
Munzur’un kaynağından geldik
Grubun en yaşlı üyesi Gagik Ginosyan, Dêrsim’e kendi özyurtlarına gideceklerini düşünerek geldiklerini söylüyor. ‘Biz tarih boyunca bu topraklarda bu toplumla kültür ve geleneklerimizle iç içe yaşadık’ diyen Ginosyan, bu birlikteliğin oluşturduğu benzer kültürün bugün bile farklı coğrafyalarda sürdürüldüğünü aktarıyor. Dêrsim için yaşam kaynağı olan Munzur’un kendileri için de çok önemli olduğuna değinen Ginosyan, “Munzur’a gittik, suyun kaynağını gördük. Bütün Ermeni, Kürt ve Aleviler o sudan gelen bir toplumdur” diyor.
Folklar birliğimizi sağlıyor
Ginosyan, bundan önce de Dêrsim’e üç grubun geldiğini kaydederek onlardan aldıkları olumlu izlenimleri şöyle aktarıyor: “Önceki gruplardan edindiğimiz bilgilerden buradaki Ermenilerin, buranın halkıyla sorun yaşamadıklarını öğrenmiştik. Bu duyguların ışığında büyük bir istekle geldik. Buradaki insanları gördükçe mutlu olduk. İnsanlar ile konuştukça daha çok sevdik.” Folklorun Ermenilerin ulusal birliği noktasında önemli bir yerde durduğunu söyleyen Ginosyan, aynı zamanda kuvvetli toplumların kendi kültür ve sanatını ileri götürebilmesi için folklorunu nesilden nesile aktarıp ayakta tutması gerektiği görüşünde.
Dêrsim’de sıcaklığı yaşadık
Ginosyan, Dêrsim’e gelme nedenlerinden bir tanesinin de buradaki Ermenileri kendi kültürleriyle buluşturmak olduğuna söylüyor. Bir kafileyle Dêrsim’e geldiklerini de sözlerine ekleyen Ginosyan, aralarındaki genç insanların biraz çekinceli olduklarını ama buradaki yaklaşımı gördükten sonra mutluluklarının yüzünden anlaşıldığını ifade etti. Ginosyan, ayrıca seneye bu yöreye ait değişik oyunlara daha iyi hazırlanıp gelmek istediklerini de belirtti. Karin’in diğer oyuncularından Luiza Terosyan da, Dêrsim’e gelirken, büyüklerimizin topraklarına gelecek olmanın duygu ve hüznünü taşıdıklarını söyledi. Terosyan, Dêrsim’deki insanları gördüğü zaman onların yakınlığı ve sıcaklığını hissedince daha çok duygulandığını ifade ediyor.
Amaç yüzleşmek-yüzleştirmek
Dêrsim ile Ermenistan arasındaki köprüyü kuran Miran Pirgiç Gültekin ise üç senedir bu iletişimin sürdüğünü ve amaçlarının Yerivan - Dêrsim arasında köprü oluşturup tarihle yüzleşmek-yüzleştirmek olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda kültürel yakınlaşmayı sağlama amacı güttüklerinin altını çizen Gültekin, şunları söyledi: “İnsanlar izlediği zaman kendi kültürleri olduğunu görüyorlar. Oyunlarda bu bölgenin figürleri ağırlıkta; Erzurum, Mûş, Sason, Dêrsim’de oynanan oyunları oynuyorlar. Buradaki yakınlaşma her iki taraf içinde daha fazla ne yapılabilirin imkanlarını oluşturmaya başladı. Dêrsim’e yönelik alan çalışmasına yönelip Ermeni kültürünü canlandırmak istiyoruz.”
O oyunla bizi kestiler
Kökenlerinin Erzurum’a dayandığına değinen Ginosyan, 1915 soykırımına ilişkin ise “Büyüklerimizden duyduğumuz Sivas, Erzincan ve Dêrsim insanları hep birbiriyle kaynaşmıştır o zamanlar. Alevilerden hiçbir kötülük görmemişler. Soykırım olduktan sonra ise bağlar kopmuş ve insanlar göç etmişler” diyor. Ginosyan, soykırım halk danslarına nasıl yansıdı sorusuna ise şöyle yanıt veriyor: “Biz de acılar daha çok ezgiler, şarkılar ve ağıtlarda var. Danslarımızla acıyı ifade etmiyoruz. Soykırım olmadan önce Yura diye bir oyun oynardık. Neşeli bir yöre oyunudur. Bir kadın dansıdır. Soykırım yapılırken bu oyunu oynatarak eğlenmişler. Çay bardakları ellerinde, ritim vererek kızları dans ettirip orada her türlü işkenceyi de yapmışlar. O oyun altında bizi kesmişler. Büyüklerimiz, nenelerimiz o oyunu biliyorlar, hatırladıkları için o konuda konuşmak istemiyorlar, o acıları unutmak istiyorlar. Biz artık o oyuna kurtların dansı diyoruz ve oynamıyoruz. O oyunu hafızamızdan silmek istiyoruz.”
ÖNDER ELALDI/DÊRSIM