Birkaç gün önce Şırnak’taydım. Akşam karanlığında Şırnak’a vardığımda sıcak hava yüzüme vurdu. Uçağın klimasının serinliğinden sonra geliş nedenimi düşününce sıcak olabildiğince ürküttü.
Evet, Şengal dağlarından Roboskî üzeri Kuzey’e geçiş yapan Êzîdîleri takip etmeye ve onlarla röportajlar yapıp, yol hikayelerini dinlemek ve becerebilirsem o hikayeleri yazıp anlatmak, bir nebze de olsa onların sesini duyurmak için gitmiştim.
İlk olarak HDP milletvekilleri Faysal Sarıyıldız ve Selma Irmak ile görüştüm. Daha sonra da orada Êzîdîler için gönüllü olarak çalışan kurum temsilcileri ile. Bu arkadaşlar gerçekten tüm duyarlılıkları ile Êzîdîler için çaba harcıyorlardı. Buradan onlara yürekten teşekkür ederim.
Şengal’den gelen yaklaşık 20-25 bin Êzîdî vatandaş var, gün geçtikçe de sayı artıyor. Gelenlerden yaklaşık olarak iki bin kişi Şırnak merkezde, bin beş yüz kişi Uludere’de, iki bin beş yüz kişi Cizre’de, iki bin kişi de Silopi’de konumlandırılıyor. Geri kalan insanlar da çevre illere, Diyarbakır, Batman, Mardin, Viranşehir’de konumlandırılıyor.
Gelen Êzîdîlerin büyük bir kısmı Roboskî üzerinden, bölgenin coğrafi koşullarını kullanarak bir şekilde geçiş yapmışlar, o da şanslı olanlar... Devlet sınırları kapattığı için geçişleri oldukça zor olmuş. Günlerce aç, susuz ve yorgun bir şekilde yol almışlar. Belki devlet sınırları açmış olsaydı bu kadar zorlanmayacaklardı.
Êzîdîlerin ihtiyaçları BDP belediyeleri ve Kürdistan’daki kurumların, sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde halk tarafından sağlanıyor. Kamplarda yine halk tarafından görevlendirilmiş insanlar, Êzîdîlerin yemek ihtiyaçlarını seyyar mutfaklar kurarak ve yemeklerini pişirerek sağlıyor. Yine ilaç, battaniye, elbise vb. ihtiyaçlarda düzenli bir şekilde karşılanıyor.
Altmış bin Êzîdî vatandaşın şu an Şengal dağlarında olduğuna dair ve bu insanların Kuzey Kürdistan’a geçmek için yollarda olduğu bilgisi var.
Bu insanların yeniden Şengal’e geri gitmesi için, orada gerekli güvenliği sağlamak ve elbetteki; uzun yıllar alacak rehabilitasyon desteği için gerekli yardımların yapılması lazım. Eminim ki Kuzey Kürdistan halkı bunun için elinden geleni yapacaktır. Devletin yaklaşımını gördükten sonra zaten bir beklentim yok. Devlet bildik devlet; kör, sağır ve dilsiz. Midyat’ta AFAT öncülüğünde yaklaşık iki bin kişilik bir kamp oluşturmuşlar ama sembolik ve insanı açıdan hiçbir destek yok. Birleşmiş Milletler demokrasiden dem vuruyor ama vicdanları parçalayan bu durum karşısında devreye girmemesi de şaşırtıcı. Yine uluslararası kuruluşlar bir an önce devreye girmeli.
Ciddi ihtiyaçlar var. En önemlisi de sağlık. Gelen insanlarda aşırı yorgunluk, susuzluk ve açlıktan kaynaklı halsizlikler ve eklem ağrıları var. Ameliyat olması gereken insanlar var. Gönüllü doktorlar yetmiyor, bol miktarda ilaç lazım ve her türlü ilaca ihtiyaç var.
Hangi Êzîdî insana dokunsanız dehşet hikayeler çıkıyor. Çocukları susuzluktan ve açlıktan ölen insanlar, kızları kaçırılan ve Arap pazarlarında satılan aileler, tecavüze uğrayıp kendini kayalıklardan atan kadınlar ve daha nice vahşet. Gerçekten ama gerçekten bir insanlık trajedisi yaşanıyor. Bu insanlık ayıbı karşısında hepimizin Êzîdî olması, kendini öyle hissetmesi ve onların yanında olması gerekiyor.
Êzîdî halkımızın yaşadıklarını biraz da olsa anlamak, biraz da olsa kendimizi onların yerine koymak ve en önemlisi elimizden ne geliyorsa yapmamız gerekiyor. Şırnak’ta kaldığım süre içerisinde, Êzîdîlerle yaptığım röportajları, onların anlattıklarını, yol hikâyelerini tüm ayrıntıları ile gazetemizde özel dosya olarak önümüzdeki günlerde yayınlayacağız. Okumanızı öneririm.