“İnsanlık yanım ayakta;
kadınlığım, Kürtlüğüm, devrimciliğimle gurur duyuyorum.”
Sakine Cansız


Acı işliyor içime… Bir yandan da yaşam ılgıt ılgıt akıyor içime doğru… Döne döne yaşama tutunuyorum. Aşk tutuyor elimi çünkü. Algın yüreğimle bakıyordum acıların çemberinden geçmiş, yolcusu az olan kavganın yüzüne. Yaşamı hep kavga olan O kadının yüzüne...
Heval Sara ile ilk karşılaşmam Zap alanında olmuştu. Bizleri ziyarete gelmişti. Onu karşımızda görünce ne kadar da heyecanlanmıştık! Karşımızda bir duayeni; PKK’nin duayenini görmüştük çünkü. Ne kadar etkilenmiştik ondan!
Her şeye dikkatle bakıyordu, inceden inceye süzüyordu. “Her şey ne kadar da değişmiş Zap’ta” diyordu. Zap’ta yaşanmışlıklarını yinelercesine her taşa, ağaca, kovuğa, tepeye, yoldaşa büyük bir dikkatle, özenle ve içtenlikle bakıyordu. “Buralar tarihtir” diyordu. İçinden süzülüp geldiği tarihi ara ara durup bizlere anlatıyordu. Ancak söylemek istediklerinin çoğu dilinde takılıyordu sanki. O bu kavgaya başladığında birçoğumuz henüz doğmamıştık bile.
Ardından bizlerle bir sohbet toplantısı yapmıştı. Dikkatimizi en çok çeken yanı; dimdik duruşu yanında gülen ve duyguyla bakan gözleri idi. Daha çok içinden geçtiğimiz sürece ilişkin konuşmuştu. Ancak o konuşmasını bitirdikten sonra kimi gerillalar, PKK’nin ilk doğuşunu ve kavganın ilk filizlendiği o süreçleri soruyorlardı Heval Sara’ya. Kemal Pir, Mazlum Doğan, Mehmet Hayri Durmuşları... Onda kendi köklerini görüyor, dikkatle dinliyorlardı. Gelen soruların ardından Heval Sara, dikkatle ve büyük bir ilgiyle genç arkadaşlara bakmıştı. Yüreği, kabından taşacak gibiydi. Biz de onun her mimiğine, gözlerinde biriktirdiği her duygu dalgasına dikkatle bakıyorduk. Ona dair hiçbir şeyi kaçırmak istemiyorduk. O bizim için ruhtu; bir özgürlük ve direniş abidesi... O yüreğimizin alazını ısıtan, tarih kokulu, tarih bakışlı bir kadındı. Ondan müthiş bir güç alıyorduk.

İkinci karşılaşmam...

Heval Sara ile ikinci karşılaşmam ise, çok ağır geçen bir eylem sonrasında oldu. Yaralandığım için tedavi görüyordum. Ama sorun bedenimde taşıdığım parçalar değil, kayıpların içimde açtığı yaralardı.
Benimle çok az konuşuyor ama yaşadığım acıyı içten paylaşıyordu. Bakışları umut, sevgi ve şefkat doluydu. Bir şey söylemese dahi onun varlığını hissetmek bile beni yaşama bağlıyordu.
Tek kaldığımız bir günde arazide yürüyüşe çıktık. Sohbet arasında bana ‘sen çok güçlüsün’ dedi. Çok heyecanlandım. Acaba gerçekten güçlü müyüm yoksa yaşadıklarım karşısında güçlü durmamı istediği için bana cesaret mi aşılıyor diye düşünmeden kendimi alamadım.
Vedalaştıktan sonra farkına vardım; aslında savaşan, kavganın içinde olan her kadın güçlüdür. Güçsüz insan yoktur, sadece gücünü farkına varamayan insan vardır. Güçsüzleştirilen, gücü elinden alınan kadın vardır ama güçsüz kadın yoktur.
Onu bir kez daha görebilmeyi umut etmiştim. Ona güçlendiğimi söylemeyi çok isterdim.
Bizler onların ektiği umut tohumlarının çiçeklenişiydik belki de. Onların emeğinin bugünlere gelmiş haliydik. Bize aydınlık dolu bakmalarının nedeni buydu.
Heval Sara, tanrıçalardan aldığı ışığı tutuyordu üzerimize, güzelleşelim diye. Eğriyi dize getirelim, doğruyu söze getirelim diye... Yarının aydınlık yüzlü, derviş duruşlu, asaletli çocukları olalım diye... O, cesaret, yiğitlik, soyluluk, asilik ve yılmazlığı öğretti. Yaşam olup hakikate doğru aktı. Şimdi milyonlarca ardılı var, yolunda yürüyeni var…



NUPELDA ENGİN