Saray, “yıkılmamak” için artık intiharvari işler yapmaya başladı.

Suriye rejimiyle yapılan gizli görüşmelerin ilk sonuçları ortaya çıktı. Erdoğan yönetimi Esad’la “ayrı bir barış” yapma karşılığında onu Rojava’ya karşı saldırıya kışkırtıyor. Bu aynı zamanda tehlikeli bir provokasyon. Bir anda Rusya ve ABD Rojava semalarında karşı karşıya gelebilir.

Saray Kürdistan’a karşı düşmanlıkta öylesine gözünü kararttı ki, “dünya dengeleriyle” oynayarak amacına ulaşmak için çılgınca adımlar atıyor.

Türkiye’nin gücü dengelerle oynamaya yetebilir. Ama dengelerle oynadıktan sonra patlayacak krizden sağ salim çıkmaya kesinlikle yetmez. Kendi Saray’ının çıkarları için, bölgede provokasyonlarla Rusya ve ABD’yi karşı karşıya getirmeye yeltenen Saray, Türkiye’ye çok ağır bedeller ödetir. Sevr’den beter olursunuz…

Durum açık. AKP bölünmüştür. AKP’nin Erdoğancı kanadı ile Gülenci kanadı birbirine düşman olmuştur. AKP ile ABD arasındaki “bütün bağları” ve pek çok “gizli kapaklı” işleri AKP’nin Gülen Kanadı’nın devlet içindeki uzantıları sağladığı için, ve bir noktadan sonra Gülen kanadı, Erdoğan’ın İsrail ve Suriye politikalarına, ABD telkinleriyle karşı çıktığı için, AKP içindeki Erdoğancı ve Gülenci kanat arasında kavga, bir çırpıda Türkiye Cumhuriyeti ile ABD ve NATO arasındaki çatışmaya dönüşmüştür.

Ve şimdi Erdoğan ve çevresi, Kürt sorununda çözümü önlemek için PKK’ye karşı 7 Haziran sonrasında başlattığı savaşı da, Suriye rejimini Hesekê’ye saldırmaya teşvik ederek Türkiye Cumhuriyeti ile ABD ve NATO arasında bir savaşa dönüştürmek üzeredir.

Ne Rusya, ne İran ve ne de Çin, Türk devletini yönetenlerin, bu akıldan ve sağduyudan uzak dış politika çizgisinden kendi menfaatleri için elbette yararlanırlar. Ama bilelim ki, bu devletler ciddi devletlerdir ve Saray çevresindeki üç beş “kuvvacı emekli paşanın”, hırsı kafasındaki jöleden daha fazla parıldayan üç beş “AVRAS’yacı danışmanın” hezeyanlarına asla angaje olmazlar. Türkiye bu devletlerin “müttefiki” olamaz, bu devletler Türkiye’deki durumun stratejik bir durum olmadığını, (bir toplumsal devrim dışında) sistem içi hiçbir partinin Türkiye’nin yönünü değiştirmeye gücünün yetmeyeceğini, Türkiye’nin er ya da geç, mevcut statükodaki yerini alacağını bilirler.

Kürt sorunundaki anlaşmazlığı TC ile ABD ve NATO arasında bir çatışma haline getirdin miydi, ne Rusya, ne Çin, ne de İran senin arkanda durmayacaktır. Çünkü Türkiye “2. Dünya Savaşı sonundaki bölüşümde” NATO’nun ve ABD’nin “hissesine” düşmüş bir ülkedir ve dünyadaki dengeler, farklı küresel merkezlerin birbirinden ülke “çalmasına” elverişli değildir.

Türkiye AKP içindeki Erdoğancı ve Gülenci kanatlar arasındaki savaşın tahribatını şu ya da bu şekilde, nasılsa aşacaktır. Ama Kürt sorununda çözümsüzlüğün yarattığı savaş sona ermez ve Kürt sorunu çözülmezse, bilelim ki, bunun yaratacağı tahribatın altından Türkiye kalkamaz.

Kürt sorunu acilen çözülmeli, uluslararası kavgaların konusu olmaktan çıkarılmalıdır.

Bunun yolu açılmış bulunuyor.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı dün tarihi bir açıklama yaptı. İlgili bölümü aktarıyorum:

“AKP iktidarının Kürt sorununun çözümü konusunda gerekli iradeye sahip olduğunu ortaya koyması ve çözüm için adım atacağını Türkiye halklarına taahhüt etmesi, HDP’nin de içinde olduğu bir Meclis Heyetinin Önderliğimizle görüşerek çözüm müzakerelerini hemen başlatma kararını alması ve Önder APO’nun bu süreçte kendi örgütü dahil, parlamento içi ve dışındaki tüm siyasi partiler, Aleviler başta olmak üzere demokratikleşme ve kendi sorunlarının çözümü konusunda görüşü olan topluluklar, sivil toplum örgütleri ve aydınlarla görüşmesine imkan yaratacağını ortaya koyması halinde, Özgürlük Hareketi olarak biz de atılacak adımlar ve karşılıklı taahhütler çerçevesinde üzerimize düşen sorumlulukları her bakımdan yerine getirmeye hazırız.”

Hepsi bu: Kürt sorununda çözüm iradesine sahibiz dediğiniz ve Öcalan üzerindeki tecriti kaldırdığınız anda, savaş durumundan barış durumuna, oradan da çözüm yoluna koyulmuş olacağız.‰