kimseyi korumadığı görülüyor.
Salgınla ve açlıkla mücadele dayanışma gerektirir. HDP bunun öncülüğünü yaparak topluma örnek olmuştur.
Rojava halkı da örgütlü ve ekolojik toplum gerçekliği sayesinde bugüne dek salgından korundu; 200’e yakın ülkeye bulaşan, on binlerce insanın hayatına mal olan bu virüsten Rojava ve Kuzey Suriye’nin korunmuş olması anlamlıdır ve aslında tarihe geçecek büyük bir başarıdır. Buna karşın Türk devleti işgal ettiği yerlere virüs kapmış çeteleri göndererek salgını Rojava’ya da bulaştırmak istiyor. Dikta rejimi idarecilerinin diplere vurmuş ruh halini bundan daha iyi ne yansıtabilir ki?
Toplumu açlıkla terbiye etmeyi meslek edinmiş olan bu rejim, şikayetini dile getiren kadınlara “geberin!” cevabını verecek kadar alçalmış durumdadır. Bu virüslü dil, aile içi şiddeti sonuna dek teşvik etmektedir.
Şiddetin tapınağı saraydır; evinde şiddet uygulayan herkesten de onlar sorumludur.
Bu rejim babayla çocuklarını birbirine düşman etmiştir.
Baba baskısından sürekli yakınan ve bir psikologdan yardım isteyen genç kadınla aralarında geçen diyalog her şeyi özetliyor:
Psikolog:
- Babanın mutlaka güzel tarafları da vardır? Onu sevdiğin zamanları hatırla, diyor.
Genç kadın şöyle cevap veriyor:
- Evet, babamın en güzel tarafı bazen evden çıkmasıdır. Babamı sevdiğim zamanlar da oluyor. Mesela babam evden çıkıp gittiğinde onu çok seviyorum!
Bu kadar bıktırmış yani.
Şimdilerde durum daha da ağırlaşmıştır.
“Evde-kal” direnişleri kadın direnişi açısından önemli bir çıkışa vesile olabilir. Bir şartla: Herkes kendini ve çevresini örgütlerse!
Kadınların kendi gücünü daha iyi örgütlemesine ihtiyaç olduğu açığa çıkıyor.
Kadını hep ezilen, şiddete uğrayan ama çaresiz gibi gösteren yaklaşımlar da doğru değildir. Direnen kadın gerçeği tüm zulüm düzenlerinden daha büyüktür. Ölüm orucu şehidi Helin Bölek’in sergilediği irade gözler önündedir. Kadının ev içinde de kendi gücünü örgütlemesi, her türlü baskıya karşı en büyük çaredir.
Bütün bunlara karşı:
Boranların özgürce uçabileceği zamanları örgütleyelim ve vicdanlarımızı bunun için ayaklandıralım!