“Alışın buradayız”, “Nerdesin aşkım, burdayım aşkım”, “Eşcinseller her yerde”, “Batsın, batsın ahlakınız batsın” sloganlarına eşlik etmiştim de, “Faşizme karşı bacak omuza” sloganına bir türlü katılamamıştım. Nedenini de kendime açıklayamadığım bir duyguydu. Hala da öyle!
Arada bir kendimi yanımdan geçen gay ve lezbiyen çiftlere bakarken bulduğumda, utanıyordum açıkçası. Hemen “Neden bakıyorum ki? Fobik miyim neyim ben” diye soruyordum kendime. Benim için bir sınavdı o yürüyüş.
O günlerde, eşcinsel bir erkekle aynı evi paylaşıyordum. O kendini “sakallı kadın” olarak tanımlıyordu. Asıl büyük sınavım da oydu. 8 ay aynı iki göz odada kaldık. Jargonu o günlerde az buçuk kaptım. En çok hoşuma giden kavram koli ve kolilemekti.
Transfobi ve homofobi ile baş ettiğimi düşünürken, trans Esmeray’yla yaptığım röportaj sırasındaki bir soru ile duvara çarpmıştım. “Cinsel yönelimindeki farklılığı ne zaman hissettin?” soruma Esmaray’dan, “Çok sorulan bir soru. Ayrıca gıcık bir soru. Sana yönelik demiyorum bunu. Bu soruyu duyunca, aslında ‘kendi cinsel yönelimleri nasıl oldu?’ sorusu geliyor aklıma. Ama heteroseksizm bize tek cinsel yönelim olarak dayatıldığı için bu tür sorular sorulması da ‘normal’. Cinsel yönelim ile cinsiyet kimlik çok farklı şeyler” yanıtını almıştım. Aslında onun yanıtı benim “sorum” olmuştu. Röportajın devamında “Kendimle ilgili bir şey soracağım. Sorduğum sorularda, sence, homofobinin etkileri var mı?” diye de sormaktan kendimi alamamıştım. Esmeray “Çok fazla yok” diyerek beni onarmaya çalışmıştı. Sağ olsun!
Neden bu kişisel deneyimleri hatırlattım? Cinsiyet ile ilgili tüm meseleler, dünyanın en zor çözülen meseleleri. Çünkü bireyi, öncelikle tüm ezberleriyle yüzleşmeyi, ardından “kendisi gibi olmayanın” varlığını kabulünü zorunlu kılıyor. Kadına aşık olan kadınların ya da erkeğe aşık olan erkeklerin varlığını kabul etmek ilk iş. Ya da kadın bedenine sığamayan kadınların, erkek bedenine sığamayan erkeklerin aramızda oldukları gerçeği ile yüzleşeceğiz. O röportajı yaptığım günlerde cinsiyet değiştirme ameliyatına hazırlanan Esmeray, “Ameliyattan sonra senin için ne değişecek?” diye sorduğumda, “Ben yine benim. Ancak bedenimde bana ait olmayan bir şeyden kurtulacağım” demişti. Geçtiğimiz günlerde izlediğim sinema filmi Danimarkalı Kız da tam bu cinsiyet değişimini anlatır. Ancak filmin asıl derdi bir yüzleşme ve gerçeğin kabulüne ilişkindir.
Bozulması gereken ezberimiz çok. LGBTİ’lerin hayatlarının her anında seks yapmayı düşünmediklerini, bir heteroseksüel gibi siyaset yapabileceklerini, demokratik ya da silahlı direnişin bir parçası olabileceklerini kabul etmek gerekiyor. Rojava devrimini savunurken geçen yıl 7 Mart’ta şehit düşen MLKP savaşçısı Ivana Hoffmann bu söylediğimin en anlamlı örneğidir. Ivana lezbiyen bir kadındı, yani bir erkeğe değil de bir kadına aşık oluyordu. Ama bu cinsel tercihi/yönelimi O’nun kalkıp Almanya’dan Rojava’ya gitmesi ve DAİŞ çetelerine karşı savaşmasından alıkoyamamıştı. Giderken “güleryüzlü bir gerilla olacağım” demişti, onu 2015 yılının Ocak ayında Serekaniye cephesinde ağız dolusu gülerken bulmuştum. Cesaretli bir gerilla olmuştu. Asuri/Süryani köylerinin DAİŞ çetelerinden temizlenmesi operasyonunda ölümsüzleşti.
2013 yılındaki Haziran ayaklanmasının en önemli bileşeni de LGBTİ’ler olmuştu. Barikatlarda “Diren ayol” sloganıyla polisin saldırılarına direnmişlerdi. Çünkü ötekileştirilenlerin de ötekileştirdiği, ezilenlerin de ezdiği bir kesimdi. Ve hayatın bir yerinde isyan kaçınılmazdı. Çünkü nefret söyleminin hedefindeydiler. Bu yıl olduğu gibi.
Bu yıl ki Trans ve Onur yürüyüşleri, hem AKP/Saray rejiminin hem de onun tetikçisi grupların hedefinde. Günlerdir tehditler savruluyor. Yürüyüşün güvenliğinin sağlaması için çağrılar yapılan İstanbul Valiliği ise yüz binlerin katılımıyla yapılan yürüyüşleri yasakladı.
Bu yasak sadece LGBTİ’lerin meselesi değil. İlk olarak, siyasal bir hakkın kullanımının engellenmesi gibi bir mesele var ortada. İkincisi, bu engel aynı zamanda AKP/Saray rejiminin cinsiyetleri ve bedenleri de kendine benzetme ve tekleştirme politikası anlamına geliyor. Heteroseksizme karşı olan herkesi hedef alıyor. Üçüncüsü ve en önemlisi, LGBTİ’lerin varlık hakkını hedef alıyor. Bu nedenle 19 ve 26 Haziran yürüyüşlerinde “Hepimiz LGBTİ’yiz” demek, “Hepimiz Hrant’ız”, “Hepimiz Kürt’üz”, “Hepimiz Filistinliyiz” demek gibi ideolojik ve politik bir tutumdur. Hele de DAİŞ‘in ABD’nde gerçekleştirdiği Orlando katliamının ardından “Hepimiz eşcinseliz, hepimiz transız” deme zamanı.