
Öcalan, AKP Hükümeti’nin sürece yaklaşımını nasıl değerlendiriyor?
Sayın Öcalan İmralı’da yürütmüş olduğu görüşmelere çok büyük bir anlam biçiyor. “Biz burada çok ciddi bir iş yapıyoruz. Dolayısıyla devletin ve hükümetin de bu ciddiyetle yaklaşması gerekir” cümlelerini kullandı. Bunu devlet heyetine de söylediğini, kendisinin harcamış olduğu her saniyenin ciddi bir çalışmayı içerdiğini vurguladı. Bunu hükümete de aktarmaları gerektiğini ifade etti. Hükümetin bugüne kadar daha çok güncel siyasi konjonktür üzerinden kendi siyasi çıkarlarını önceleyerek, yakın dönemde de seçim sürecini gerekçe göstererek sürece yaklaştığını ve bunun kabul edilemeyeceğini ifade etti.
Öcalan’ın, Türkiye’de derinleşen devlet krizine ilişkin yeni değerlendirmeleri oldu mu?
Sayın Öcalan krizden hala çıkılmadığını belirtti. Bunda da AKP’nin yaklaşımlarının belirleyici olduğunu, AKP’nin süreci yeterince doğru okuyamadığını ve doğru götüremediğini ifade etti. Bu krizle ilgili en büyük kazanımın paralel devletin resmi olarak kabul edilmesi olduğunu dile getiriyor. Krizden hegemonyacı, otoriter bir yapıyla değil demokratikleşmeyle çıkılabileceğini ve AKP’nin bunu yapmayarak, aslında krizi devam ettirdiğini vurguluyor. Erdoğan’ın da cesur demokratik adımlar atmayarak darbe zemini için imkan yarattığını belirtiyor.
Haşim Kılıç’ın çıkışına ilişkin bir yorumda bulundu mu?
Sistem analizi yaparken, “İşte gördünüz Anayasa Mahkemesi’ndeki konuşma deprem yarattı” dedi. Türkiye’nin yapısal sorunlarını demokratikleşmeyle aşmasının zaruretini ortaya koyduğunu ifade etti.
Öcalan, Kürt kurumları ve demokrasi güçleri için kapsamlı bir yeniden yapılanma süreci mi öngörüyor?
Evet. Sayın Öcalan bu konuda görüşlerini ayrıntılı bir şekilde ortaya koydu. BDP, DTK, HDP ve HDK konusunda önerilerini paylaştı. Özellikle şu vurgu önemliydi: “Ortak Vatan, Demokratik Cumhuriyet ve Demokratik Ulus temelinde ortaya koymuş olduğum çözümlemelerim iyi kavranır ve pratiğe geçilirse önemli sonuçlara ulaşılır.” Bu konuda bütün kurumların pozisyonlarını önemsediğini ve yeniden yapılanma sürecinin bu doğrultuda olması gerektiği görüşünü ifade etti.
Örneğin DTK’nin Kürt halkının karar mekanizması olduğunu vurguladı. Sayın Öcalan, “DTK bir proto-meclistir ve önümüzdeki dönemde yerel parlamento olacak ve çözüm de bunun üzerinden gelişecek” dedi. Bunun için DTK’nin yeniden yapılandırma sürecini önemsediğini söyledi. Kendisinin çözüme yönelik önerdiği 8 komisyonun DTK bünyesinde mutlaka oluşturulması gerektiğinin altını çizdi; hatta bunların sayılarının ihtiyaca binaen artırılabileceğini, 15 veya daha fazla olabileceğini belirtti. DTK’nin tüzükle beraber kendini yeniden yapılandırması gerektiğini ifade etti. İş çıkarabilecek kadroların bu çalışmalara öncülük yapması gerektiğini vurguladı. DTK’nin bir yerel parlamento şeklinde bu konularla ilgili pratik çalışmalar yürütmesinin son derece önemli olduğunu vurguladı.
BDP’nin rolü ne olacak?
BDP’nin yeniden yapılanma sürecine yoğunlaşması gerektiğini vurguladı. BDP’nin yerel demokrasiyi inşa için nitelikli kadrolarla güçlü bir şekilde sürece katkı sunması gerektiğini ifade etti. BDP’nin özerklikle ilgili kadro yetiştiren, siyaset akademileri kuran, halkı eğiten ve özerkliğin pratik örgütlenmesini yapan bir mekanizmaya kavuşması gerektiğini ifade etti. BDP’de yer alacak ve bu çalışmaları yürütecek olanların hiçbir mevki ve kariyer beklentisi olmayan, kendisini adayan kadrolardan oluşmasının önemli olduğunu söyledi. “Bunu benim üzerimden formüle edebilirsiniz” dedi. “Ben burada bir koltuk sahibi değilim, koltuksuzum ama büyük bir coşkuyla bir halkın özgürlük mücadelesinin inşası için çalışıyorum” dedi. “BDP’de de DTK’de de bu ruh hakim olmalı” dedi. Bu temelde tüm organların ve komisyonların hızla oluşması ve çalışmalara da hızla dahil edilmeleri gerektiğini ifade etti. Çok nitelikli kadroların, cezaevinde yatmış, kendini yasal süreçlerden dolayı siyasetin farklı yerinde konumlandıramayacak arkadaşların olduğunu ve bunların değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Mücadelede büyük bedeller ödemiş yetkinlikte olan çok arkadaş var, onlarla ilgili çok ciddi çalışmalar yapıyor.
HDK-HDP için ne önerilerde bulundu?
HDP Kongresi’nden sonra HDK’nin de kendini yeniden yapılandıracak bir süreci ön görmesinin önemli olduğunu belirtti. BDP ve DTK’nin yerelden inşa ettiği demokrasiyi HDK’nin tüm Türkiye sahasıyla buluşturabileceğini vurguladı. HDK için iki meclisli bir sistem önerdi.
Bunlardan birincisi; Demokratik Ulus Meclisi. Bu meclis ulus devletçi meclisi aşan bir model olacak. Kavramsal ya da teorik bazda Türkiye’nin ufkunu açacak bir meclis yapılanması olacak. Bütün bölgeleri temsil edecek bir meclis oluşumu. 20-25 Özerk bölge üzerinden formüle etti. “Bu 20-25 bölgeyi temsil eden 100’e yakın meclis üyeliğiyle Demokratik Ulus Meclisi mutlaka örgütlendirilmelidir” dedi.
İkinci Meclis; bölge bazlı kültürel, ekonomik, coğrafik bir takım kriterlerle tanımlanmış olan vilayetleri temsil eden Bölgeler Meclisi şeklinde örgütlendirilebilir önerisi yaptı. Bu meclisin sayısı Demokratik Ulus Meclisi’ne göre daha fazla, 4 kat veya 5 kat fazla üyeye sahip olabilir. Yani 400-500 üyeye sahip olabilir. Bu meclis HDK’nin Bölgeler Meclisi ayağı olacak. Demokratik Ulus Meclisi ve Bölgeler Meclisi tıpkı Senato ve parlamento gibi aynı yapının iki ayrı demokratik karar organı olacak. Bölgeler Meclisi ve bütün Türkiye’yi kapsayan Demokratik Ulus Meclisi şeklinde bir örgütlenme demokratik bir cumhuriyet için önemli sonuçlar ortaya çıkarır, vurgusu yaptı. “Eski Osmanlı Vilayet Sistemi’nde de bu tarz bir yapılanma vardı. Türkiye’de 7 bölge üzerinden yapılan tanımlamanın altı boş. Örneğin Botan bölgesinde Şırnak ile Hakkari’yi ayıran çok farklılık yoktur. Kültür, coğrafik koşullar, ekonomik koşullar hepsi aynıdır. Dolayısıyla Bölgeler Meclisi’nde tek bir bölge olarak temsil edilebilir. Bunu tüm Türkiye geneline uygulayarak Bölgeler Meclisi delegasyonu ve Demokratik Ulus Meclisi delegasyonu seçilebilir ve temsil edilebilir” dedi.
Peki HDP hangi kesimlere ve nasıl hitap edecek?
HDP’nin bütün Türkiye halklarını kucaklayan, sistemin ötekileştirdiği bütün kesimleri içerecek bir şekilde çalışma yapması gerektiğini vurguladı. Yani Alevilere, sol, sosyalist çevrelere, Müslüman demokratlara, liberal demokratlara, Türkiye’deki yoksul kesimlere, işsiz kesimlere, işçilere, emekçilere ulaşabilecek bir kitle partisi modelinin mutlaka hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti. Türkiye siyasetinde bu yönlü çok büyük bir boşluk bulunduğunu ifade etti. Bu bağlamda HDP’nin yeniden yapılanma sürecinde halkla ortaklaşmanın ve halktaki bazı kaygıları gidermenin önemli olduğunu ifade etti. Bunun bugüne kadar başarılmamış olmasının demokratik siyasetin yetersizliği olduğunu ve bunu eleştirdiğini söyledi. Özellikle HDP projesini boğmaya yönelik çok sistemli devlet saldırıları olduğunu ve bu devlet saldırılarının seçim sürecinde bir linç kampanyasına dönüştüğünü söyledi. Yine bu projeyi yıkmaya çalışan dar ilkel milliyetçi çevreler ve dar yaklaşan Türk sol grupları tarafından yeterince anlaşılmadan saldırıya maruz kaldığını, bu saldırıların bir parçasının da sahte aydınlar olarak tanımladığı bir kesim tarafından yürütüldüğünü ifade etti. Buna karşı stratejik bir hamle proje olarak HDP’nin tanımlanması gerektiğini ve bütün emekçilerin dostluk hamlesi olarak buna yaklaşılması gerektiğini vurguladı. Önümüzdeki dönemde HDP’nin daha net tavırlar ortaya koyması gerektiğini ifade etti. Yapıcı katkı sunacak eleştirilere açık olmasını hatta bunun kendi içerisinde örgütlenmesine zemin de hazırlayabileceğini ama yıkmayı, geriletmeyi ve boğmayı hedefleyen tutumlara ve çevrelere karşı da çok net tavırlar koyması gerektiğini ifade etti. Önümüzdeki kongre süreçlerinde kapsamlı bazı tartışmaların tüketilmesinin önemli olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanlığında alınacak oy hayati
Cumhurbaşkanlığı seçimleri için neler söyledi?
Cumhurbaşkanlığı seçiminin çok önemsenmesi gerektiğini ifade etti. Çünkü ciddi bir potansiyelin olduğunu, yerel seçimlerin 3 katına çıkaracak koşullarının olduğunu belirtti. O nedenle bütün Türkiye halklarını ve Türkiye emekçilerini kucaklayacak bir aday profilinin belirlenmesi ve bütün çevrelerin bu aday etrafında birleşerek azami düzeyde bir oy sayısını hedeflemesi gerektiğinin altını çizdi. Bunun tahmin edilemeyecek kadar önemli olduğunu ve önümüzdeki dönemde Türkiye’deki siyasal ve toplumsal sorunların çözümüne çok büyük katkı sağlayacağına vurgu yaptı. O nedenle bütün dar yaklaşımların bir yana bırakılarak bütün bu bahsetmiş olduğum çevrelerin HDP’nin belirleyeceği aday etrafında birleşmesinin son derece önemli olduğunu ifade etti.
1 Mayıs’ı selamladı
1 Mayıs’a ilişkin ne masaj gönderdi?
Sayın Öcalan 1 Mayıs’ı, Emek ve Direniş Bayramı olarak gördüğünü ve selamladığını ifade etti. Türkiye’deki tüm emekçilerin 1 Mayıs Emek Bayramı’nı kutladığını, HDP’nin de hem 1 Mayıs’ta hem de tüm hak mücadelelerinde örgütlü ve birleştirici rol oynaması gerektiğini ifade etti. 1 Mayıs’a özgün bir mesaj hazırlıyor Sayın Öcalan. Yakın zamanda heyete iletileceğini bildirdi.
En çok heyecan duyduğum bildiri
10-11 Mayıs’ta yapılacak Demokratik İslam Konferansı’na ilişkin ne mesaj gönderdi?
Demokratik İslam Konferansı’yla ilgili hazırlık komisyonunun yaptığı bazı çalışmaları ve dökümanları biz kendisine ilettik. Bunları aldı ve inceledi. Toplantının içerisinde birkaç dakikalık arada bunları inceledi ve çok büyük değer biçtiğini söyledi. Bu çalışmayı yürüten herkese özel selamlarını iletti. Demokratik İslam Konferansı’nın sonuçları itibariyle güçlü yansımaları olacağını ve bunun mutlaka kurumsallaşması gerektiğini ifade etti. Türkiye İslamı, İran İslamı, Kürdistan İslamı gibi milliyetçi tanımlamalara karşı olduğunu; İslam’ı hem bu milliyetçi tanımlamalardan hem de iktidar aracı olmaktan kurtarmayı tartışmanın önemli olduğunu ifade etti. Türkiye’deki İslam’ı da siyasileşmeyen bir kurumsallaşma üzerinden ele almak gerektiğini ve Diyanet İslamı’nı da bir yana bırakarak bunu yapmak gerektiğini ifade etti.
Kürdistan’da Kürt halkının kültüründe büyük önemi olan medrese kültürünün mutlaka yeniden ayağa kaldırılması ve yenilenmesi gerektiğini vurguladı. Medrese kültürü üzerinden kurumsallaşmaların olabileceğini, bunun için Amed, Bitlis, Van ve Urfa’da çeşitli merkezlerin kurulabileceğini ifade etti. Sayın Öcalan, bunların hem kendi okullarını açmasının hem dini eğitimini yapmalarının önemli olduğunu; buralarda eğitimlerin Kürtçe olmasının önemli olduğunu vurguladı. “Demokratik İslam Konferansı ile ilgili bildiriyi hazırlarken en fazla heyecan duyduğum ve keyif aldığım bildirilerden oldu. Çok önemsiyorum” dedi. Mesajı çok değer verdiği Seyda Abdurrahman Timoqî’ye atfettiğini söyledi. Rojava’da Sayın Öcalan’la birlikte kalan ve geçen yıllarda vefat eden çok değerli bir Seydadır. “Gerçek anlamda bir seydanın ve mellenin nasıl olması gerektiğini ben hep onun üzerinden tanımlıyorum” dedi.
GÜNAY AKSOY/ZANA KAYA/İSTANBUL