dünya savaşta yine, yüreğimin doğduğu topraklarda. savaşsız dönmüyor dünya, gecesinden sabahına. tek canlı kalmayana kadar tetiklerden kalkmayacak parmaklar. ve son kişi, hüzünle bakıp dünyadaki yalnızlığına çekecek tetiği. düşecek yanımıza…
Dünya kendini tüketen insanlığın acılarını tutacak güneşe. sonra sıcak bir çay ve nikotin mutluluğu.
masaya oturmuş biri... barıştan söz ediyor. hayra alemet değil bu gözyaşları, bir coğrafyaya kıyamet yaşatılırken.
oysa ben ne çok arzuluyorum barışı.
bir coğrafyanın tüm halklarını, kültürlerini, dillerini kucaklamak, o çocukluk göğümün masallarını dinleyip, güvenle uyuyup, huzurla uyanmak istiyorum.
izmir'de karşıyaka'da, martıların şarkılarını dinleyip, uzaklaşan vapura bakmak, göçmen arkadaşlarımı bulmak, ne siz misafirsiniz, ne de biz ev sahibi, gidecek yerimiz yok demek istiyorum.
karadeniz, akdeniz diyorum sonra.
sonra kızılay.
med topraklarını adımlamak istiyorum. o asi kardeşlerimin yürüdüğü yerlerde yürümek, sığındığı mağaralarda uyumak, yüksek dağların uçuruma bakan penceresinde oturmak.
onların izini sürmek istiyorum, içimde biriken hüzünle… belki biraz olsun insan kalırım diye.
barıştan söz ediyorlar. bahara az kaldı.
paris'e kar yağıyor.
o ışıklı şehirde,
karanlıklar içinden gelip rehavetimizde gizlendiler
bir gün, yurtsuzluğumuzu gösterdiler bize, o ışıklı şehirde
ağır oldu bedeli.
ve gölgeler ardına çekildiler yeniden
şimdi içimizde bir halkın ağıdını dile getirir dengbêjler
dersim'den maraş'a, maraş'tan amed'e üç kızıl gül…
bulvarları, cafeleriyle, ışıklar kırılır sen ırmağında
üç özgür kadının ahı kalıyor paris'te
kar yağıyor, üşüyoruz.
ve ben yine bir çocuğun gülüşüne sığınıyorum.
öpüyorum umudundan ey renksiz, ey güzel çocuk.
HİLMİ NAR: üç kızıl gül