
ROD NORDLAND*
UNESCO Dünya Mirası listesindeki Hewlêr Kalesi, dünya üzerinde kesintisiz şekilde insan yerleşimi olmuş en eski yerlerden biri.
Bir milyonluk bu şehrin üzerine kurulu olduğu düzlükten 30 metre yükselen koca bir yapı olan etkileyici Hewlêr Kalesi iki şekilde düşünülebilir.
Bir. Kale dünya üzerinde insan yerleşiminin kesintisiz devam ettiği en eski yerlerden biri, UNESCO Dünya Mirası listesinde ve Kürt yetkililer ciddi bir mali krize rağmen burayı restore edip korumak için elinden geleni ardına koymadı.
Eski şehirdeki dar yollu mahalleler tarihsel yapılar bakımsızlıktan zayıfladıkça aşırı kalabalıklaştılar ama 2006’da yetkililer, Ortadoğu’nun en iddialı koruma projelerinden birini başlatarak 500’den fazla aileyi başka yerlere yerleştirdiler.
6 bin yıllık tarih
İki. Arkasında en az altı bin yıllık bir medeniyet tarihi var: Kalenin merkezi meydanında, devasa bir Kürt bayrağın asılı olduğu uzun bir metal direk var. Aşağıdaki yeni şehirde, gündelikleşen elektrik kesintileri nedeniyle kullanılan dizel jeneratörler kakofonik gürültüleri sahnenin sükunetini bozuyor ve gökyüzüne kara dumanlar salıyor. Civardaki bir çöp alanından gelen yanık plastik kokusu günlerce şehrin üzerinde asılı kalıyor.
Şehrin yeni kısmına tepeden bakan antik kale “Hewlêr’in Tacı” olarak biliniyor.
Bölgesel Kürt yönetiminin kale etrafındaki bir tampon bölgede uzun binaları yasaklaması nedeniyle, kale şehre hâkim konumunu ve “Hewlêr’in Tacı” antik lakabı kaybetmiyor. Bugün bile, Hewler’deki yol sisteminin çoğu, bir tekerleğin jant telleri gibi düzenlenmiş, orta göbekte kale var.
Muazzam bir arkeolojik höyük
UNESCO’nun kale ile ilgili proje direktörlüğünü yapmış bir mimar olan May Shaer, bunun kadar antik başka yerleşimler ve bunun kadar büyük başka tahkim edilmiş şehirler de olduğunu ama çok azının böylesine muazzam bir arkeolojik höyüğün tepesinde yaşayan bir şehri, antik ve modern tarihi kırılmaz bir akış içinde birbirine bağlayarak bir araya getirdiğini söylüyor.
“Bu gerçekten çok nadir,” diyor, “gerçekten ilginç.”
Kalenin “kesintisiz insan yerleşimi” unvanını tahliyeler sonrasında da koruması için, Kürt yetkililer bir aileyi eski şehrin ortasındaki ata yadigarı evlerinde kalacak şekilde bırakmışlar.
Sebebi ne bilinmez ama kalenin müdürü Dara el-Yakubi gazetecilerin aile ile görüşmesine izin vermiyor. Ziyaretçi akınından rahatsız olduklarını söylüyor ve ekliyor: “Orada sadece uyuyorlar. Bu hayat değil, devam eden yerleşim.”
Kalede yaşayan son kişi
Tahmin edilebileceği üzere, kalede yaşayan son adam olan Rebwar Muhammed Kader konuşmaktan epey mutlu oluyor ve ziyaretçilere büyüğü yakındaki evle aynı olan iki odalı tuğla evini gezdiriyor ve eşi ile dört küçük çocuğunu tanıştırıyor.
Kalede kalan son iki gölgelik ağaç evinin avlu duvarının üzerinden sarkıyor. Biri kurumak üzere olan bir meşe, diğeri bir dut ağacı. Avlunun içi ise yıkık dökük bir bahçe; sıska bir nar ağacı ağır meyveleri yüzünden yere eğilmiş. Ev son derece sade ama buradaki antik ev stilinin karakteristiği olan kapının üzerindeki üçgen tuğla mimarisi göz alıcı.
Rebwar Muhammed Kader ve dört çocuğundan üçü kaledeki evlerinin önünde. Burada kalan tek aile onlar.
İnsanlık tarihinin altı bin yılının cisimleşmiş hali olmak kolay değil diyor Kader. Yeni şehirden alışveriş yapıp el arabasıyla kalenin güney kapısından yokuş yukarı taşıması gerekiyormuş. Ziyaretçiler için park yeri yokmuş ve çocukları okul için 25 dakika yürümek zorundaymış.
Kalenin tarihi
“Hiç komşun olmadan burada böyle yalnız yaşamak gerçekten sıkıcı ama kaleyi gerçekten çok seviyorum” diyor. “6000 yıldır burada yaşayan kuşaklara saygımı böyle gösteriyorum.”
Hewlêr Kalesi’nin tarihi elbette Güney Kürdistan’dan, Kürtlerden ve tümünün yolu buradan geçmiş ve geçerken de pek iyi izler bırakmamış olan Araplardan, Cengiz Han’dan, Perslerden, Yunanlardan ve Romalılardan eskiye dayanıyor. Kale arkeologların “tell” dedikleri bir şeyin üzerinde; art arda gelen insan yerleşimlerinin kalıntıları üzerinde yükselen ve tipik olarak her metresi 200 yıla denk gelen bir höyük.
32 metre yüksekliği ile bu 6000 yıldan daha uzun süre anlamına geliyor ve Yakubi’nin söylediğinde göre “insanların hala tekerleği icat etmeye çalıştığı” Obeyd/Ubeyd dönemi sırasında, MÖ 4500’lerde burada insan yerleşimi olduğuna dair kanıtlar var.
Kalenin höyüğünde, derinliğin üçte birine kadar inen ve MÖ 2300 tarihli etkileyici bir tuğla tahkimatın bulunduğu tek bir proje hariç çok az arkeolojik kazı olmuş.
Daha derin kazılar tüm höyüğün insan yerleşimi sonucu oluşup oluşmadığına dair soruları cevaplayabilir ve dolayısıyla insanlığın en eski medeniyetine ışık tutabilir ya da en altta doğal bir tepe de bulunabilir ve inanıldığı kadar eski olmadığı ortaya çıkabilir.
Kedilerimiz var ama tembeller
Kader ev sorunlarıyla daha ilgili. Büyüyen genç ailesi küçük eve sığmaz olmuş ve genişletecek kadar para kazanmıyor, ayrıca buna izin de yok. O bir devlet memuru, eski (ama tarihi olmayan) su kulesini idare ediyor. Höyüğün dibindeki dükkanlara su bu kuleden sağlanıyor.
Başka bir dertler de var elbet, özellikle de fareler. Kimse kalmadığı için Kader’in evi kemirgenleri mıknatıs gibi çekiyormuş. “Kedilerimiz var ama tembeller,” diyor Kader.
Burası yaşayan bir topluluk olsaydı, Kader’in ailesi büyüdükçe daha geniş bir eve tanışabilirdi. Kale yönetimine ve Yakubi’ye bunu önermiş ama bugüne kadar reddedilmiş (ki bu müdürün neden onunla görüşmemizi istemediğini açıklıyor). “Bir avukata gidebilirim,” diyor Kader.
İki oğlundan biri ciddi şekilde engelli. “Kendi odası olması lazım,” diyor Kader. “Kalenin adını ve onurunu koruyorum ama bunu sırf burada yaşayan kuşaklar için yaptığımı hatırlamaları lazım.”
Kaynak: nytimes.com
Çeviri: Serap Güneş