
Her savaş yıkım, ölüm, hastalık, açlık; yani yok oluştur. Bugün varolan, bir anda yok olur. Belki gözlerden ıraktır birilerinin yaşamı bize. Acısını hissetmek, onunla empati kurmak, onu anlamak, yaşamına ortak olmak zordur. Belki de varlığının ve bir anda yok olup gidişinin farkında bile olmayız çoğu zaman. Kimisi koca bir çınar gibi hayatın zorlu merdivenlerinden tırmanıp gelmiştir bugünlere, kimisi de halen çocuktur ve hayatın zorlu merdivenlerinden tırmanırken ölümün, yok oluşun ne zaman kendisini bulacağını bilmeden hatta düşünmeden yürür geleceğe, binbir umut ve hayalle.
Düşünün hepimizin hayalleri vardır. Amaçlarımız, bağlandıklarımız, beklediklerimiz, umut ettiklerimiz… Yani bizim olacak bir hayatın ipine tutunuruz hepimiz. Acıdır bazen hayat, bazen de gülücükler dolusu gülümser yüzümüze. Biz harmanlarız ikisini de yaşamımızda. Çocuğuzdur bir zaman, bir zaman ise genç… Hiç istemediğimiz, belki de gençken tasavvur bile etmediğimiz bir zaman gelir, yüzümüze buruşuklar dolar ve artık yaşlılar kategorisindeyizdir. İstemezsek de, belki de kaçmaya da çalışsak, bize her şeyiyle haykıran zaman dilimi, o sona doğru gittiğimizi her karede hatırlatır.
Bir an durup çocukluğunuzu, gençliğinizi ve yaşlılık yıllarınızı hayal edin. Bir film şeridi gibi geçirin gözlerinizin önünden. Kendinizi izleyin. Geride kalan gerçekliğinizi, yaşanmışlıkları… Silik, karmaşık bir anı da olsa kendi hayat yolculuğunuza bir kez daha çıkın. Sevinçlerinizi, acılarınızı, ağrılarınızı yeniden yaşamaya çalışın. Nasıl bir hayat bıraktınız geride? Şimdi de en mutlu yerinde durup, kendinizi o mutluluktan mahrum bırakılan insanların yerine koyun. Neler hissettiniz? Şimdi de yaşam filminizi bir kez daha başa sarıp, makara ileri sararken en acı yerinde durun. Savaş var mı o acı yerde? Ölüm, kan, göz yaşı, göç, açlık, susuzluk, hastalık, kimsesizlik var mı?
İşte buralarda hepsi daha çocuk yaşta yaşanmaya başlanıyor. Üstelik bitmiyor o savaş kareleri, siz büyüyene kadar. Belki de hayatınızın sonuna kadar… Hatta belki de hayatınız hiç hayal etmediğiniz yerde, umutlarınız halen taptazeyken yaşama dair o savaş gelip sizi alıp götürüyor. Bunlar bu topraklarda yaşamın temel gerçeği. Bazen barut kokusu havayı sararken bir çocuk, bazen bir genç, bazen de bir yaşlı hayata gözlerini yummuş oluyor. Üstelik hepsi de zamansız ölüm bunlar…
Savaş, geride kalanların yas tutmasına da izin vermiyor. Çünkü her an onlar da arkanızdan gelebiliyor ya da o kaldığı yerde yaşam mücadelesine tutunmak zorunda kalıyor.
'Ömrüm bitmeden savaşın bittiğini görmek isterim'
Qendîl'in çocukları işte böyle büyüyor. Sadece şimdinin çocukları değil. Buranın yaşlıları da böyle yaşlanmış. Bir kadının kırışıklara dönüşen alnında savaşın acı anıları beliriyor. Konuşurken sözcükler isyan haykırıyor. 'Artık yeter!' diyor sözcükler ve bakışlar. Yaşı 80’nin üzerindeki Banu Teyze'nin de yaşamı neredeyse savaşta geçmiş. Yaşını dahi unutmuş. "Bilmem ki…" diyor, yaşını sorduğumuzda. "Keşke bu kadar yaşamasaydım. Yaşamasaydım da bu kadar acı görmeseydim." Yanında duran bize meraklı gözlerle bakan torunlarını işaret ediyor, işte bunların yaşındaydım, o gün bugündür yaşamımda savaş eksik olmadı. Her savaşın bir gerekçesi oldu. Ama savaş hep savaş oldu. Her savaşın kendi gerekçesi, kendi kanunları vardı. Ama savaş, hep savaş olarak kaldı.
Banu Teyze, koca bir çınar gibi direnmiş tüm savaşlara. Acıları yüreğine gömmüş, yaşam mücadelesini bugüne kadar sürdürmüş.
Tarihler, 16 Temmuz 2011’i gösterdiğinde yeni bir savaş büyük bir gürültüyle yeniden girmiş Banu Teyze'nin yaşamına. Ama o bu savaşı da göğüslüyor. Banu Teyze, "Ömrüm bitti bitecek" diyor. Diyor ve; "Yine de ömrüm bitmeden bu topraklarda savaşın bittiğini görmek isterim" diyor.
Torunlarını gösteriyor Banu Teyze, "Umarım bu çocuklar, bundan sonra top sesleriyle uyanmazlar, barut kokusunu solumazlar, onlar da benim gibi yaşamlarını hep savaşlarda geçirmezler" diye de dua ediyor.
Şimdi siz de Banu Teyze'nin acılarla kırışan alnına bakın ve bir an olsun kendinizi onun yerine koyun. Neler hissediyorsunuz? Sizin yaşamınıza da barut kokusu sindi mi? Hayat her yerden bakınca size aynı görünüyor mu? Adalet duygunuz incindi mi?
İçim burkuluyor, gözlerim doluyor Banu Teyze'nin yaşam hikayesini hatırladıkça. Bu savaşı, bu sömürüyü, bu adaletsizliği kim icat etti? Bu halk neden hep bu savaşlara, zorbalığa, haksızlığa maruz kalıyor? Çocuklarını rüyalarını kim karartıyor? Acaba bütün mesele Kürt olmak mı? Kürt doğmak mı? Ya bu halk bir sabah güne hiç beklenmedik bir öfkeyle gözlerini açarsa…!
HALİT ERMİŞ/QENDÎL