"Duyar Han- Türk ve Altay mitolojisinde Eziyet Tanrısı. Tuyar ve Toyar da denir. Ateşten yaratılmıştır. Boynuzlu ve kuyrukludur. Ölüm tohumu eker. Mutsuzluk getirir. İnsanlara eziyet eder ve delilik verir..." (Türk Mitolojisi Ansiklopedisi)
Eski Mısır’da ölülerin mezarlarına bırakılan, papirüslere yazılı dua ve sihirler, "Ölüler Kitabı"nda yer alırdı. Mısırlılar öldükten sonra yeniden dirileceklerine inanır, ölen ruhları yeraltı dünyasında (Araf) yargılanırdı. Her ölü için şart olan"tartılma", yeraltı âleminin sorumlusu, başında "hakikat, adalet ve doğruluğu" simgeleyen ilahe Maat’ın"hakikat salonu"nda gerçekleşir; ölü, mahkeme salonuna mumyalama tanrısı tarafından götürülürdü. Ölüye yaşarken yaptıklarını görmesi için hafızası ve hatırlama yetisi geri verilir ve tartı başlardı. Maat Efsanesi'ne göre ölenin "tartılma" töreni "Ma'ati Salonu"nda (hakikat salonu) gerçekleşir; diğer organları çıkarılan ölü, başında "doğruluğu", "adaleti", "erdemi", "bilgeliği" ve "kanunu" simgeleyen tüy olan adalet tanrıçası Maat'ın ve orada hazır bulunan yargıçların huzuruna sadece kalbiyle çıkarılırdı. Elinde bir terazi olan yeraltı tanrısı Anubis öleni tartacaktır ama nasıl? Terazinin bir kefesine ölenin kalbi diğer kefesine ise adaleti ve doğruluğu ölçebilecek bir tüy konur. Kalp tartıda eksik gelirse, Ament adlı canavar kalbi yer. Olup bitenleri Tanrıların kâtibi zapta geçirir. Bu tartarak yargılama sahnesi Mısır resimlerinde, bir kefesinde ölünün kalbi, diğer kefesinde bir tüyün bulunduğu teraziyle temsil edilir. Bu törende "tüy" hakikat, adalet ve doğruluğu; kalp ise yaşarken yapılanların manevi tanığı vicdanı simgeler.
Mısır hiyeroglif yazısında kalp, ters üçgen biçimli bir vazoyla; "hakikat" ise tüy ile gösterilir. Ölen nasıl bir hayat yaşadığını bir bir sayar. Birçok eski Mısır metninde vicdan/kalp, "bir insanın kalbi onun bireysel ilahıdır", "ey kalbimdeki Tanrı" ifadelerinden anlaşılacağı gibi, tanıklığın yanı sıra, kişiye hesap soracak olandır. Yani ölüyü yargılayacak şey, kendi içindeki ilahtır; kendi vicdanıdır. Mumyaların içinde bırakılan tek iç organ kalp bu anlamın delilidir. "Ölüler Kitabı"na göre, bu yargılanma sonunda, ölü, kötü şeylerin anısını ağzından dışarıya atar. Osiris tarafından yapılan bu mahkemede ölünün ruhu temiz ise; Ammit, ölüye dokunamaz. Ruh, Osiris tarafından Aaru’ya götürülür... Lakin Maat’ın hakikat ve adaleti temsil eden devekuşu tüyü, ölünün kalbinden daha hafif ise Ammit, ölünün ruhu/kalbiyle beslenir ve ruh, Duat’ta (Araf’ta) kalmaya mahkum edilir; kişi ikinci kez ölürdü...
Okur, bunca dert arasında bu iki mitolojik bilgiyi neden paylaştığımı merak edebilir. Kestirmeden şunu söyleyebilirim, ben, devletlerin eceliyle ya da ecelsiz öleceğine inananlardanım. Bu nedenle, Ali İmran suresindeki 185. ayetindeki "Her canlı/benlik bir gün ölümü tadacaktır" cümlesinden el alarak derim ki; dünkü çocuk Işid nedir ki "Her devlet bir gün ölümü tadacaktır..." Genel olarak tarihten özel olarak Rojava'dan ve Kobanê'den çıkardığım derslerden en temeli budur. Egemenlerin ezel-ebet olarak ilan ve takdim ettikleri her devlet, bazen evrimini tamamlayarak (eceliyle) bazen de ona fırsat kalmadan (devrimle) ölür... Bir zaman gelir ki ömrünü uzattığını sandığı "cevaplar" devletlere yetmez olur; kendi cevaplarına, kendi oyunlarına ve zulümlerine yenilir her devlet. Dünyanın herhangi bir yerinde bir devlet öldüğünde "nasıl bilirdiniz devleti" sorusuna diğer devletler bile "iyi bilirdik" demezler. Halklar ise, gülüp geçerler... Böyle zamanlarda her devlet gülüp geçilecek bir şeydir çünkü...
"Her yakın zulmün küçük hisseli uzak ortağı" olanlara Yusuf Uğur Uğurel'in şu iki dizesini hatırlatmak isterim: "Aynalardan edindiğim bir kibarlığım var/ Ve aynalar benim; ölümü seyretme ihtimalim."