Alana girdikten sonra çok büyük bir gürültü duydum. Başımı çevirdim, havada büyük bir gaz bulutu gördüm. Sonrasında zaten gözümü yerde açtım. Patlama olduğunu o an anladım. Arkadaşlarım geldi aklıma, onlara bakmak için doğrulmaya çalıştım, başaramadım. O kadar garip ki insan hissizleşiyor. Kulağında büyük bir çınlama, havada garip bir koku. Her yerde koşuşan insanlar var. Yaralandım mı diye elimle bedenimi yoklamaya başladım. Bacağımdan kan fışkırıyordu. Biz öyle bekliyorduk, zaten olayın şokundayız. Zaman geçtikçe ambulans gelmediğini fark ettim. Neden gelmiyor sorusu ve çevredeki çığlıkların da etkisiyle öleceğimi düşündüm. Hızla gözüm karardı. O an aklıma kızım geldi. Benimle konuşmaya çalışan tanımadığım birine, “Kızım size emanet” dedim. İşte o an insan bir garip oluyor. İnsanlar ölmesin dediğimiz ve bunu istediğimiz için, barış dediğimiz için öldürülmek istendik ve birçoğumuz şu an aramızda değil.



Neden yaşıyorum duygusundan hiç kurtulamadım

Ben yaşamımı yitirmediğim için görece şanslılardan biriyim. Yaralı olarak hastaneye kaldırıldım, bacağımdan kan fışkırmaya devam ediyordu. Hastanede gözümü açtığımda kulağımdaki o çınlama devam ediyordu. “Arkadaşlarım ne oldu?” İlk aklıma gelen bu soruydu. Patlama olmadan hemen önce İdil ablayla sohbet ediyorduk. İlk günler, "O kadar arkadaşım ölmüşken ben neden yaşıyorum" duygusundan hiç kurtulamadım. Bu garip bir sorumluluk yüklüyor insana ve her uyandığınızda bunun ağırlığıyla uyanıyorsunuz. Ben kaç ameliyat olduğumu tam bilmiyorum ama yedinci ameliyattan sonra büyük acılar çekmeye başladığımı biliyorum. Ve zamanla o acı hiç dinmeyecek gibi geliyor, bazen gerçekten o an benim hayatım da orada son bulsaydı diyorum.

Kendimi toparlamaya başladığımda veya o gün iyi hissettiğimde bu çok uzun sürmüyor. Süremiyor, çünkü bu ülkede her ay bir patlama oluyor ve biz tekrar tekrar sarsılıyoruz. 10 Ekim’den sonraki her patlama acımızı tazeliyor. Şu an kaç kişi öldü, kaç kişinin kolu bacağı koptu, sürekli bunları düşünüyorum. Kendimi o patlamada yaralanan, arkadaşlarını kaybeden insanların yerini koyuyorum ve gerçekten o anı tekrar yaşıyorum. Hastane sürecim geliyor aklıma; kendi yaralanma anımı fark etmem. O büyük patlamanın gürültüsü. Her patlamada sürekli bunları düşünüyorsun ister istemez. Engel olabileceğin, engel olunabilecek bir şey değil bu. Yani çok mu zor birlikte, barış içinde yaşamak? Bunun ne gibi bir zorluğu olabilir ki? Neden insanlar ölmeye devam etsin? 

Patlamanın üzerinden bir yıl geçmiş mesela. Bu durum benim için böyle değil. Benim kulağımda hâlâ o anın gürültüsü var. Patlama anını dün gibi hatırlıyorum. Hiç dinmeyen bir çınlama, artık olmayan bir bacak, patlama etkisiyle parçalanıp değişmiş, sonra tıkanan bir damar ve toprağa verilmiş onca dost, arkadaş. Akşam yatmadan idrarım gelecek korkusuyla su içmiyorum ben. Tuvalete gitmem gerekirse kalkacağım ve protezimi takacağım tekrar. Bu benim asla aklıma gelmezdi. O kadar sağlıklı bir insanken bir patlamada bacağımı kaybetmek... Üstelik barış istediğim, insanlar ölmesin diye gittiğim bir mitingde arkadaşlarınızı, bacağınızı kaybedeceğiniz sizin aklınıza gelir mi? Nereden gelsin... Protezi tak, dışarı çık, gez ve gel sonra yine protezini çıkar. Sizce benim için geçer mi bunlar? Yaşadıklarımı telafi edebilirler mi? Bacağım yerine gelir mi? Beni tek iyi hissettirecek olan ise daha fazla insanın yaşamını kaybetmemesi ve daha fazla insanın herhangi bir parçasını kaybetmemesi, yaralanmaması, üzülmemesi.

Devlet 10 Ekim’de yas ilan etti. Ben bunun samimiyetine inanmıyorum. 10 Ekim sonrası milli maçta saygı duruşunda ıslıklanan bizdik. Bu çok vicdansızca. Hayatlarımızı kaybetmişiz, yaralanmışız, kolumuzu bacağımızı kaybetmişiz ama yine ıslıklanan biziz. Milli maçta üstelik. Bu engellenemez miydi? Hadi diyelim engellenemedi, bunu yapanlar cezalandırılamaz mıydı? Madem bu kadar birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var... 15 Temmuz’dan sonra “Biz milletiz” söylemi yaygınlaştı ya, 10 Ekim’de biz “millet” değil miydik? Ne çok şey istemişiz barış diyerek, insan diyerek, emek diyerek. Yaşadığımız tüm zorlukların özünde insan sevmenin bedelini ödüyoruz biz. Artık bu silahlar susmalı. Artık doğayla, Kürtlerle, Alevilerle, kadınla barışmak gerekiyor. Yaşamadığımız, başımıza gelmeyen olay kalmadı. Bazen gerçekten daha ne yapacaklar, ne yapabilirler diye düşünüyorum ama yapılabilecek her şeyi yaptılar. Yaktılar, yıktılar, katlettiler, cenazeye işkence yaptılar. Cennete gitmek gibi bir amaçla yola çıkıp herkesin hayatını cehenneme çevirdiler.


Protez bütçesinde bile ayrım var

10 Ekim’den sonra kendimi hiç bilmediğim bir alanda ve dünyada buldum. Bacağım için gereken protezi aradım, defalarca ameliyat oldum. Hâlâ fiziksel olarak acı çekiyorum. Protez desteğinde dahi devlet ayrım yapıyor. 500 liradan 35 bin liraya kadar bir bütçe var zaten, bu nasıl bir uçurum, ben bunu da anlamış değilim. 500 liralık protez nasıl bir protez? Bu herhangi bir vatandaşa reva mı? Bir de devlet personelleri için ayrı uygulamalar var. Örneğin devlet 'kendi' savaşında gazi olmuş bir askere/polise askere katkı payı almadan protez için 35 bin lira destek verirken bana 2 bin lira veriyor. Komple protez için asker/polis gazisine 50 bin, bana 11 bin ödüyor. Burada da ayrım var. Ama devlete göre ben de terör eylemi kapsamında bacağımı kaybettim. Devletin gözünde benim onlardan bir farkım olmamalı o zaman. Ya da 15 Temmuz gecesi yaralananlarla aramda ne gibi bir fark var devlete göre? Bunların hepsi onların tanımına göre terör eylemi değil mi? 


Zaten yeterince zor zamanlardan geçiyoruz, böyle olaylarla karşılaştıkça kendimizi daha mutsuz ve umutsuz hissediyoruz. Ben hayata hiç engelli gözüyle bakmamıştım. Bu çok garip bir his. Büyük bir eksiklikmiş bu, bir uzvunuzun olmaması. Hem de o uzvunuzu hiç hazırlıklı olmadığınız, o anı aklınıza bile getirmediğiniz bir anda kaybetmek. Biz o alana girdiğimizde de sadece barış istediğimizi söyleyecektik, arkadaşlarımızla gülüp oynayacaktık. Daha fazla insan ölmesin, diyecektik. O gün bizi de öldürdüler. Bu çok trajik ve çok vicdansızcaydı. Umarım kısa zamanda bu topraklara barış gelir ve kimse arkadaşını, yoldaşını, çocuğunu, sevdiğini kaybetmez.


Gökhan Yaralı kimdir?

10 Ekim Ankara Katliamı’ndan yaralı kurtulan Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) üyesi ve TCDD’de büro şefi. Patlamada bir bacağını ve yakın arkadaşları İdil Güney ile Ali Kitapçı’yı kaybetti. Patlama sonrası gözünü açtığında İdil Güney’i gördüğünü ifade eden Gökhan Yaralı, Ali Kitapçı’nın ölümü için de şöyle diyor: "O astım hastasıydı. Patlamadan sonra polislerin alana gaz atmasından dolayı yaşamını yitirdiğini düşünüyorum."