Türkiye, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyecek biçimde bir komşu ülke içinde savaşanlara açık destek veriyor. Kuşkusuz her devlet başka devletler içindeki farklı siyasi eğilimlerden birini destekleyebilir. Bu konuda eğilimini de belli edebilir. Ama muhalif silahlı grupları açıktan koruyor ve silahlandırıyorsa bu söz konusu ülkeye savaş açmak anlamına gelir. Türkiye’nin Suriye’deki konumu budur. Ancak Suriye ile savaş içinde olmadıklarını da söylüyorlar. İçeride ve dışarıda demagojiye dayalı politikalarını ve aldatmaları en açık biçimde Suriye’de gösteriyorlar.
Suriye’de Baas diktatörlüğüne karşı olduklarını söyleyerek diktatörlüğe karşı çıkan güçleri destekliyoruz diyorlar. Suriye’de şimdiye kadar en fazla baskı altında olan Kürtler devleti kendi coğrafyalarından çıkarıyorlar ve kendi kendilerini yönettikleri bir sistem kuruyorlar. Ama buna en fazla düşmanlık yapan Türkiye oluyor. Demokrasi bir toplumun kendi kendini yönetmesiyse şu anda bunu Suriye’de gerçekleştiren tek topluluk Kürtlerdir. Bizzat halk örgütleniyor, örgütlü ve demokratik bir topluluk olarak kendini güç yapıyor. Doğrudan demokrasinin en güzel örneklerini ortaya koyuyor. Ama buna en büyük düşmanlığı Türk devleti yapıyor.
Kürtler Suriye’de halkın gücüne dayanarak silaha başvurmadan devlet güçlerini yaşadıkları şehir, kasaba ve köylerden attılar. Kuşkusuz silahlı özsavunma güçlerini oluşturmuşlar; ancak silahlı güce başvurmalarına gerek kalmadı. Çünkü Kürtlerin yaşadıkları bölgelerde hiçbir toplumsal destekleri yoktu. Ya Saddam Hüseyin gibi görülmedik katliamlara başvuracaklardı ya da terk edeceklerdi. Kaldı ki Suriye’nin mevcut siyasal ortamında Kürtlerle bir silahlı çatışmaya girmek en fazla da onlara kaybettirecekti. Öte yandan Kürtler sadece kendi kendilerini yönetmek istiyorlardı. Tüm bu gerçekler Kürtlerin silaha başvurmadan kendi demokratik özerk sistemlerini kurmalarına imkan verdi. Kendilerine saldırmayan ve kendi haklarını reddetmeyen hiçbir güçle savaş içinde olmayacaklarını ilan ettiler.
Şu anda Kürtler bu ilkeler temelinde kendi demokratik ve özgür yaşamlarını örgütlüyorlar. Suriye’nin Sünni ve Alevi Arap, Asuri, Ermeni, Dürzi, Çerkez, Türkmen tüm demokratik güçleriyle birlikte demokratik bir Suriye’yi kurmak istiyorlar. Sınırları sorun yapmadan Suriye’nin birliğinin bir parçası ve zenginliği olarak demokratik Suriye’de yaşamak istiyorlar. Arap-Kürt ilişkilerini Suriye zemininde güçlendirmek istiyorlar. Kuşkusuz diğer parçalardaki Kürtlere yakınlık duyuyorlar, onların sorunlarıyla ilgileniyorlar. Bu sadece ve sadece Kürtlerin bulundukları ülke sınırları içinde demokratik haklarına kavuşup özgürce yaşamalarını istemeyle ilgilidir. Yoksa bizim de bir devletimiz olsun, diğer parçalarla birleşelim gibi bir yaklaşım içinde değiller. Kürt Halk Önerinin ideolojisine, teorik ve siyasal yaklaşımına bağlı olduklarından devleti değil, demokratik toplum olmayı tercih ediyorlar. Bu yaklaşımdan daha demokratik ve daha özgürlükçü bir yaklaşım olabilir mi?
Kürdistan’da bütün partilerin özgür ve demokratik ortamda örgütlenmelerinden yanadırlar. İktidarcı otoriteye ve devlete yol açacak merkezi örgütlenme modellerine karşıdırlar. Tüm toplumsal, kültürel, sınıfsal, etnik ve dinsel örgütlenmelerin demokratik konfederal örgütlenme temelinde kurumlaşmasına ve tüm söz ve karar yetkisinin bu kurumlarda olmasını istemektedirler. Reel sosyalist yaklaşımlara, iktidarcı, devletçi klasik sosyalist eğilimlere sahip değiller. Aksine devletçiliği, iktidarcılığı, demokratik olmayan her türlü otoriter yaklaşımları reddeden bir siyasi anlayışa ve örgütlenme modeline sahiptirler. Özcesi Kürt Halk Önderinin demokratik konfederalizm temelinde Demokratik Özerklik inşasını ve statüsünü savunmaktadırlar. Burada sözü edilen demokratik konfederalizm bir devletin ya da devletçiğin diğer devletlerle siyasi ilişkisini değil; toplumdaki tüm örgütlenmelerin, sivil toplum örgütlenmelerin demokratik konfederal biçimde demokratik bir sistem, demokratik bir kurumlaşma haline gelmesini ifade ediyor. Yani demokratik toplumu yaratmayı hedefliyor.
Türkiye işte bu toplumcu, özgürlükçü, demokratik sisteme karşı çıkıyor. Çünkü bu sistemde Kürtler kendi kendilerini yönetecekler. Tabii ki anadilde eğitim görecekler. Bu nedenle Türkiye Batı Kürdistan’daki Kürt toplumunun kendi kendini yöneten bu statüsüne son vermek istiyor. Batı Kürdistan’da kendisinin Kürtlere tanıyacağı “haklar” dışında hiçbir hakkın tanınmasını istemiyor. Kendisinin “verdim” dediği şeyler dışında Kürtler hak kazanırsa kendi Kürt politikalarını yürütemeyeceğini düşündüğünden, Kürtlerin Batı Kürdistan’da Demokratik Özerklik statüsü elde etmesini tehlikeli görüyor. Türkiye Rojava Kürdistan’daki halkın kendi topraklarını özgürleştirip demokratik sistem içinde yaşamasına bu nedenle karşıdır.
Türk devletinin Kürt sorununda bir çözüm politikası olmadığı Rojava’daki politikada belli olmuştur. Rojava’da Kürt halkının kazanımları üzerine faşist karakterdeki çeteleri sürmesi bunun kanıtıdır. Başka alanlarda devlet karşısında başarılı olamayan çete gruplarını şimdi Batı Kürdistan üzerine sürüyor. Kürtler ısrarla Kürt-Arap kardeşliğini yaratmak, kardeşlik içinde bir çözüm bulmak isterken; Türkiye Kürt-Arap savaşı çıkararak bu kardeşlik projesini sabote etmek istiyor. Böylece kendi yaptığı gibi Arap gericiliğini Kürtlerin üzerine sürerek Kürtlerin kazanım elde etmesinin önüne geçebileceğini düşünüyor. Söz konusu çeteler devleti ayakta tutan merkezler dururken gelip Kürtlerin şehir ve kasabalarını işgal etme girişimleri başka nasıl izah edilebilir.
Serêkanî’de Türk devletinin desteğiyle Kürtlere saldırıldığı netleşmiştir. Lojistiğini, silahını, cephanesini Türkiye’den alıyor. Türk ordusu gözetiminde ve MİT tarafından sınırın karşı tarafındaki Kürtlere saldırtılıyor. Bu kadar açık saldırganlığı Ceylanpınar’daki -Kuzeyin Serêkanî’si- Kürtlerin gözü önünde yapıyor. Bundan daha açık Kürt düşmanlığı olabilir mi? Aslında Kuzey’de de Güney’de de Türk devleti Kürtlere düşmandır. Elinden gelse Güney Kürdistan’daki kazanımlara da saldırır. Şu anda konjonktür buna el vermiyor. Bu nedenle Güneylilerle ilişki kurarak diğer parçalardaki Kürtlerin kazanım elde etmesini engelleme politikası yürütüyor. Batı Kürdistan’daki bu çete saldırılarına Güney Kürdistan yönetiminin tepki vermemesi, Türkiye ile kurduğu dar çıkar ilişkileri gereğidir.
Serêkanî’de olaydan sonra hangi Kürt AKP’nin çözüm politikası olduğuna inanır? Eğer AKP’nin Serêkanî’deki politikası bazı Kürtlerin gözünü açmamışsa onlar artık AKP’nin işbirlikçisidirler. AKP’nin Kürt düşmanı politikalarına alet olanlardır. Türk devletinin Batı Kürdistan politikası Kuzey Kürdistan’daki inkarcı, soykırımcı, Kürtleri egemenlik altında tutarak zaman içinde yok etme politikasının yansımasıdır. Eğer Kürt sorununda çözüm politikası olsa, Batı Kürdistan’daki Kürtlerin Demokratik Özerklik politikasını destekleyerek tüm Kürtlerle barışır; Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde öncü olma rolünü oynayabilirdi. Özcesi kendi Kürt sorununu çözmeyenler ne tüm Kürtlerle barışabilirler ne de Ortadoğu’da demokratik siyasi bir rol oynayabilirler.
Her yerde Kürt karşıtlığı