Cihan DENİZ
17 Mart Zülküf Gezen…
23 Mart Ayten Becet…
24 Mart Zehra Sağlam…
25 Mart Medya Çınar…
Bir hafta içinde Türkiye’nin dört ayrı cezaevinde Kürt halkının dört yiğit evladı ölümsüzleşti.
Cezaevlerinde artık katlanılmaz hale gelen koşullara, her gün daha da ağırlaşan baskı ve zulümlere son verilmesi için değil, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit nezdinde tüm Türkiye halklarının özgürlüğünü ve barışını kuşatan duvarda bir gedik açmak için tereddüt etmeden kendilerini öne attılar.
Yaşamı uğrunda ölecek kadar seven ve tüm halkların barışı, özgürlüğü için yaşamlarından vazgeçen bu 4 kahramanın eylemlerinin biçimi hakkında çok şey söyleyebilirsiniz; eylemlerin yöntemini, biçimini doğru bulmayabilirsiniz, onaylamayabilirsiniz. Fakat tüm bunların ötesinde bu eylemlerin hepimiz için tartışma götürmez bir anlamı vardır. Bu fedai eylemleri, barış ve demokrasi mücadelesi verenler açısından hepimizin yüzümüze inmiş ağır bir tokattır.
4 şehadet hepimize ayna olmuştur. Kendi gerçekliğimizle bizi yüzleştirmiştir. Bu aynaya baktığımızda göreceğimiz eksiklerimiz ve yetmezliklerimizdir. Sesimizin yeterince gür çıkmadığıdır, eylemlerimizin yeterince güçlü olmadığıdır. Başta demokrasi ve barış güçleri ile aydınlar olmak üzere tercide karşı cezaevlerinde başlayan eylemin gerçek anlamının toplumun en geniş kesimleri tarafından gerektiği gibi bilince çıkartılmadığı ve gerektiği gibi sahiplenilmediğidir.
Bir basın açıklaması yaparak, sosyal medya kanallarında başlatılan kampanyalara yaptığımız paylaşımlarla destek olarak veya bir örneği okumakta olduğunuz yazı gibi gazetelerde, dergilerde yazılar yazarak, siyasetçi isek yaptığımız konuşmalar ile cezaevlerinde tecride karşı başlatılan açlık grevlerine destek olacağımızı sandık. Buna karşın cezaevlerinde başlayan eylem, sosyal medya paylaşımlarına, gazete sayfalarına, konuşma metinlerine sığdırılamayacak kadar hakidir. Sadece birkaç saniyemizi alan bir sosyal medya paylaşımı, birkaç sayfalık bir yazı, bir konuşma; tüm bunlar gerçek eylemler olmadan sanaldır ve maalesef kendimizi tatmin etmenin ötesinde bir anlam taşımaz. Belki sadece bir süre de olsa vicdanımızı rahatlatırız. O kadar. Gerçekte ise cezaevleri ile ilgili bir eyleme katılanların sayısı o eylem için yapılan sosyal medya paylaşımlarının binde biri bile kadar değildir. Zülküf, Ayten, Zehra ve Medya’nın şehadetleri, bu konudaki eksikliğimizi ve yetmezliğimiz çok acı bir şekilde yüzümüze vurmuştur.
Siyasetçiler, aydınlar, insan hakları savunucuları, sivil toplum temsilcileri, emekçiler, gençler olarak hepimiz cezaevlerinde başlayan açlık grevini yeterince sahiplenmediğimiz için, toplumun en geniş kesimlerini harekete geçirip iktidar üzerinde gerektiği gibi bir baskı kuramadığımız için Sarte’nin Cezayir ulusal kurtuluş mücadelesine destek olduğu gerekçesi ile idam edilen bir militanla ilgili kaleme aldığı yazıda çok güzel ifade ettiği gibi HEPİMİZ KATİLİZ. Bu kadar büyük olanaklara, sayısı milyonlara ulaşmış barış ve demokrasi gücüne rağmen cezaevindekilere umut olamamışsak, onlarda tereddütsüzce kendi bedenlerini öne sürmekten başka bir seçeneğin olduğu umudunu yeşertememişsek; bir kez daha söylüyorum HEPİMİZ KATİLİZ.
Zülküf, Ayten, Zehra ve Medya’ya yaşam borcumuz var; çocuklarını özgürce toprağa veremeyen, onlar için bir taziye çadırı bile kurmayan ailelerine borcumuz var. Asla ödenmeyecek bu borcu ancak halkların barış ve demokrasi mücadelesini yükselterek ve zafere ulaştırarak bir nebze olsun hafifletebiliriz. Bunun en somut adımı da cezaevlerinde devam eden ve belki de bu coğrafyada demokrasi ile faşizm arasındaki mücadelenin kaderini belirleyecek eylemi kendi mücadelemiz gibi sahiplenerek onu her alana yaymaktır. Topyekûn bir seferberlik haliyle bu eylemlerin sahiplenilmesi, tıpkı daha önceki örneklerde gördüğümüz gibi, ölümlerin de önüne geçecek ve iktidara geri adım attıracaktır. Açlık grevinde olan bir mahpusun dediği gibi: “Halkımızdan, devrimci ve demokratlardan beklentimiz bize destek olmak için değil, kendileri için direnmeleridir.”
Bu direnişin bizleri hayal ettiğimiz barış ve özgürlüğe götüreceğine olan inancımla, tüm halkların güzel yarınları için kendi yaşamlarından tereddüt etmeden vazgeçen Zülküf Gezen, Ayten Becet, Zehra Sağlam ve Medya Çınar’ın anıları önünde bir kez daha saygı ile eğiliyorum. Şehadetleri ile bizim sırtımıza yükledikleri ağır borç, bizlerin halkların barış, özgürlük ve demokrasi mücadelesini zafere ulaştırmamızın gerekçelerinden biri olmuştur.