13 Kasım günü Heşd El Şebi milis örgütüyle Peşmergeler arasında yaşanan gerginlik bir anda tüm Xurmatu’ya yayıldı. Çatışmalar göz açıp kapayıncaya kadar kentin her tarafını sardı. Onlarca dükkan, ev, iş yeri bir anda küle döndü. Ve günlerce süren çatışmalarda resmi rakamlara göre Kürtlerden ve Türkmenlerden toplam 21 kişi yaşamını yitirdi.
Birkaç gün içinde şehir adeta bıçakla kesilir gibi ikiye bölündü. Onlarca yıldır kapı komşusu olan Türkmenler ile Kürtler ayrıştı ve bir anda homojen Kürt ve Türkmen mahalleleri oluştu.
Olay, Heşd El Şebi milisleriyle Peşmergeler arasındaki sözlü tartışmayla başladı. Sözlü tartışma kısa sürede yerini silahlara bıraktı ve çıkan çatışmada 4 milis öldürüldü. İşte günlerce süren çatışmanın, yağmanın, yıkmanın ayrışmanın fitili de böyle ateşlendi.
Bu olaylarla birlikte bölgede dikkatler bir anda Heşd El Şebi’ye döndü. Peki zaman zaman değişik kentlerde yaşanan çatışmalarda isimleri zikredilen Heşd El Şebi nasıl bir örgüt? Geçmişi nedir? Kimler tarafından ve ne amaçla kuruldu?
İşin özü Heşd El Şebi ismiyle bu örgüt ilk kez 1920’lerde Ayetullah Şirazi tarafından İngilizlere karşı kurulur. Ancak, bugün sözünü ettiğimiz Heşd El Şebi’nin onunla bir ilgisi olmadığı gibi çok uzun bir geçmişi de yok. Ancak perdeyi kaldırıp altındakileri kurcalamaya başladığınızda oldukça tanıdık isimlerle karşılaşıyorsunuz. Zira Heşd El Şebi homojen bir örgüt değil.
Grupların bir araya gelmesi olarak da tercüme edilebilecek bu isim, 2013 DAİŞ sonrası Necef merkezli Şia hareketinin fetvasıyla ortaya çıktı. DAİŞ 10 Haziran’da Musul’u alınca üç gün sonra Irak’ın Şii lideri Ayetullah Ali Sistani tüm Şiilere cihat çağrısı yaptı ve kısa sürede yaklaşık bir milyon kişi oluşturulacak olan Heşd El Şebi örgütünde yer almak için başvuruda bulundu.
Hareketi, dönemin başbakanı Nuri El maliki destekledi. Nuri El Maliki’nin bu örgütle çok sıkı organik ilişkilerinin olduğu da sır değil. Zaten kurulan Heşd El Şebi milis örgütü direkt Bağdat hükümetine bağlı, yani resmi bir milis gücü. Maliyesi, cephanesi, milislerin maaşları hepsi Bağdat tarafından karşılanıyor. Resmi rakamlara göre Bağdat bu örgüte aylık 5 milyar dolar para veriyor.
Irak’ta bulunan onlarca Şii örgütü Heşd El Şebi çatısı altında 2013’te bir araya getirildi. Tek tek örgütler Irak Şii mezhebi mensuplarının kurduğu örgütler olarak görülse de bunlardan önemli bazıları İran tarafından eğitilen, mali destek sağlanan ve Kum Şiacılığını esas alan örgütler. Yani işin özü farklı merkezlere bağlı ama Irak resmi örgütleri.
İçlerinde Mukteda El Sadr’a bağlı Seray Selam örgütü (Seray Selam, Saddam’ın düşmesinden sonra Bedir Tugaylarının Irak ordusuna katılım tartışmalarına karşı çıkarak bu örgütten ayrılan gruptur), Irak Hizbullah’ı, İran’a bağlı Bedir Tugayları ve en önemlisi Nuri El Maliki’ye yakın Esayib Ehli Hak bu çatı altında yer alıyor.
Heşd El Şebi’nin ana misyonu DAİŞ’e karşı savaşmak. Ancak her bir örgütün farklı yapılanmış olması zaman zaman kendi aralarında ayrışmaların da nedeni oluyor. Zira bundan birkaç ay önce yine Germiyan alanında halka saldırılar, tacizler bazı gruplar tarafından yaşanmıştı.
Her bir grubun bölgede kendine göre güttüğü amaç var. Her birinin etkinlik coğrafyası farklı. Bir de İran ile Irak merkezli olanlar arasında da farklılıklardan söz etmek mümkün. Örneğin Irak necef merkezli Şiacılık 12 imamı esas alırken, İran kum merkezli Şiacılık 13 imamı esas alıyor.
İşte son dönemlerde yaşanan gerginlik de grupların etkinlik alanını genişletme çabasından ileri geliyor. İran, Türkiye, Irak hatta Suudi bile gizli-açık bu alanda faaliyet yürütüyor. İran kendi sınırındaki Germiyan hattını sağlama almak için Şii grupları uzun süreden beri destekliyor. Bu gruplar içinde güçlü olanlardan Bedir Tugayları İran’dan büyük destek alıyor. Nuri Malik’ye yakın Esayib Ehli Hak da etkinlik kurma peşinde. Maliki’nin bu hamlesi girişimi daha çok da Abadi hükümetine karşı halen güçlüyüm mesajı niteliğinde. O açıdan son olaylarda Esayib Ehli Hak örgütünün rolünün belirleyici olduğu da söylentiler arasında. Maliki aynı zamanda İran’la sıkı ilişkileri olan biri. Öyle ki Ramadi, Diyala ve Tikrit’te DAİŞ’e karşı yapılan operasyonda İranlı General Kasım Süleymani’nin bu güçlere komuta ettiği de herkesçe biliniyor.
Türk devletinin MİT eliyle buradaki Türkmenleri özellikle Kürtlere karşı kışkırttığı, Suudilerin de buna destek verdiği de herkesçe konuşulan bir gerçek. Tuzxurmatu ve Tazexurmatu’da heşdi Türkmen ismiyle oluşturulan gruplar da her geçen gün güçlerini büyütüyorlar. Hal böyle olunca bölgede gerginlik durmuyor. Bu gerginliğin önümüzdeki dönemde daha büyük çatışmalara dönüşmesi de büyük olasılık.