7 Haziran seçimlerde oy kullanan herkes aslında rutin bir seçim yaşanmadığını, bu seçimlerde bundan sonra nasıl yaşamak istediğini oylayacağını biliyordu. Hatta seçmenler bunun çok daha ötesinde, komşularıyla, bu ülkede yaşayan diğer bütün insanlarla da hangi koşullarda, nasıl yaşamak istediklerini oyladılar.
Bütün seçim süreci boyunca iki anlayış kıyasıya mücadele etti! Bir tarafta tekçi, her şeyin merkezine kendisini koyan, hiçbir yaşam biçimine saygı göstermeyen; taraftarlarını açıkça kendinden olmayana karşı kışkırtan, kendini muktedirlerle, sermaye sahipleriyle tarif eden anlayış vardı. Sanılanın aksine bu anlayışı sadece AKP temsil etmiyordu; politik programı, seçim süreci boyunca kullandığı dil itibariyle MHP’yi, hatta yer yer ulusalcı vurgularıyla CHP’yi de bu anlayış içinde değerlendirebiliriz.
Diğer tarafta ise hiç kimseyi ötekileştirmeyen, birlikte yaşamak için hiçbir ön koşul ileri sürmeyen, bu coğrafyanın bütün renklerini ne iseler öyle kabul eden anlayış vardı. Kendini muktedirlerle değil, bu coğrafyanın her renkten bütün yoksullarıyla tarif eden bu insanlar; kalplerini, kapılarını, yıllardır mücadele ederek, bedel ödeyerek, şehitler vererek bu günlere getirdikleri partilerini hiçbir ön koşul ileri sürmeden bütün demokrasi güçlerine açtılar.
Çok eşitsiz bir mücadele oldu. Bir yandan muazzam bir sermaye gücü ve güdümlü medya üzerinden yalana, iftiraya dayalı kara propaganda yürütülürken, diğer yandan devletin neredeyse bütün kurumları HDP yöneticileri ve çalışanları üzerinde baskı kurmaya çalıştı. Bir merkez tarafından koordineli olduğu belli olan bu saldırılarda birçok arkadaşımız katledildi, demokrasi şehitleri arasına katıldı. Seçim sonrası devam eden saldırılar bu merkezin hala aktif olduğunu göstermektedir.
Bunca baskı ve yıldırmaya rağmen korkmadan, yılmadan, sorumluluğu da elden bırakmadan mücadele eden “Kürt hareketi” ve diğer HDP bileşenlerinin demokrasi ve halkların kardeşliği noktasında ortaya koyduğu kararlılık, gerek iç kamuoyunda gerekse de uluslararası kamuoyunda büyük bir karşılık buldu.
Kobanê direnişinin ardından 7 Haziran seçimleri sonrasında uluslararası kamuoyu ikinci kez Kürt halkının demokrasi ve özgürlük iradesi karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. 8 Haziran’da neredeyse hatırı sayılır bütün yabancı gazeteler: “Erdoğan’ı Kürtler durdurdu!” mealinden yazılar yayınladılar.
7 Haziran seçimlerinden sonra ne bu ülkenin muktedirleri ne de uluslararası güçler bundan sonra Kürt Hareketini ve bu ülkedeki demokrasi güçlerini görmezlikten gelemezler. Çünkü bilirler ki, artık karşılarında birleşik, ne istediğini bilen, halkıyla bütünleşmiş bir güç var.
Seçim sonrası ortaya çıkan tablo bütün Türkiye’nin zihin dünyasını alt üst etti. Bugüne kadar kimi çevrelerin küçümsedikleri, yer yer az gelişmiş buldukları, siyaseten daha çok gerici güçlere yakıştırdıkları Kürt halkı bütün bölgenin en önemli demokrasi gücü haline geldi.
Kobanê’de ortalama Türkiyeli insanın kafasında ilk işaret fişeğini yakan Kürt hareketi, 7 Haziran’da bütün bir ülkeyi Erdoğan ve AKP kabusundan kurtardı. Cumhuriyet tarihinin en uzun gerici kalkışması Kürtler sayesinde Mısır benzeri bir darbe olmadan demokratik bir seçimle bitirilmiş oldu. Ortadoğu coğrafyasında ilk defa kendini siyasal İslam’la tarif eden bir güç seçimler yoluyla iktidarını kaybetti. Bu yeni durum aslında bütün bölge açısından en önemli demokrasi deneyimi oldu.
Geride bıraktığımız seçimlerinin en önemli kazanımlarından biri de şimdiye kadar kendi derneklerine sığınmış, kendi içlerinde yaşayan insanların “birlikte olursak, istersek yapabiliriz” noktasında kazandıkları öz güven/bilinçtir. Seçimlerde HDP ile birlikte davranan sol çevreler ve Alevi kurumları sadece bütün bir ülkenin kaderini değiştirmekle kalmayıp, kendi içlerinde de muazzam bir dönüşüm yaşadılar…
Uzun yıllar birçok kurumda birbirlerini rakip, hatta yer yer hasım olarak gören bu çevreler seçim dönemi boyunca birbirine saygı duymayı, birlikte çalışmayı ve kazanmayı öğrendiler. Kendi küçük dünyalarından çıkıp halkın arasına karıştılar. Herkes kendini yaşamın boy aynasında gördü. 7 Haziran öncesinde demokratik sol çevreler açısından birlikte çalışmak daha çok gönüllü bir durumken, bundan sonra artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Bunun aksine davrananı bu halk bundan sonra asla kabul etmez…
7 Haziran seçimlerinin kazananı sadece Kürtler ve HDP değil bütün bölge halklarıdır.