
Her mektup bir gün adresine ulaşır. Kimisi 'görülmüştür' damgasıyla, kimisi gül kurusuna işlediği sevdasıyla, kimisi daha zarfının ıslaklığı kurumadan sahibinin içindeki derin özlemle... Ya küçücük yürekleriyle, eğri büğrü harflere çaresizliklerini, umutlarını satırlara yükleyen çocukların mektupları... Bir değil, on değil yüz değil... Çoğaldıkça klasörlere sığmayan çaresizlikler, umutlar, beklentiler...
Onların adresi, özgürlük yolunda yaşamlarını yitiren ya da zindanlarında ömür bitiren babaları değil, sılada yollarını gözleyen sevdikleri de değil. Bir tek halkı kalmış, kapısını çalacağı, çaresizliğini paylaşacağı, umut edeceği...
Kiminin özgürlük dağlarında yaşamlarını feda etmiş babaları...
Kiminin bir gece yarısı çocuk uykuları tekme ve dipçiklerle bölünmüş, alınmış götürülmüş ve bir daha dönememiş babaları... Kimileri göç yollarında büyütmüş umutlarını... Malını, mülkünü, toprağını, her şeyini kaybetmiş ama umudunu hala kaybetmemiş. Son bir umut diye çalmış Kürt kızılayı Heyva Sor a Kürdistan'ın kapısını.
Başını sokacak bir göz dam kirası isteyen, hasta anasına destek isteyen, okumak ve onurlu bir şekilde yarınlarını kurmak isteyen çocuklar.
Heyva Sor'un raflarında kalsörleri dolduran o yaprakları ve fotoğraflar sadece birer mektup değil. Her biri bir umut, bir çığlık, her biri bizim bir parçamız...
Beritan babasını hiç görmedi
Şimdi o çocuk yüreklere kulak verelim. Beritan, şimdi 18 yaşında Viranşehirli bir Kürt kızı. Babası polis ve korucular tarafından evden alınmış ve ertesi gün bir köşede kurşunlanmış şekilde ölü olarak bulunmuş. Şimdi Antalya'da bir kardeşi ve annesiyle yaşama tutunmaya çalışan Beritan mektubunda şunları yazıyor: "Babam öldürüldüğünde 2 aylıktım. Onun resimleriyle büyüdüm. Çocukluğum yokluk ve yoksulluk içinde geçti. Annem astım hastası ve evimiz kira. Ben okumak ve daha bilinçlenmiş bir şekilde babamın bıraktığı yoldan devam etmek istiyorum. Bize yardım ettiğiniz takdirde annem hasta bir şekilde çalışmak zorunda kalmayacak. Ben de okuluma devam edebileceğim..."
Mustafa, 1994 Urfa Halfeti doğumlu bir Kürt çocuğu. Babası O daha küçükken Özgürlük Mücadelesi'ne katılmış ve 1998 yılında bir çatışmada yaşamını yitirmiş. Mustafa, Heyva Sor'a yazdığı mektubunda yaşamlarının çok zor şartlarda geçtiğini söylüyor. Mustafa, "Evin tek çocuğuyum, yaşım küçük olduğu için çalışamıyorum. Babam da yok. Bu zor hayat şartları içinde geçinebilmek için yardımlarınızı bekliyoruz" diyor.
'Mecbur olmasaydım yazmazdım'
Şehriban, 1993 Antep doğumlu bir Kürt kızı, babası uzun yıllardır siyasi nedenlerle cezaevinde. Annesi hasta ve evden çıkamıyor. Az da olsa akraba, komşu ve arkadaşlarının yardımlarıyla geçinmeye çalışyorlar. Şehriban çaresizlikleri son noktaya vardığında kaleme sarılmış ve yazmış: "Bizimle ilgilenen tüm dostlara merhaba. İnanın sizlere bu mektubu yazarken içim buruk. Ama çok mecbur olmasaydım inanın yazmaz ve başvurmazdım. Babam 15 yıldır cezaevinde. Ben çok küçükken ceazevine girmiş ve ne zaman çıkacağını da bilmiyoruz. Annem hasta ve yürüyemiyor. Şu an kiradayız ve annem evde kırdığı fıstıklar ve çevredekilerin yardımıyla geçinmeye çalışıyoruz. Parasını ödeyemediğimiz için elektriklerimiz kesik. Ben derslerimi bile doğru dürüst çalışamıyorum. Bu yıl okulu bırakmayı bile düşünüyorum. Ama babam 'okumalısın' diyor. Nasıl okuyayım? Siz söyleyin. Gittiğim okul uzak. Servis param yok. Kış geldi doğru dürüst ayakkabım bile yok. Bunları söylerken çok mahcup oluyorum ama söylemek zorundayım. Yardımlarınızı bekliyorum."
'Başkasının kapısına göndermeyin beni'
Gülcan, Iğdırlı 3 çocuk annesi. Iğdır'da yaşadıkları köyde halkın desteğiyle yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Gerillaya katılan eşi, 2002-2003 yılında Helena tabur baskınında yaşamını yitirmiş. Yaşlı annesi ve menenjit olan küçük çocuğuyla yaşama tutunmaya çalışan anne, köylülerin zekatları ile geçinmeye çalıştıklarını ve perişan bir halde olduklarını yazıyor. Gülcan mektubunda, "Sizden ricam beni birilerinin kapısına göndermeyin" diyor.
Muş, Malazgirt doğumlu Berçem ise 17 yaşında iken kaleme aldığı mektubunu, şimdi yaşadıkları İzmir'den göndermiş. Babası uzun yıllardır cezaevinde olan Berçem, yarım sayfalık mektubunda yaşadıkları zorluklara rağmen babasına yardım edilmesini istiyor.
Hevin, 1992 Viranşehir doğumlu. Babası ve amcası 1995 yılında korucular ve devlet güçleri tarafından kaçırılıp öldürülmüş ve daha sonra Antalya'ya gitmek zorunda kalmışlar. İşçilikle geçimlerini sağlamaya çalışan Hevin mektubunda şunları yazıyor: "16 yıl önce babam ve amcam korucular tarafından kaçırılıp öldürüldü. Bir zaman sonra Antalya'ya taşındık. Burada işçilikle geçimimizi sağlamaya çalıştık. Ancak burada da bize rahat vermediler. Bizi aşağıladılar. Evimizi yıktılar ve 'burayı terk edin' dediler.
Maddi olarak çok zorlandık. Sonra Kadiriye'ye geldik. Burada da 5 gün çalışıp 10 gün çalışamıyoruz. 3 tane kardeşim okula gidiyor. Onların ihtiyacını karşılayamıyoruz. Sağlık karnemizi bile vermiyorlar. Annem hasta çalışamıyor. Göndereceğiniz bu yardıma gerçekten çok ihtiyacımız var."
Bu yazdıklarımız yüzlerce mektuptan sadece bir kaç örnek.
Kürt kızılayı Heyva Sor a Kurdistanê, öksüz, yetim ve parçalanmış ailelerin çocuklarınına yardım projesini, 1993 yılında uygulamaya koydu. Heyva Sor, gerek kendi olanaklarıyla gerekse ülkedeki yerel belediye ve Kürdistanlı siyasetçilerin yardımıyla tespit edebildiği bu küçük yüreklere yaşayabilmeleri, eğitimlerini yapabilmeleri için güçleri oranında, düzenli bir şekilde yardım ediyor. Bunlardan ne kadar insanın haberi var bilmiyorum ama verdiğimiz küçücük yardımlar böylesi kutsal bir işlev görüyor ve hayatları kurtarıyor.
Kürdistan'da Türk devletinin yürüttüğü kirli savaş sürdükçe, her geçen gün yardım bekleyen, umut eden, çığlık atan, dram dolu mektuplar da çoğalmaya devam edecek. O çocuklar bu toplumun yarınları. Onların halkından başka gidecekleri, başvuracakları bir yer de yok. Heyva Sor a Kürdistanê yardımlarınızı bekliyor.
MURAT ALPAVUT/DÜSSELDORF