Barış bildirisine imza attığı için ihraç edilen akademisyen Orhan Kaya, inşaatlarda çalışmaya başladı. Kaya, "Hiçbir an keşke imzalamasaydım demedim. Aksine iyi ki imzalamışım, iyi ki bu tarihsel sürecin içindeyim" dedi.

 

METİN YOKSU / MA / BATMAN

Orhan Kaya, 2016’da "Bu suça ortak olmayacağız" bildirisine imza attıkları için ihraç edilen barış akademisyenlerinden. 1983 doğumlu olan Kaya, 2002’de Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde İktisat Fakültesi’nde okurken politik nedenlerle öğretimini üçüncü sınıfta yarıda bırakmak zorunda kaldı. Daha sonra Dicle Üniversitesi Psikoloji Bölümü'ne yerleşerek eğitimini tamamladı. 2013’te Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde göreve başlayan Kaya, ihraç edilene kadar burada çalışmalarını sürdürdü. İhraç edilmesi ile birlikte doktora tezi yarım kaldı. Kaya bir yandan inşaatlarda çalışarak hayatını idame ettirirken diğer yandan da tezini yazmaya devam ediyor.

Kolektif eylem, sosyal adalet, engellilik ve ayrımcılık süreçlerini inceleyen Kaya, Mezopotamya Ajansı'na (MA) konuştu. İhraç sürecini işkence yöntemine benzeten Kaya, işkence süreçlerinin temel iki mesajı olduğunu hatırlattı:

* Bireyi cezalandırmak, çaresiz, değersiz hissettirmek ve yalnızlaştırmaktır. Bu yolla bireyi itaat etmeye mecbur bırakmak ve benliğine zarar vermektir.

* İkinci mesaj ise toplumsaldır; toplumun bütün kesimlerine itaat etme baskısı kurmak, korkuyu yaygınlaştırmaktır.

İhraç edilmenin de işkencenin bu tanımıyla paralellik gösterdiğini kaydeden Kaya, şunları söyledi: "Kişisel olarak muktedirler tarafından bana verilen bu cezalandırma sürecini çok iyi anlıyor ve anlamlandırıyorum. Barış bildirisine imza atarken bile bu tür olguların gerçekleşeceğini tahmin ediyordum. Dolayısıyla psikolojik olarak hazırdım. Ancak yine de haksızlığa uğramak, muhatap bulamamak insanı sarsıyor. Bu sarsılmaya da inşa ettiğimiz dayanışma ağıyla baş edebildim şimdiye kadar."

İhraç edilmesinin ardından bilimsel çalışmalarının sekteye uğradığına da değinen Kaya, inşaatta çalışmaya başlaması ile birlikte yeniden bilimsel çalışmalara başlayabildiğini kaydetti.

Keşke imzalamasaydım, demedim 

İmzacısı olduğu barış bildirisi ile birlikte evinin üç kez basıldığını, gözaltına alındığını ve üç kez soruşturma geçirdiğini, linç kampanyalarına birçok barış akademisyeni gibi maruz kaldığını, sonunda da ihraç edildiğini anlatan Kaya, "Hiçbir an bile keşke imzalamasaydım demedim, hissetmedim. Aksine iyi ki imzalamışım, iyi ki bu tarihsel sürecin içindeyim duygusuyla yaşadım" dedi.

Aslolan bildiridir

Barış içinde yaşamanın her vatandaşın temel haklarından biri olduğuna vurgu yapan Kaya, "Daha önceki bir konuşmamda vicdanımdan talimat alarak bildiriye imza attığımı söylemiştim. Vicdanımın sesi ve gücü ile barış hakkımı bu bildiri yoluyla talep ettiğimi söyleyebilirim. Bunun bedeli ne olursa olsun razıyım. Ayrıca maalesef biz imzacıların yaşadıkları bildiri ve bildirinin içeriğinin çok ötesinde tartışıldı. Oysa asıl olan bildiridir, bizim yaşadıklarımız değildir" diye konuştu.

Rencide olmuyorum

İnşaatlarda çalışan kişilerin kimliklerinin bir önemi olmadığına değinen Kaya, şöyle konuştu: "Bir akademisyen olarak inşaatta çalışmak beni rencide eden bir durum değil. Rahatsız da olmuyorum. Önemli olan benliğimizi onurumuzu korumak."

Türkiye'de yaşamın gittikçe zorlaştığına ve ekonomik kriz ile birlikte toplum psikolojisinin alt üst olduğuna vurgu yapan Kaya, şöyle devam etti: "Bireylerde olduğu gibi toplumların da duyguları ve tepkileri vardır. Bunların ortaya çıkabilmesi en uygun ortamın oluşmasıyla olur. Ekonomik kriz insanların cebini ve birikimlerini önemli bir oranda etkilese de yıllardır inşa edilen korku ve kaygı ortamı, insanların sessiz kalmasına, tepki göstermemesine neden olmaktadır. Oluşturulan baskı ortamı bütün muhalif kesimleri cezaevlerinde mahkum ederken birçok kesimi de günü birlik yaşamaya alıştırmıştır. Olası her türlü eylem, etkinlik, tepki ve hak arama mecrası maalesef yasaklanmakta, saldırıya maruz kalmaktadır. Bunun en bariz örneği Cumartesi Anneleri’ne yapılan saldırıdır. Ancak bu sürecin bu şekilde devam etmeyeceğine, toplumsal tepki mekanizmalarının bir şekilde gün yüzüne çıkacağına inanıyorum."