Rojava’da büyük bir Kürt devrimi yaşanıyor. Tüm toplum ayakta. Bazı marjinal gruplar dışında Kürt halkı birliğini sağlamış durumda. Yüksek Kürt Konseyi çatısında birlik önemli oranda sağlanmış. Ancak Kürtlerin birliğinden rahatsız olan ülkeler ve çevreler bu birliği bozmak istiyorlar. Birliği bozmanın bir yolu olarak da Rojava’yı kuşatarak ambargo koymak ve toplumsal sorun yaratmaktır. Kuşkusuz Rojava Kürdistan halkı örgütlülüğüyle ve toplumun gücüyle tüm sorunlarını çözecek ve üstesinden gelecek güçtedir. Ancak Rojava Kürdistan üzerinde oyunların oynandığı ise bir gerçektir.

Rojava; Kürdistan'ın Filistin’idir. Rojava’yı en iyi tanımlayacak olan bu kavramdır. Bu tüm Kürt halkına sorumluluk yüklemektedir. Rojava küçük parçadır, ancak tüm parçaların Özgürlük Mücadelesine en fazla destek vermiş bir parçadır. Tüm parçalar için mücadele yürütmüştür. Sadece Kuzey Kürdistan'da binlercesi şehit düşmüştür. Dolayısıyla Kürtlerin Filistin’idir ama daha fazlasını da ifade etmektedir. Bu durumu görmek çok önemlidir.
Şu anda Kürdistan'ın bu küçük parçası (iki buçuk milyon civarında) Ortadoğu'daki büyük savaşın tam göbeğinde mücadele etmektedir. Ortadoğu'nun geleceğini belirleyecek bu büyük mücadelenin ortasında olmanın tehlikeleri de büyüktür. Sorun sadece Suriye'nin içini ilgilendirseydi, sadece sömürgeci zihniyet ve güçler söz konusu olsaydı belki tehlike bu kadar büyük olmazdı. Ancak Kürtlerin kazanım elde etmesini istemeyen iç ve dış güçler fazlasıyla var. Türkiye, Suriye, Irak ve İran’ın Rojava’da Kürtlerin statü kazanmasını istemeyecekleri bilinmektedir. Bu güçler birbirlerine karşı olsalar da sıra Kürt sorununa geldiğinde birbirlerini gözetirler ve dolaylı ortak hareket ederler. Kürt sorunu söz konusu olduğunda bölge gericiliğinin bu pozisyonda olacağını bilmek gerekiyor.
Türkiye ise Rojava ile uzun bir sınıra sahip olduğundan, en önemlisi de kendi Kürt sorununu çözemediğinden ve çözme zihniyetinde olmadığından Kürtlerin Rojava’da kazanım elde etmesini ve statü kazanmasını istemiyor. Türkiye'nin Kürt’e bakışı Rojava’da çok netleşti. Türkiye'nin Suriye politikasına bakıp da Kürt düşmanlığını görmemek mümkün değildir. Ancak devekuşu gibi kafayı kuma görenler bu gerçeği göremez.
Rojava’da Kürtler, Araplar ve Süryanilerin kaderi ortaklaşmıştır. Kürtlerde dar milliyetçilik yoktur. Kendilerinden önce diğer halkları düşündükleri kesindir. Bu yönüyle tüm Ortadoğu'ya örnek bir halktır. Acıda ve sevinçte tüm etnik ve dinsel topluluklar ortaklaşmaya çalışıyor. Ancak özellikle Kuzeyin desteğine ihtiyaç vardır. Bu Kuzeyin borcudur. Çünkü Rojava’ya borçludurlar. Rojava özgürlük mücadelesinin yükünü çok çekmiştir. Kürt Halk Önderi son savunmasında Rojava halkına özel şükranlarını iletmiştir. “En dar dönemlerde yanımızda oldular, zorlukları aşmamıza birçok yardımları oldu” diyerek bu parçaya yönelik takdirlerini ortaya koymuştur. Bu bile başta Kuzey Kürdistanlılar olmak üzere tüm Kürdistanlılar için emir niteliğindedir.
Rojava halkı büyük bir heyecan ve umutla ayaktadır. Zorluklar içinde devrimini geliştirmektedir. Bu devrime hemen şimdi sahip çıkmayacağız da ne zaman sahip çıkacağız?
Türkiye muhaliflere, daha çok da çetelere yardım topluyor. Öyle ki, Kuzey Kürdistan'dan bile topluyor. Böylece kendisiyle ilişkili muhalifler ve Araplarla ilişkisini geliştirmeye çalışıyor. Urfa’da Arap aşiretleri ve muhaliflerle yaptığı toplantı sonrası bu tür yardım kampanyaları gündeme koydular. Bu durum karşısında Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin sessiz kalmaması lazım. Rojava’ya yardım kampanyasının yapılması lazım. Daha çok temel ihtiyaçların esas alındığı bir kampanya olabilir. Elbise gibi şeylerden çok, günlük ihtiyaçları karşılayan bir kampanya ihtiyacı daha fazla karşılayabilir. Nakit yardım da iyi olabilir. Yeter ki yardımlar toplansın.
Türk devleti Müslüman diye Gazze’ye veya başka yere yardım eder, ama sıra Kürtlere geldiğinde Van’da olduğu gibi eli sıkı davranır. Muhalifler ve kendileriyle ilişki içinde olan çevrelere yardım eder, ama Kürtlere yapmaz. Hatta Kürtlere giden yardımların önünü keser. Kürt düşmanı olmasaydı, Kürtlerin yardım toplamasını teşvik eder ve ulaşmasına kolaylık gösterirdi. Tabii bunu Türkiye'den beklememek lazım.
Kuzey Kürdistan halkı hiç kimseyi eleştirmemelidir. Kendisi bu işe el atmalı ve bu sorunu çözmelidir. Rojava halkımız da Kuzeyle daha sıkı ilişki içine girerek ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Güney Kürdistan'ın tutumu bellidir. Her şeye politik ve Türkiye ile ilişkileri çerçevesinde bakıyor. Bu nedenle Güney Kürdistan'ı çok eleştirmek de anlamlı değildir. Kuzey ile Rojava birbirleriyle ilişkilenirse var olan sorunların hepsinin üstesinden gelirler. Kaldı ki, asgari ihtiyaçlar karşılandığında halkın da bir sıkıntısının kalmayacağı açıktır.  Örgütlü toplum her sorunu çözer. Bulamayacağı kaynak, çözemeyeceği sorun yoktur. 1917 Devriminin ilk yıllardaki çalışmalarını da anlatan “Ve Çeliğe Su Verildi” romanı bunun çarpıcı ifadesidir. Zaten bir romandan çok bir belgesel niteliği olan eserdir.
Rojava’da devletsiz yeni bir toplum inşa ediliyor. Devletin yanı başında kendi kendini yöneten bir demokratik toplum gerçeği ortaya çıkıyor. Devlet+Demokrasi denilen sistem pratikleşiyor. Toplumun tüm kesimleri örgütleniyor. Demokratik örgütler her yerde ortaya çıkıyor. Bunlar da demokratik konfederal bir sistemle bir araya gelerek demokratik kurumlaşmalarını gerçekleştiriyorlar. İşte demokratik topluma dayalı gerçek, doğrudan ve radikal demokrasi de budur. Bu karakteriyle Suriye demokrasisinin mayası ve temeli olduğu gibi, Ortadoğu'nun demokratikleşmesinde de büyük rol oynar. Küçük parça, ama küçüklüğünü unutturan büyük role sahip oluyor. İşte destek ve yardım böyle bir özgürlük devrimine verilmiş olacaktır.