Bu hafta ‘Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’... Her yıl olduğu gibi bu yıl da bu konuyu daha görünür kılıp bir farkındalık yaratmak amacıyla çeşitli etkinlik ve oturumlar düzenliyor.
Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Komite (ICAD), bu yılki açıklamasında gözaltında kaybetme, bugün dünyamızda hala ciddi bir sorun olarak varlığını sürdürdüğünü belirterek “gözaltına alınan kişiler genellikle işkence ile katledilmekte ve gizli bir yere gömülerek, cesetleri ortadan kaldırılmaktadır." Görüşünü paylaştı. Ayrıca Arjantin’de Plaza de Mayo Annelerinin uzun yıllara yayılan mücadelesiyle birlikte Türkiye’de Cumartesi Annelerinin kararlı mücadelesine de dikkat çekti.
***
Türkiye de bu haftaya adaletin, hakkın ve hukukun bir türlü tecelli etmediği bir konumu yaşıyor. Devletler tarihleriyle açık ve dürüst bir biçimde yüzleşmedikçe gerçek bir demokrasiyi inşa edemezler.
Türkiye kendi tarihinin karanlıkta bırakılmış alanlarına girmeyi istemiyor. Gelmiş geçmiş tüm iktidarlar bu konuda söz birliği etmişçesine yüzleşme gerektiren olay ve olguları ya inkara ya da unutturulmaya çalıştı.
Türkiye, bu yüzden "Birleşmiş Milletler Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme"nin tarafı olmadı.
Devlet ve iktidarların insanlığa karşı işlediği suçların başında gözaltında kaybetme olayları gelir. Kendi iktidarını korumak adına toplumsal muhalefetin bastırılması için muhalif kesimden insanlar bazen devletin kolluk güçleri bazen de paramiliter yapılanmalar tarafından işkenceyle katledilip kaybedildiler. Kaybetme dediğimiz de akıbeti hakkında gerçeklerin inkar edilmesi ve ya gizlenmesi.
Kaybedilen kişilerin soruşturmaları genellikle ya sürüncemede bırakılıyor ya takipsizlik veriliyor ya da zamanaşımına uğratılıyor. Bu konuda adaletin terazisi faillerden yana oldu hep. Koruma zırhına bürünen failler devlet tarafından korundu. Açılan davalar da zamana yayılarak bilinçli olarak ‘zamanaşımı”na uğratıldı.
Son olarak Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Mücadele Haftası’na girmeden birkaç gün önce Kenan Bilgin’in dosyası zaman aşımına uğratılarak bir faili meçhul cinayetin daha üstü kapatıldı.
Oysa uluslararası sözleşmeler uyarınca bu suçlar için zamanaşımı hükümleri uygulanmaması gerekir.
Yıllardır kar –kış, polis copu demeden çocuklarının ya da eşlerinin akibetini öğrenmek isteyen, hiç olmazsa bir mezara sahip olma umuduyla oturma eylemine katılan anneler isteklerine kavuşmadan bir bir göçüp gidiyorlar. Son olarak iki gün önce kayıp annesi Hediye Doğan da yaşamını yitirdi.
***
Türkiye’de kayıplar konusunda İnsan Hakları Derneği (İHD)’nin ısrarlı çabalarını görmek gerekir. Yıllardır bedeller ödeyerek yönetici ve çalışanları her türlü baskıya rağmen önemli bir görev yürütüyor.
İstanbul’da kayıplar için oturma eylemleri 20 Mayıs 2017 itibariyle 634. haftayı, Diyarbakır’da ise 432. haftaya ulaşacak.
25 yıldır gözaltında ve zorla kaybedilenleri akıbetlerini soran faillerin cezalandırılması amacıyla eylem ve etkinlikler düzenleyen İHD, zorla kaybedilenlerin sayısını 940 olarak açıkladıklarını, ancak tespit ettikleri 253 toplu mezarda 3 bin 248 kişinin gömülü olduğunun tahmin edildiğini ifade ediyor.
/**/
Bu nedenle İHD şube ve temsilciliklerinin bulunduğu tüm illerde bu tarihte kayıplar için oturma eylemi yapılacak ve bir kez daha “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” denecek.