Bazı kişiler için tarih kendiliğinden iz sürer. Yaşananlar kendi coğrafyasını oluşturur. Sakine Cansız’ın hem ismi, hem de kendisi bir coğrafyanın tarihi. Kürtlerin son direniş dalgasının  farkı, kadın tarihinin Kürdistan’da yeniden yazılmasıdır. Üstelik kadınların, emeği, tanıklığı, yaratıcılığı ve direnişçiliği ile bir asra taşınma farkıyla! Elbette Kürt Özgürlük Hareketi binlerce olay, olgu ve kişiliğin harmanlandığı bir mücadele. Bir asırlık ağırlığı ve birikimi olan bir realite. Her ferdi, her olayı ile bir ülkenin ve toplumun ayağa kaldırıldığı bir ülkü.

Böylesi mücadeleleri kavramanın iyi tarafı onu yaşayan ve yaratanların izlenim ve tanıklıklarını okuyabilme fırsatıdır. Sakine Cansız’ın anıları da bu hareketin geçmiş mayasının nasıl atıldığının özeti. Keza yaşamı, anıları, gözlemleri ve anlatımları geleceğimizi için belge ve araştırma konusudur.
“Hep Kavgaydı Yaşamım”, gerçekten de bir kavganın sosyolojisi, psikolojisi, ideolojisi ve dirilişi açısından doğru kaynak. Bir devrimcinin başucu kitabı. Her kadının olmazsa olmazı türünden bir dayanışma ve başvuru kılavuzu. Üstelik Sakine Cansız (Sara) gibi yaşadıklarını sırtında taşımış bir bilge kadının anısı olması da ayrı bir durum.
Sakine Cansız’ın siyasal tarihinin yanında kendi anlatımından; çocukluk, gençlik ve devrimcilikte yoğrulan olgunluk dönemlerini okumak ve anlamak yaşanılan son itibariyle çokta acı uyandırıcı. Keza her şeyi ile bizden olan, varı yoğu bizim için olan birinin yeterince bilince çıkarılmama ve onun bizden sonsuza dek uzaklara gitmesi apayrı bir dert. Çünkü Sakine Cansız, bir yaşamın nasıl kurulacağını, sil baştan inşa edilip işletileceğini; ilkesi, kuralı, kaidesi, kalibresi ve kazancıyla nasıl sürdürüleceğinin bizde ki pratik sembolü konumunda. İçimizde yaşamış, yanı başımızda koşturmuş, çırpınmış ve ama hep bize ulaşmamış, ulaştırılmamış yarım kalan bir masal kahramanı. Ve o masal kahramanı ki hüzünlü gülüşü, kendinden emin mahzunluğu ve devrimin büyüyen sükuneti ile ölümü bile kavgasına taşıyan özgür Kürt kadını Sakine Cansız’dır.

Çiltlere çığmayan yaşam

Onu daha iyi tanıtacak olan kendi kelimeleri, belirlemeleri. Kaleminden kalan her söz tarihine ışık tutacak ve kavgasının  anlamı biraz daha yalınlaşacak. “Her halde ben, kolay zoru tercih ettim” diye başlıyor Hep Kavgaydı Yaşamım.
Kitap, ilk cildi ile bizi, küçük bir Kürt kızının Dersim’deki dünyasına götürüyor. İsyan ve soykırımın hissedildiği Dersim’in gölgeli ve ağıtlı havasında, çocuk Sakine Cansız’ın evine, aile ortamında geçen yıllara. Dışarı ile ilişkileri az, kendi içinde kavrulan bir dünyada; acılarının diriltiği ve kaygılarının hasaslaştırdığı bu hüzünlü Kürdistan parçasında geçen zamanlar. Azimli, inatçı, gözü kara ve kendince sesleri ve merakları olan bir Kürt kızının henüz sakin olan Dünyasına. Elbette böylesi anlatımlar edebi kaygılar için yazılmaz, buna rağmen Hep Kavgaydı Yaşamım’da sanatın birçok dalına ilham veren mahiyetle dolu. Nenesi ile olan ilişkisinden başlamış Sakine’nin soru ve cevapları. Bir tür ruhsal dershanede başlamış her şey! Zaman zaman öğreten öğrenen derecesinin sessiz sedasız el değiştirdiği, Kürdistan’ın en kademeli ana okulundan yani.
Her Kürt kadının yaşamında kadınlar arası ruh mirası devrinin yaşandığına hepimiz tanığız. Ne ilginçtir, Kürt erkekleri maddi miras için kavga, dövüş ederken, Kürt kadınları sessiz sedasız kızlarına, torunlarına maneviyatlarını ve tecrübelerini miras bırakıp gider. Kürdistan’da hayat kızlar için anne ve nenenin izinden kalanla başlar çoğunlukla. Bu gizli dayanışmanın temelinde yurdunun yokluğu ve sayısız acıya katlanma mecburiyeti olduğundan, yaşam; Kürt kadının gönlünde hep sonsuz bir deniz, ezgilerle dağa, taşa, tanrıya ve suya, aşkla söylenip durur. Artık biliyoruz Kürdistan hep Kürt kadınlarının kalbinden taşan acı ve sabırlarla dirilmiştir. Ve Sakine’nin yaşamı da bu sabır kuyusundan biridir.

Çocukluk ve ninenin rehberliği

Denilebilinir ki Sakine Cansız’ın birçok doğal aidiyeti  nenesiyle geçen zamanın eseri. Paylaşımcılığı, dayanışmayı, ninesinin sofrasında, yardımseverliği, konukseverliği Kürt misafirperverliğinden aldıklarıyla pekiştirmiş ve devrimci kültürle bunu zenginleştirip devrimin niteliklerine dönüştürmüştür. Sadece bunlarla sınırlı değil nene-ana okulundan öğrenilenler. Azim, üretkenlik, beceri kendine güven, uzlaşma arayan, çevreye hakimiyet, duyarlılık ve saygınlık hep Sakine’nin ninesinden kendisine rehber kıldığı çocukluk teminatları. Her çocuğun dıştan bilindik tablosu onunda yaşamından geçmiş. Okul hayatının Kürdistan’daki asmile ve baskının biraz daha özenli hali Sakine ile diğer Kürt çocuklarının ortak yazgısını birleştirmiştir. Ancak onu bu yazgıdan çekip çıkaransa içindeki durulmaz merak, sıradanlığı aşma isteği olacak, baskı yuvasına çevrilmek istenen yer Sakine Cansız’ın doğacağı ilk adres olacaktı. Hayatta kimi anlar ciddi kırılmalara sebep olur. Annesinin “Kürtlükten utanma” lafı Sakine içinde bu anlardan biri sayılacak.
Ortaya çıkan gerçeklikler o kadar çok, o kadar çeşitli ki Sakine için soruların ardı arkası kesilmiyor adeta. Keza Kürdistan, bütün siyasal, sosyal, ekonomik, sınıfsal ve sömürge çelişkileriyle Dersim’e de sıçramış durumdadır. Farklı sol kesimlerinin örgütlenme girişimleri, soykırımın yarattığı korku ve sindirilme, gençliğin toplum katında yarattığı hareketlilik her Dersimli’nin ana gündemi olarak tartışılmaktadır. Sakine’de her zaman bu tartışmaların izleyicisi, arayışçısı konumundadır. Ancak burada dikkat çekilmesi gereken tek olgu, Sakine’nin devrimci gönlünü ilk ve son kez, Kürdistan’a kaptırması,ona ölesiye aşık olması ve uğrunda her şey katlanması ve bu aşkı dünyası sayması yaşamının bütün yönü değiştirecektir.

Kavganın içinde olmak şansı

“YAZARKEN BİLE yeniden tepeden tırnağa bütün yüreğimle bilincimle yaşıyorum o duyguları. Bir ideale, bir inanca bu kadar doğal bu kadar temiz ve bu kadar istekli kavgaların içinden çelişkilerle boğuşa boğuşa bağlanmaktı güzel olan. Hep “Şanslıyım” çok şanslıyım diyordum bu yüzden. TEKRAR SESLi ŞEKİLDE SÖYLÜYORUM: Bu kavganın içinde olmakla dünyanın en şanslı insanı sayıyorum kendimi.” Öyle bir yürek var ki Sakine’nin içinde; bir ülke bir halk ve isyan dolu. Sakine’nin yüreğinde ilk kıpırdanan heyecan özgürlük ve ikincisi Kürdistan’nın ta kendisidir. Kürdistan’a ilk aşık kadın. Kürt aşkının kıvılcımlarını üçüncü kez besleyen kadın.
 Sakine Cansız’ı okuyunca söyle bir duyguya kapılıyor insan. Dünyanın bütün kitapları, bütün eski ve yeni sözcükleri gelip bu yükün altına girse ve hepsi ondan bir parça sahiplense yine de bir dünya dolusu boşluk kalacak etrafımızda. Yetmeyecek kavgasını verdiği yaşamı anlatmaya sözcükler. Ama o her şeyde ki hünerini kelimelerde de gösteriyor. “Zaman öğretmeye devam ediyordu” diye söze bir kez daha konum kazandırıyor ve kavgasından kesitler sunuyor. “Annem beni asileştirirken aynı zamanda savaşmayı da öğretti. Bu nedenle ona çok şey borçluyum.” Her kadının hayatındaki ana çelişkiyi çok zaman fark ederken aslında bütün kadınlar adına geleneksel olanla devrimci olanın başarısını da kendi şahsında özetlemiş oluyor. Keza o gerici, köleci dayatma ve kuralların giydirmek istediği biri olamamış, öyle bir kadınlıkta büyütmemiş içinde ve topluma bir köle daha beslememişti kendi emeğinden “yaşamın maddiyat yönü hep çıkarı, haksızlığı, çatışmayı sevgisizliği çağrıştırırdı” diyerek idealleriyle çevresi arasına özgürlüğün setlerini çoktan çekip çıkmış.
“Yaman kız” olmaya doğru ilerliyordu. Ancak hayat hemencecik özgürlüğü insana armağan edecek kadar cömert olamıyor ve Sakine içinde zorluklar birbiri ardına diş göstermeye devam ediyordu. Ve yine bütün bu zaman aralarına ve geçen olaylara rağmen Sakine’nin mücadelesi ikinci bir dönemin başlangıç tesadüfü olarak gelip annesine dayanıyor. Ninesinin öğreticiliğin yerini annesinin kaygıları, nasihatleri ve kısmende psikolojik dayatmaları alıyor. Sakine’nin hayatındaki ilk eğitici ve öğretici kadınların ikincisi biraz daha yaman biraz zeki ve zordur.

‘Erkekle kavga kaçınılmazdı’

“BENİMLE OLAN SAVAŞI BENDE SAVAŞKANLIÐI GELİŞTİRİYORDU. Kavgayı, bir kadınla, bir anne ile yürütüyordum. Yani hem kendi cinsim hem en yakınım olan kadınla. Tüm bunlara rağmen hiçbir zaman “keşke erkek doğsaydım, demedim.”/ “onunla kavgam kaçınılmazdı, gerekliydi ve müthiş öğreticiydi. Beni devrimciliğe hızla itmişti. Kadını, kadınlığı sevmeyi öğretmişti. Kendi cinsimin devrimciliğini isteme, onun sevincini, gururunu duyma refleksleri henüz çok zayıf olsa da gelişmişti. Devrimci kadın beni en çok etkileyen şey oldu. Ama kendi cinsini sevmeyen  ona haksızlık edene hep çok öfke duydum, tavır koydum.” Bu belirlemeler Sakine Cansız’ın Dersim sürecinin neden ve sonları acısından yaşananların da bir yansıması olarak hepimizden olana bir sesleniş. O günlerin bu can yakıcı öğrenmeleri Sakine Cansız’ın devrimde neden karar kıldığının ve devrimciliğin sınırlarında ne kadar kararlı olduğunun da ana mesajı niyetinde.           
Kitap, doğal anlatımıyla roman ile biyografi tarzının sürekli yer değiştiren esnekliğine sahip. Zeynep Ana’nın gerçekten bir roman kahramanı gibi her defasında Sakine ve bizim karşımıza çıkışı şu anda bile bizi ikaz hali ender edebi karakterlere mahsus. Hele hele mizah ve öfke karışımı dokundurtmaları sanki yüzümüze bakıyormuş hissi veriyor bize? “Bu ne haldir, yasta mısın ne?” lafı Kürt analarının o derin bilgeliğinin gururlu yenilmezliğine güzel örnek.
“YAŞAMIN KENDİSİ ÖÐRETİYORDU” Sakine Cansız tepeden tırnağa bir devrimci. Ne sonradan görme ne de eklemleme. Emeğin, işin, adaletin, inancın, çabanın, çalışmanın, red etmenin, karşı durmanın, öfke duymanın dost ve düşmanını tanımanın, amaç ve hedefini bilmenin devrimcisi. Geçmiş ve geleceği en ince çizgisine kadar gözlemlemenin, hayatın içinde olmanın yarattığı bir şahsiyet ve dava insani olmanın feraset ve adanmışlığının birleştirdiği bir devrimci. Hayatı dört koldan başlatan, köylülük, emekçilik, kadınlık, eşitsizlik, hak gaspı siyasal baskılar, geleneksel cehalet, sosyal bağların dayatması, aile içi sorunlar, çevresel etmenler, ekonomik çelişkiler, kent, işsizlik birey sermaye tarihin en başat çelişkileri ile kafa tutan kavga eden ve bundan da sıyrılmasını bilen bir devrimci bir kadın, eve sığmıyordu.

İzmir’de açılan yeni pencere

Sakine Cansız’ın hayatında dönüm noktası olan üç şehirden birisi de İzmir’dir. Bu açıdan kendisinin “devrimci radikal gelişmeleri bağrında taşıyan bir potansiyeli vardı her boyutuyla. İzmir’i hep bu yönüyle seviyordum. Bende hep bu duyguları güveni uyandırıyordu, onu canlı yutuyordu.” Çünkü İzmir Sakine Cansız için emek kesiminin ve emek mücadelesinin birebir canlı sahası idi ve Sakine Cansız İzmir’den geçerken geleceğin Kürdistan devriminin ilk esintilerini taşıdığının henüz farkında değildi. Sakine Cansız’ın yaşam tesadüfleri ve ilgileri bile ta baştan itibaren enternasyonal, devrimsel ve özgürcedir. Onun yaşamında her toplum kesiminin her hayat nüvesinin bir izi ve bir katkısı vardır. Yaptığı, dokunduğu, baktığı ve duyduğu her şeyden bir örnek çıkarmayı bilen bir kadın.
Diyebilirim ki İzmir Sakine Cansız’ın devrim kılıcını bileyen ve ona asırların keskin öfkesini öğreten şehirdir. Ve kendisi de anlattığında İzmir’in bu yönlü esinini duymak mümkün. Katıldığı 1 Mayıs’ta atılan sloganlara eşlik ederken “bende onlarla birlikte seviniyor, coşuyordum. İşçi sınıfına inanç, Türkiye halkına inanç, Türkiye devrimine inanç bende de doruğa çıkmıştı.”
İzmir aynı zamanda Sakine Cansız’ın Kürtlük ve Kürdistanılığını daha iyi tanıması için; okuma, haber alma, farklı açılardan bakma ve Kürdistan’daki siyasal gelişmeleri izleme olanağı vermişti. Her zorluğa rağmen derneklere gidip tartışan, farklı kesimlerle diyalog geliştiren ve oralarda vuku bulan hadislerden derli toplu sonuçlar çıkaran kocaman bir bilgi denizi yaratmıştı. İzmir’in yoksul, zorlu ve yalnız zamanlarından. O günler sessiz sedasız Sakine Cansız’ı tarihe hazırlıyordu. Ve İzmir bilmeden Akdeniz’den, Mezopotamya’ya hiç keşfedilmemiş bir denizi taşıyordu bağrında.

Leyla Qasim, kadın ve savaş
Bir kadınla başladığı hayatı sorgulama süreci ilginç bir benzetme ile yine bir kadının sayesinde bu defa bir halkın ulusal mücadelesine doğru taşıyordu onu. Ve hayatının ikinci  kilidini açan kadın bu defa Leyla Qasim’dı. Sakine’nin yüreğinin  aradığına giden yolu gösteren levhaydı Leyla. Tarih iki Kürt kadınını; iki ayrı kıta da, iki ayrı süreçte ama aynı dava uğruna birbiriyle tanıştırıyordu. Yine Sakine Cansız’dan dinleyelim bu anı; “Bir efsaneydi, bir kahraman kızdı Leyla Qasim benim için. Silahlı rextli hali, o duruşu hep etkilemişti beni. Kadın ve silah. Kadın ve savaş. Kadın ve ulusal kurtuluş uğruna kavga. Kadın ve ölüm. Bunlar sıradan şeyler değildi. Çok anlamlıydı. Kürt kadını köleliğini kavgada yer alarak aşacaktı. İşbirlikçiliğe de bir başkaldırıydı Leyla Qasim’in mücadelesi.”
Aslında Sakine Cansız’ın kafasında dolaşan ama henüz anlam veremediği, yeterince bilgisini bulamadığı şeylerin ilk resmini çizen Leyla Qasim’di. Leyla Qasim’ın Kürdistan’da idamıyla yıktığı tarihi sömürgecilik kalıntılarından, özgür, direnişçi savaşan ve kazanamaya inan Kürt kadının mayası oluşuyordu. Bu mayanın ilk tuttuğu yerlerden biri Kürt Özgürlük Hareketi ve onunç genç neferi olan Sakine Cansız’dı. Aradığı ve diğer bütün Kürt kadınlarının soru ve cevabını Leyla Qasim İzmir’de Sakine’ye uzatıyordu. “Kürdistan devrimcileri daha baştan itibaren kadını katmışlardı mücadeleye. Leyla’yı sahiplenme bu değil miydi? kadın ulusal kurtuluşta mutlaka yer alacaktı. Kadın ancak bu mücadeleye aktif katılırsa özgürlüğüne kavuşabilirdi.”
Leyla Qasim’in birleştirdiği çerçeveye PKK, kadroları ve önderliği tam tamına sığıyordu(!) kendi deyimiyle, “Ufuklar Açılıyordu” Kürt mücadelesi o etkilerini vermeye başlamıştı. “Kürdistan kadını devrimcileştirmek, devrime çekmek çok önemli bir olay.”(A.Ö) Aslında bu belirleme ve ardından gelişen süreç Kürdistan özgür kadın mücadelesine ilk kazmanın vurulduğu ve ilk kazıcılardan birinin daha Sakine Cansız oluşuna giden süreçtir. Artık mücadele, yaratıcılık, özgürlük nerede ise Sakine oradadır.
Bir hareketin ajandası Sakin Cansız’ın ömründe aylar, yıllar devirirken, o ülküsünün yenilmez militanı olarak yoluna devam ediyordu. “Başkalarının sahip çıktığı yaşanılası bütün yanlarını kuruttuğu bir ülkeyi sahiplenme kavgasında yer almak büyük bir mutluluk veriyordu.” Maya atılmış, tuz erimiş, ve geleceğin özgür Kürt kadını Önderlerinin kararlı tutumları içinde kendi yerini bilerek devriminin saflarına yürüyordu. “Kürt kadınına güveniyorum. Bu kadar derin ezilmişliği tersine çevirip devrimcileşirse müthiş olur.” (A.Ö) Tezi Kürdistan’ın havasına suyuna karışmış, Kürdistan Sakine Cansız’ların, Hakki Karer’lerin, Mazlum Doğan’ların ellerinden Diyarbakır’daki zindandan çıkarılacaktı...!/I.cilt


BEHİCE DEMİR