Ne ifade ettiğimi biliyor olmalı bu yazıyı okuyanlar. Direnişi ifade ediyor, bir halkın özgürlüğü için bedenini onur tokluğuna yatıran açık grevlerini, zindanların önlerinde bekleyen anaların gözlerini, çocuklarını, eşlerinin, kardeşlerinin, yoldaşlarının, sevdiğini bekleyenlerin sabır ve inancını ifade ediyor. Kürt halkının ten büyük derdi olan Ortadoğu halklarının önderi olan Abdullah Öcalan’ın bir an önce çarmıhının kırılıp tüm insanlığın arasına bir kez daha girmesi ve yeni bir yaşamın güzelliği için rolünü oynamasını ifade ediyor. Herkesin gözü şu anda o küçük adada, herkesin elleri onun özgürlüğünün duasına evrene açılıyor, herkesin kulağı tecridi yıkmanın sloganlarını işitiyor. Herkes duydu, bir Türkiye sağır kaldı.
“Yok” denilen bir halkın Önderine bakar mısınız; İtalya’nın Palermo kentinde “Öcalan ve Demokratik Konfederalizm: Adil, çoğul ve ekolojik bir toplum yaratmaya doğru” başlıklı bir konferans düzenlendi. Özgür bir yaşam nasıl inşa edilir tartışmaları yapılıyor, Japonya’da Kürtçe dil eğitim dersi açılıyor, savaş dursun ve Halk Önderinin özgürlüğüyle gelecek olan barış için; iki bin ikiyüz elli km yolu beş arkadaşıyla yürüyen Malika’nın, “Sayın Öcalan sadece Kürt halkı için önemli değil, benim için de önemli. Çünkü plan, proje ve perspektifleri Ortadoğu ve tüm insanlık için önemli. Bu kadar büyük bir potansiyeli olan bir liderin 20 yıldır cezaevinde kalması kabul edilir bir durum değil.” belirlemeleri önemli. Bunları belirten kadın Nobel Barış Ödülüne adayken Nobel Barış Ödülünü, Êzîdîleri ve soykırım gerçeğini ifade eden bir Kürt, Nadia Murad aldı. Birçok dünya üniversitelerinde Üveyiş’in hep çocuk ruhlu kalan ve cıva gibi denilen oğlunun yaşamı ders olarak veriliyor, az insan okumadı o savunmaları. Dünya’nın bir çoğu bu savunmalarda ki analizlerden yararalandı. Dünyanın bir çoğu gördü, bir çoğu işitmek istemese de gördü bir Türkiye göremedi.
Çoğu insan hissetti, dinledi de anladı, anlamak istediği için dinledi. Kolay mıydı ki yüz ellileri geçen milyon günün her gün kazanacağı inancıyla erim erim erimesi. Bizim Leyla’mızın dediği cümleyi herkes hissetti: “ya kazanacağız ya da bir yüzyıl daha bekleyeceğiz.”
Çoğu insan yüreğini verdi de anladı zindanların duvar aralarında onlara fısıldadıklarını; “fiziki ölümden korkmuyoruz, yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz, yaşıyoruz ve direniyoruz” bunu diyorsa diller zaten ölümü öldürenlerdir meydanlarda yürekleriyle kılıçları taşıyanlar. Çoğu insan hissetti de bir Türkiye hissetmedi.
Herkesler bu gücü ve gördü sahiplenişe saygı duydu. Tam “bitireceğiz, kalmadılar, başlarını çıkartamayacaklar” dediğinde daha cümlenin son harfi çıkmadan gerillanın mermi sesi çıktı namludan. Birileri başını çıkarttı ve Türk asker mezilerine doğru çevirdi. Yüzyılların özgür topraklarında, bir halkın özgürlüğünü ifade eden dağlarda mevzinin ne işi var. Herkesler gördü gerilla; “Hezên parastina gelê Kurdistanê yê”yi anladı. Amed’de bir genç katledildi. Hem de on dokuz yaşında. Herşeyin en güzel ilk halinde. Bir hafta geçmeden anında gerilla vurdu suikast eylemiyle. Seçim tartışmaları gibi yoğun bir süreçte bile hala polisler sokaklarda korktukları gençlerin peşindeler… Ve giderek çoğalan bir kitle var sokaklarda “direne direnen kazanacağız” sloganlarıyla” tecridi kıracağız, özgürleştireceğiz Önderliğimizi” diye seslerini yükselten. İşte bu bağı herkes görüyor. PKK’nin halk olduğunu ve şimdi burada sokaklarda olduğunu. Kürdistan topraklarının doğurduğu gerillayı herkes sevdi. Herkes bu ayrılmaz bağı anladı. Bir Türkiye anlamadı.
17 Aralık 2010’da hükümeti protesto için Muhammed Buazizi’nin kendini yakması, Arap halklarının demokrasi, özgürlük ve insan hakları taleplerinden ortaya çıkmış; bölgesel, toplumsal bir siyasi-silahlı hareket ortaya çıkarttı ve adını Arap Bahr koydular. Protestolar, mitingler, gösteriler ve iç çatışmalar yaşandı. Halklar, özgürlük mücadelesi adı altında birçok Arap diktatörünü devirdi. 2011’de Kürtlerin Suriye’deki isyanıyla beraber Halkların Baharı başladı. Herkesin umutlandığı bir süreç, tecrid şimdi olduğu kadar hiç gündem olmamıştı. Kemal Pirlerin, Xeyri Durmuşların, Eli Çiçeklerin mirasına sahip çıkanlar milyon milyon direniyorlar duvar arkalarında. Sizce yaşamı bu kadar sevenlerin yoldaşı olanlar ve ölümü güreşip onu yenenler gazetelerin yazdığı” her an tabut çıkabilir” başlıklarına gülmezler mi? Ve sizce Sudan öncülüğüyle ayaktayken birçok ülke bir Kürt ve Halk Baharı yaşanamaz mı?
Sanırım herkes gördü Ortadoğu Halk Önderi Öcalan şahsında ki insanlık için olan direnişi, bir Türkiye görmedi.