Toplumla kurduğu bağın bunca stratejik, başat ve öncü konumlu bir rol sahibi olması hiç şüphesiz sanatçının kendisini toplumsal düzen içerisindeki konumlandırmasını da derinden etkilemektedir. Bu konumlandırma ve sanatsal üretim eylemi, ne kadar demokratik, ne kadar yatay ise; toplumsalı inşa etme, yenileme, büyütme kanallarına ne kadar yakın ise, ne kadar içindeyse, o kadar toplumsalın yararına, bireyselin gelişimine, özgünlüğüne katkı sunacaktır. Gerek egemenlikçi yapı öncesi doğal toplumlarda, gerekse günümüze kadar gelen hiyerarşik yapı ve yönetimi reddetmiş olan toplumsal yapı ve guruplarda, sanatın ve sanat eyleminin yaratıcılarının toplumla kurduğu bağ, böylesi demokratik, yatay bir ilişkiyi esas almıştır. Sanatsal ifadenin üretimin kaynağı toplumun ve toplumsalın, toplumsal ilişkilerin bizzat kendisi olurken, sanatsal üretimin, ortaya çıkan sanat eserinin paylaşıldığı yer de en geniş toplumsal zeminlerdir. Yani sanat hiyerarşik olmayan toplumsal yapılarda en geniş zeminde toplumsal dokularda üretimi esas alırken, kaynağını tüm toplumsal dokular ve bireysel özgünlüklerden alırken, paylaşımı da tüm toplumsal zeminlere yayarak gerçekleştirir. Böylece sanatsal üretimin hem gerçekleştirme safhası hem paylaşım safhası estetik açıdan toplumu besleyen büyüten bir sürece dönüşür. Bunu üstten, yukarıdan değil içeriden yatay olarak içeriden gerçekleştirir.
Burjuva toplum düzeninde bütün ilişki kurma, toplumu yönetme ve üretim biçimlerinde olduğu gibi sanatsal üretim biçimleri ve bunun toplumla paylaşılmasında da son derece hiyerarşik bir yapı söz konusudur. Sanatın kendisi bir hiyerarşik konum tanımlama aracına dönüştürülmüştür. Sanat elit, herkesin üretemeyeceği, herkesin ulaşamayacağı, toplumun dışında, toplumun üstünde duran bir konuma çekilerek toplumla sanat arasında dolayısıyla sanatçı ile toplum arasında hiyerarşik bir ilişki yaratılmıştır. Sanatçı aldığı burjuva eğitimi, yaşam tarzı, kendini var etme biçimi ve entelektüel birikimi ile toplumu yukarıdan aşağıya estetize eden, ona şekil veren bir toplumsal yaşam mühendisidir. Aslında burjuva sanatçısı çok fazla aşağıya inme konusunda da kaygı duymaz, aşağıya inildikçe ürettiği sanatı algılayacak bilinç ve biliş düzeyi düştüğünden aşağıdaki kitle burjuva düzen sanatçısının muhataplığı içerisinde değildir. Buradan bakıldığında sanatın toplumla buluşturulmasında son derece kategorik ve hiyerarşik bir düzenlemeye gidildiği görülür. Sanatın elit, belli bir eğitim düzeyi ve entelektüel birikime sahip insanlar tarafından algılanabileceği, anlaşılabileceği bilgisi üzerinden sadece bu kesimler için üretilen, bu kesimlerin beğenisine sunulan sanat eserleri kategorisi vardır. Bu kategoriler toplumsal kesimlerin eğitim, yaşam tarzları ve gelir durumlarına göre aşağıya doğru kategoriler oluşturularak sıralanır. En alt kategorilere inildikçe sanatın bir yaşamı estetik yorumlama ve ifade tarzından çıkarılıp salt bir eğlence kaynağına dönüştürüldüğü görülür.
Sanat disiplinleri arasında da bu kategorik ve hiyerarşik sınıflandırma söz konusudur. Resim, heykel, opera, bale, klasik batı müziği gibi sanat disiplinleri daha çok üst tabakaya kısmen orta sınıfa ait sanatsal faaliyetler olarak tezahür ederken, edebiyat, tiyatro, sinema gibi sanat disiplinleri daha çok orta sınıfın sanatsal uğraşları içerisindedir. Toplumun çok geniş bir kesimini oluşturan yoksullar, emekçiler, işsizler gibi alt tabakaya layık görülen sanat ise daha çok müzikle ilgili formlardır. Bunlar da öyle nitelikli, belli bir sanatsal değeri olan üretimlerden ziyade çok kolay üretilebilen, birbirinin benzeri ve tekrarı olarak zuhur eden arabesk, pop tarzında üretilen söz ve ritimlerdir.
Bu sanat disiplinlerinin icra edildiği mekan ve toplumsal alanlar da, yine sanatın sınıfsal tabakalara göre kategorik ve hiyerarşik dizaynına göre şekillendirildiği ve ayrıldığı görülür. Üst sınıfın meşgalesi olan sanatların icra edildiği mekanlar kent merkezlerine kurulmuş olan görkemli modern binalar veya büyük tarihi mekanlarken aşağılara doğru inildikçe stadyumlar, kentte boş kalmış henüz bina kondurulmamış boş arsalar, düğün salonları gibi yerlerin sanatın icra alanları olduğu görülür.
Hiyerarşik toplum düzenine karşı demokratik toplum sanatı -I-
İnsanın kendini var etme, doğayla arasına yabancılaşmanın girmesini engelleme, doğadaki varlıklar ve onların var oluş biçimleri arasında kendine anlam kazandırma eylemi, yöntemi olarak ortaya çıkan sanat, hiç şüphesiz ki insanın tüm varlık süreci boyunca yarattığı kültürleşme ediminin derinlikli, bütünlüklü ve komplike yanıdır. Bu kadar güçlü bir ifade olanağı olması sebebiyle sanatın, toplumsal varoluş içerisindeki rolü ve öncülüğü hep başat bir konum arz etmiştir.