15 Temmuz darbe girişiminde bulunanlar erken başlattıkları girişimlerinin sonuca ulaşmayacağını gördüklerinde TBMM’yi savaş uçakları ile vurdular. Meclis’in fiziki varlığına kısmi zarar veren saldırıdan yaklaşık iki ay sonar Tayyip Erdoğan iktidarı gerçekleştirdiği darbe ile TBMM’yi fiilen lağvetti. HDP üzerinden Kürt legal siyasetine ve bileşenlerine yapılan gece yarısı operasyonu parlamenter sistemin sonlandırıldığı anlamına geliyor. Bu darbe ile Batı tipi parlamenter sisteme son verildi. 

Başta Kürt sorunu olmak üzere ülkenin içinde bulunduğu kronikleşmiş problemlerin çözüm odağı olarak algılanan TBMM önceki gece itibariyle artık yok hükmündedir. Hiç bir sorunun çözüm merkezi olamayacağı gibi var olan yapısı ile adım adım gidilen diktatörlüğü “meşrulaştırmaktan” başka bir işlevi yoktur. Zira TBMM’nin iradesi bizzat diktatörlük için önünü açtığı Erdoğan tarafından ortadan kaldırılmıştır. Tüm anti demokratik yasalar ve yasadışı yollar kullanılarak girmesi engellenmeye çalışılan HDP’nin varlığı ile demokrasi nabzı bir nebze atan TBMM bugün itibari ile demokrasinin tasfiyesine hizmet eden bir oylama salonundan başka bir anlam ifade edemez. 

Kendisini “Baş muhtar” da ilan edecek kadar kontrolden çıkmış totaliterin “yasama” organına dönüşen bir Meclis’in meşruiyeti de olamaz. Ne üyesi olduğu Avrupa Konseyi ile ilişkileri ne de kapısında süründüğü AB demokrasi karşıtı bu darbeye sessiz kalamaz. Kalmamalıdır. Bunu yaparken klasik mutat diplomatik kınama açıklamaları yerine açıktan bu darbenin mağdurlarının yanında olduğunu yüksek sesle dile getirmelidir. Hem Avrupa Konsey hem de AB kınama açıklamaları yapmanın çok ötesinde ciddi yaptırımları gündemlerine almaları gereken bir konumdadır. 


Yine bu darbenin muhatabı olan HDP bileşeni tüm çevreler ve onun dışında kalmakla beraber demokrasi talebinde buluşan diğer tüm oluşumlar ve bireyler de içinde ciddi bir çatışma provokasyonu da içeren darbeye karşı sokaklarda direnmelidir. 

Şunu unutmamak gerekir ki Kürdistan sokaklarında kazılan barikatlar bu saldırgan iktidarı durdurmak için tarihi bir fırsattı. O barikatta can veren gencecik bedenler bugün yaşanan darbenin gelmekte olduğunu canları pahasına haber vermek istediler. Bu nedenle devlet güçleri tarafından en acımasız bir biçimde katledildiler. Bodrumlarda ateşe verilerek yakıldılar. Hendekler demokrasiyi savunma hattıydı. Tek amaçları demokrasinin yolunu açmak bu şiddet iktidarına dur demekti. 

Erdoğan kurduğu şiddet iktidarının devamlılığı açısından kendisine ayak bağı olarak gördüğü tüm ulusal ve uluslar arası hukuk kurallarını yok hükmünde sayıyor. Önce 15 Temmuz bahane edilerek OHAL ilan edildi. Ardından çıkarılan KHK’ler ile iç hukuk devre dışı bırakıldı. Şimdi de idam cezası üzerinden uluslararası hukukun bağlayıcılığını aşmayı planlıyor. 

TBMM’nin lağvedilmesinden sonraki adım idam cezasının halk oylaması ile yeniden ceza yasasına eklenmesi olacaktır. Yarattığı iç düşman algısı üzerinden yükselttiği milliyetçilik ile geniş kitleleri de bu suça ortak etmeye hazırlanıyor. Alanları “idam isteriz” sloganları ile esir almalarının asıl sebebi bu. Erdoğan referandumla yeniden yasalaştıracağı idam cezasını kullanarak Avrupa Konseyi ve AB ile kendisini bağlayan ipleri milli irade eli ile koparmayı planlıyor. Avrupa Konseyi ve AB’ye kafa tutan “milli iradeyle” de milliyetçi hezeyanları daha da keskinleştirmeyi hesaplıyor.

Milletvekillerinin hiç bir düzeyde iradesinin olmadığı arkasına “milli iradeyi” alarak genel başkanlık koltuğunu işgal edenlerin yürüteceği bir siyaset dönemi başlatıyor Erdoğan. İlk somut örneğini Erdoğan-Bahçeli ikilisinin MHP’li muhaliflerin delege imzaları ile topladıkları kongreyi “hukuk” yoluyla yok sayarak muhalifleri tasfiye etmesinde gördük. Ardından Ahmet Davutoğlu’nu başbakanlık görevinden alarak yerine Binali Yıldırımı atayan Erdoğan sistemi esir aldığını ilan etti. 

Ancak Erdoğan’ın iyi hesaplayamadığı bir nokta olduğu muhakkak. O da örgütlü Kürt muhalefetinin ne AKP ne MHP ne de köhnemiş Ankara sistemi gibi esir alınamayacağı gerçeği. Eğer Erdoğan ve akıl veren aveneleri 4 Mart 1994 darbesinde DEP milletvekillerinin alınması ardından yaşanan gibi bir süreç bekliyorsa heveslerinin kursaklarında kalacağını söylemek gerekir. Yine devlet aklının Erdoğan iktidarının geçiciliğini unutmadan geri dönüşü olmayan kopuşları önlemek için bugünün ruhunu doğru anlaması gerekir. İç savaş da dahil iktidarını korumak için halkları karşı karşıya getirmeyi göze alan Erdoğan’ın sistem içi mekanizmalar ile kontrol altına alınamaması durumunda o sarayın duvarları yıkılmadan durdurulamayacağı açık görünüyor.