- Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde cansız bedeni çıkarılan 29 yıllık tutsak Halil Güneş, dün Adana’da toprağa verildi. Güneş, Adanalı Arap bir ailenin çocuğuydu. Kardeşi Gül Güneş, “Onun bütün mücadelesi Kürdistan içindi. Sonucunda da bu şekilde katledildi. Ağabeyim mücadelesinin şehididir ve katili devlettir” dedi.
Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde önceki günün sabahı yaşamını yitiren hasta tutsak Halil Güneş, dün Adana’da törenle toprağa verildi. Güneş’in cenaze töreninde konuşan HDP’li Tülay Hatimoğulları, “O Kürt halkının özgürlük mücadelesi için bedel ödeyen yiğit insanlarından biriydi” dedi.
Türk cezaevlerindeki hasta tutsaklar, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “cezaevinde kalabilir” raporları ya da yargının verdiği olumsuz kararlar nedeniyle ölüme mahkum ediliyor. Son bir hafta içerisinde Türk cezaevlerinde katledilen Bangin Muhammed, Garibe Gezer ve Abdülrezzak Şuyur’un ardından bu kez de tutsak Halil Güneş, Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde esaret altındayken katledildi. Aynı zamanda İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) ağır hasta tutsaklar listesinde de yer alan ve yıllardır tedavisi yapılmayan Güneş, önceki gün tutulduğu tek kişilik hücresinde ölü bulundu. Cezaevinde felç geçirdikten sonra 2014’te tahliye edilen Salih Tuğrul da tedavi gördüğü Mersin’de önceki gün yaşama veda etti.
Kürdistan Özgürlük Mücadelesine 1990’da katılan Halil Güneş, 1993’te esir alınarak dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından müebbet hapse çarptırıldı. Askeri hakimlerin kontrolündeki DGM’ler 2014’te hukuk devletiyle bağdaşmadığı için kaldırılmasına rağmen bu mahkemelerin aldığı kararlarla tutsak edilenlerin durumunda ise hiçbir değişiklik yaşanmadı. Halil Güneş de o tutsaklardan biriydi. 1993’ten itibaren Türkiye’nin birçok hapishanesine defalarca sürgün edilen Güneş, son olarak Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne gönderildi. Akciğer kanseri, kemik kanseri, KOAH ve Uyku Apnesi gibi kritik hastalıkları da bulunan Güneş, onlarca rapor ve belgeye rağmen tahliye edilmedi. Pandemi bahane edilerek tedavisi engellenen, ilaçları verilmeyen ve tek kişilik hücrede tutulan Güneş, 15 Aralık’ta sabaha karşı yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirmesine rağmen devlet tarafından hedefte tutulmaya devam eden Güneş’in ön otopsi raporu avukatlarına verilmezken ailesinin Adana’da bulunan evi de polis ablukasına alındı.
Halil Güneş’in cenazesi, Amed’de Adana’ya getirildi. Buruk Mezarlığı Morgu’na kaldırıldı. Güneş için dün düzenlenen törene, ailesinin yanı sıra Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Tülay Hatimoğulları, Muazzez Orhan Işık ve Kemal Peköz ile TJA, HDP, DBP, AYKAY-DER, AATUHAY-DER yöneticileri ve çok sayıda kişi katıldı. Güneş’in cenazesi, Buruk Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Yiğit insanlardan biriydi
Güneş’in toprağa verilmesi ardından konuşan HDP’li Tülay Hatimoğulları, “O Kürt halkının özgürlük mücadelesi için bedel ödeyen yiğit insanlarından biriydi. Bakın biz sadece 48 saat içerisinde üç hasta mahpusu kaybettik. Biri de Halil Güneş’ti. Halil yoldaşımız, bir röportajında, ‘Biz hayatı uğrunda ölecek kadar seviyoruz. Biz bu düzenin insanları onursuzca, açlığa, yoksulluğa, dilinden arındırılmış bir yaşama karşı, Kürt halkının dilini konuşması, Kürt halkının onurlu bir şekilde bu ülkede yaşayabilmesi için mücadele ettik ve bizler bu uğurda yaşamımızı kaybetmekten bir adım bile geri durmayacağız’ şeklinde konuşmuştu. Bizler de onun yürüttüğü mücadeleyi sonuna kadar yürüteceğimizin sözünü buradan bir kez daha veriyoruz” dedi.
Güneş’in taziyesi, Seyhan ilçesi Meydan Mahallesi’nde bulunan aile evinde kabul ediliyor.
İltihaplı yaralar içindeydi
Ağabeyinin şehadet haberini sabah saat 11.00 sıralarında cezaevi yönetimin aramasıyla öğrendiklerini aktaran Gül Güneş, vücudundaki yaralar için hastaneye götürüldüğünü ve sonrasında hücrede tutulduğunu belirterek, “Vücudunda çeşitli iltihaplı yaralar oluşmuş. O yaraların pansumanı için hastaneye gidiyor. Hastaneye gidip gelmesinden dolayı karantinaya alındı” dedi.
Ne yaptıysak tedavi etmediler
Muhabirimiz Miheme Porgebol’a konuşan Gül Güneş, şunları ifade etti: “29 yıldır içerideydi. Defalarca devleti uyarmamıza, irtibata geçmemize rağmen hiçbir şey yapılmadı. İlaçları için birçok kez gereken her yere başvurdum. İlacı verilmedi. Hastalığı boyunca tedavisi yapılmadı. Acilen tedavi olması gerekti için her yere başvurduk ama tedavisi yapılmadı. Anayasa Mahkemesi’ne binlerce dilekçe gönderdik, hiçbir şekilde dönüş alamadık. Meclis’teki milletvekilleriyle de görüştük, onlar da tedavi olabilmesi için girişimlerde bulundu. Ne yaptıysak tedavi etmediler. Bir kanser hastasının tedavisini engellerseniz niyetiniz bellidir zaten.”
‘Her şey yolunda’ demişler
Gül Güneş, ağabeyinin sağlık durumunun kötüye gitmesinden ötürü geçen hafta gitmeyi planladıkları görüşe gidemediklerini kaydederek, şunları paylaştı: “Telefonla arayıp ağabeyimin acilen hastaneye götürülmesi gerektiğini söylediler. Bize ‘açık görüşe gelmeyin. Halil 14 gün karantinada kalacak’ denildi. Her gün cezaevini arıyordum durumundan haberdar olabilmek için. Bana ‘Şu an tek kişilik odada kalıyor. Biz her yarım saatte bir kontrol ediyoruz. Merak etmeyin, her şey yolunda’ diyorlardı. Sabaha da ölüm haberini verdiler. Ağabeyimi kesinlikle devlet katletti. Bunun başka bir açıklaması olamaz.”
Bu cinayetin peşini bırakmayacaklarını söyleyen kardeş Güneş, “Ağabeyim cezaevinde, tek kişilik bir hücredeki yatağında ölü bulunmuş. Avukatlarımızla görüştük. Cezaevi ve sorumluluğu olan bütün kurumlar hakkında suç duyurusunda bulunacağız” dedi.
Mücadelesinden taviz vermedi
Gül Güneş, ağabeyinin inandığı değerlere ve mücadelesine sıkı sıkıya bağlı olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: “Bizim ailemiz kendini her zaman bu mücadelenin bir parçası olarak gördü. 30 yıldır hak mücadelesi veren, bütün kurumlarla irtibat halinde olan bir aileyiz. Ağabeyim de ömrü boyunca duruşundan ve mücadelesinden hiçbir şekilde taviz vermedi. 1990’da mücadeleye katıldı. 20 yaşında üniversite okurken bir gün çıktı evden ve ondan sonra bir daha gelemedi. 93’te esir düştü. 29 yıldır da içerideydi. Zindanda sonuna kadar mücadele etti. Tek bir gün bile yılgınlığa düşmedi. Son nefesine kadar direndi. Kendisi ağır hastayken bile arkadaşları, mücadelesi için bir şeyler yapmaya çabalıyordu. Mücadelesi için hiçbir şeyden geri durmadı.”
Bütün mücadelesi Kürdistan içindi
Güneş, “Onun bütün mücadelesi Kürdistan içindi. Sonucunda da bu şekilde katledildi. Ağabeyim mücadelesinin şehididir ve katili devlettir” diyerek, şunları ekleyebildi: “Ben ağabeyimi yaşayamadım. Devletin bize yaşattıklarını nasıl anlatabilirim ki? Kendinizi benim yerime koyduğunuzda, siz olsanız ne hissedersiniz?”
Koğuş arkadaşı Birdal anlattı
Halil Güneş ile 2000’de Ulucanlar’da 6 ay aynı koğuşta kalan İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, ANF’de Zeynep Kuray’a yaptığı açıklamada, gelinen noktada cezaevlerinde düşman hukukundan öte intikam hukukunun işletildiğine dikkat çekti. Hasta tutsakların yaşam hakkının devlet tarafından teker teker yok edildiğini belirten Birdal, her koşulda bir hukuk devletinin güvencesi altında olması gereken insanın yaşam hakkının yok edildiğini söyledi. Birdal, Güneş’in senelerdir hasta olduğunu ve infazının ertelenmesine yönelik tüm taleplerine rağmen serbest bırakılmadığını hatırlattı. Güneş’in çok hümanist bir insan olduğunu kaydeden Birdal, şunları anlattı: “1999’da 11 devrimcinin katledildiği Ulucanlar Cezaevi katliamı sonrası beni, dört DEP milletvekilini ve tedavi olmaları için hasta mahpusları oraya sevk etmişlerdi. 6 ay aynı koğuşta kalmıştık. Kimisinin ayağı yoktu, kimisinin iki eli, iki gözü yoktu. Halil, aynı koğuşta bulunduğum ağır hasta mahpuslardan biriydi. Hatta ‘Sarı Zarf’ isimli kitabımda onunla birlikte çekilmiş bir fotoğrafım var. Halil, şair ve yazardı. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almıştı. Gece nöbetlerimizi o belirlerdi. Nöbete beni yazmıyordu, çalışmalarımı kolaylaştırmak için bana ahşap bir masa yapmıştı, aydınlatmayı da sağlamıştı. Çok değerli bir insandı. Koğuştaki saç tıraşlarımızı hep Halil yapardı. Benim tahliye tıraşımı da o yapmıştı. ‘Heval seni dışarıya yakışıklı gönderelim’ diyerek takılmıştı. Çok zarif bir insandı. Halil ile volta atarken hep güzel hayallerini anlatırdı bana. Adanalı Arap bir ailenin çocuğuydu ve büyüdüğü mahallede Kürt ailelerine yapılan baskı ve zulümlere tepki göstererek yurtsever harekete katılmıştı. Anılarından söz ederken, komşu çocuğunun üzerinde gezen akrebe kimse dokunamazken nasıl onu eline alıp yere bıraktığını anlatmıştı. Bu nedenle bana hep ‘Efsunluyum heval’ derdi, çünkü zehirli akrepleri bile eline alıyormuş.” HABER MERKEZİ
Tuğrul da yaşama veda etti
Cezaevinde felç geçirdikten sonra 2014’te tahliye edilen Salih Tuğrul, tedavi gördüğü Mersin’de yaşamını yitirdi.
Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu iken felç geçirip hafızasını yitirdiği için 13 Aralık 2014’te hakkında tahliye kararı verilen hasta tutsak Salih Tuğrul, tedavi gördüğü Mersin Şehir Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. Tuğrul’un cenazesi hastane morgundan ailesi ve Çukurova Tutuklu ve Hükümlü Aileleri İle Yardımlaşma Derneği (TUAY-DER) üyeleri tarafından alındı. Tuğrul, toprağa verilmek üzere Siirt’te gönderildi.
18 yıl boyunca cezaevinde kalan Tuğrul, 2007’de iki kez kalp krizi geçirmiş ve ardından kısmi felç durumu ortaya çıkmıştı. 2013’te ise cezaevinde düşerek beyin kanaması geçiren Tuğrul, reflekslerini ve hafızasını yitirmiş, ihtiyaçlarını karşılayamadığı için günlük hayatını sürdüremez hale gelmişti.