Siz bu satırları okurken, İmralı’da bir yıla yakın zamandır uygulanan tecrit sona ermiş, AKP Hükümeti, PKK lideri Öcalan’ın geçen yıl ileri sürdüğü‚ 'sağlık, güvenlik ve özgürlüğün' sağlanacağını deklare etmiş, zindandaki Kürt tutsakların özgür olacağı, anayasal çözümün hayat bulacağı sürece start vermiş, PKK de buna karşılık ateşkes ilan etmiş, sorunun barışçıl çözümü yolunda bazı taahhütlere girmiş, Türkiye yaşamsal önemi olan bir uzlaşı dönemecine girmiş olabilir!
Siz bu satırları okurken tam tersi şeyler yaşanmış da olabilir: Öcalan’a uygulanan tecridi kalıcı hale getirecek yasa yeniden Meclis'e gönderilmiş, KCK operasyonları Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir'i de içine alacak şekilde genişletilmiş, bazı BDP milletvekillerinin vekilliklerine son verilmiş, yaygın kara ve hava operasyonları başlatılmış, çatışmalar şehirleri de içine alacak şekilde yayılmış ve şiddetlenmiş de olabilir!
Siz bu satırları okurken Irak Başbakanı Maliki ile Güney Kürdistan lideri Barzani arasındaki soruna bir çözüm bulamayan Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani istifa etmiş, İran askerleri Kandil üzerinden Güney Kürdistan’a saldırıya geçmiş, PKK ile İran arasında şiddetli çatışmalar baş göstermiş de olabilir!
Ya da tam tersi şeyler yaşanabilir: Irak Merkezi Hükümeti’yle Kürtler arasındaki sorunlar uzlaşıyla çözülmüş, İran devleti PKK üzerinden Güney Kürdistan’a saldırıdan vazgeçmiş, PJAK’la süren ateşkesinin devamına karar vermiş, Kürt-Şii ittifakı gündeme gelmiş de olabilir!
Siz bu satırları okurken Türkiye, Amerika’nın aktif askeri desteğiyle Suriye’ye askeri müdahalede bulunmuş, Halep ve Kamişlo bölgelerinde 'tampon bölge' oluşturmaya koyulmuş, İran buna karşılık Maliki’yi Kerkük’e saldırtmış, Kürtler ve Türkler, İran ve Suriye'ye karşı Türk devletiyle aynı cephede buluşmuş da olabilir!
Siz bu satırları okurken kulislerde 3 aylık ömür kaldığı söylenen Erdoğan’ın sağlık sorunu yeniden gündeme gelmiş, Anayasa Mahkemesi'nin Cumhurbaşkanı Gül’e ikinci defa seçilme hakkını bunun için verdiği söylenmiş, gelecekte Bülent Arınç’ın başbakan olacağı iddia edilmiş, iç ve dış dinamiklere AKP-CHP işbirliğinin devam edeceği güvencesi verilmiş de olabilir!
Ya da Erdoğan’ın sağlık sorunlarıyla ilgili kulislerin spekülasyon olduğu açıklanmış, başkanlık yolunda ilerleyen başbakan, eski dostu yeni düşmanı cemaate karşı yeni bir hamle başlatmış, Özel Yetkili Mahkemelerle ilgili düzenleme yapılmış, cemaatin baş düşmanı generaller dışarı salınmış, hükümet-cemaat savaşı kızışmış da olabilir!
Evet, öyle bir sürece girildi ki artık her an her şey olabilir!
CHP- AKP işbirliğinin gelişmesi, 'Amerika’nın içinde olduğu görüşmelerin' yapıldığının iddia edilmesi, KDP ve YNK’den sonra Leyla Zana’nın‚ 'bu sorunu Erdoğan çözebilir' açıklamasıyla sürece girmesi, Bülent Arınç’ın, 'silah bırakma karşılığında Öcalan’a ev hapsi' işaretini vermesi, Erdoğan’ın Zana’ya, 'görüşelim' daveti göndermesi ve KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın, 'Oslo Mutabakatına bağlıyız' demeci içine girilen bu kritik sürecin kısmi sonuçları olarak gündeme geliyor.
Önümüzdeki günlerin ve haftaların önemli gelişmelere gebe olduğu anlaşılıyor.
Tabii, bütün bunlar iç ve dış gelişmelerden kaynaklanıyor. İç ve dış dinamikler Kürt ve Kürdistan meselesinde somut sonuç alınmasını neredeyse zorunlu hale getiriyor.
Özellikle Suriye’deki gelişmeler sonuca giden yolu daralttıkça daraltıyor.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye derken ivme kazanan Kürt ve Kürdistan sorununda yeni dinamikler ortaya çıkıyor ve yeni dengeler oluşuyor.
Herkesin elini çabuk tutmaya çalışmasının altında bu yatıyor. Süreç en küçük bir hatanın çok büyük bir bedele mal olacağı kadar kırılgan özellikler arz ediyor.
Dolayısıyla pürdikkat izlemek, her seçeneğe uygun hazırlık yapmak, hepsinden önemlisi de birlik ve direniş ruhunu daha bir güçlendirmek gerekiyor.
*
Erdoğan, 34 yoksul Kürt gencinin katledildiği Roboskî'de gösterdiği gaddar ve küstah davranışıyla psikolojimizi bozdu.
O günden bu yana kendimizi kötü hissediyoruz.
Başbakan tarihsel Kürt katliamlarının devamı niteliğindeki bu katliamdan ötürü özür dilemediği ve hesabını vermediği sürece de kendimizi kötü hissedeceğiz.
Onun adını bile duymak istemeyeceğiz.
İktidarı döneminde 171 Kürt çocuğu öldürülen Erdoğan, nezdimizde bir zalim ve bir katildir.
Aslında dünyanın da ona bakışı farklı değildir. Uluslararası toplum Erdoğan’ı, 'saldırgan ve saygısız' bir diktatör olarak görmektedir.
Hal böyleyken Leyla Zana’nın, 'ben Erdoğan’a güveniyorum, Kürt sorununu o çözer' demesi kabul edilir değildir.
Ancak, sadece düşüncesini açıkladığı için Zana'nın tu kaka edilmesi de doğru değildir.
Hughes’un dediği gibi, "Farklı olma hakkımızı yitirdiğimizde özgür olma imtiyazımızı da kaybederiz!"
Dolayısıyla eleştirirken özen göstermek gerekmektedir!
Her an her şey olabilir