Öyleyse biz ezilenler, sömürülenler, yönetilenler, hakçı, eşitlikçi, sınıfsız, sömürüsüz, adil bir dünya kurmak isteyenler bağlamında sanatın, toplumsallığın sanatı ve burjuva sanatı olmak üzere iki kategoride ele alınması, yorumlanması; üretilen eserlerin, ortaya çıkarılan sanatsal ifadenin burjuva düzenine mi halka mı hizmet ettiğine dair bir ölçüye vurularak değerlendirilmesini ve bir taraf olmak üzerinden konuya yaklaşılmasını gerekli kılmaktadır. Bu hangi sanat akımının ya da hangi sanatsal yaklaşımın tercih edildiğine dair ikincil düzeyde ele alınacak bir tavır değil hangi uygarlık çizgisinin tercih edildiği ile ilgili esastan bir durumdur. Sanatsal üretim, ya demokratik uygarlık çizgisine hizmet edecektir ya da kapitalist uygarlık çizgisinin bir payandasına dönüşecektir. Yani sanatçı sanatsal üretiminin başından itibaren düşünürken, üretimi için gerekli birikimi sağlarken, besleneceği kaynakları, kullanacağı enstrümanları, ürettiği yeri, üretimini paylaşma alanlarını, mekanlarını ve paylaşma yöntemlerini seçerken bunu bir çizgi tercihi bağlamında gerçekleştirir. Üretim ve paylaşım aşamasının hiçbir merhalesi bu çizgi tercihinden bağımsız gelişmez, gelişemez.
Sanata sınıfsal veya ideolojik bir bağlamda yaklaşılmaması gerektiği, sanatın ideolojiler ve sınıflar üstü bir yerde durduğu ve durması gerektiği, ideoloji bulaşan sanatın kuru ve ruhsuz bir propaganda aracına dönüştüğü, sanatçının özgür olması ve kendini hiçbir ideolojiye bağlı hissetmemesi gerektiği yaklaşımı günümüz sanat çevrelerinde en çok dillendirilen argümanlardan ve sanatı ele alma yaklaşımlarından biridir. Şüphesiz bunu en çok dillendirenler burjuva sanat çevreleri, burjuva sanatçıları ve burjuva sanat eleştirmenleridir. Bunu yaparken bir yandan çok zor koşullar altında, günlük yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayabilme uğraşının dışında kalan zamanda kendi toplumsal dinamiklerine ve halk gerçekliğine bağlı kalarak sanatsal üretim gerçekleştirmeye çalışan devrimci sanatçıyı bu kapitalist düzen karşıtı üretiminden düşürerek, ürettiği sanatın ideolojik içeriğini boşaltarak onu burjuva sanat camiasına eklemlerken bir yandan da alt sınıfsal tabakanın sanatsal üretimini gerçekleştirmesinin tüm maddi ve manevi koşullarını ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.
Buradan bakıldığında devrimci sanatçının, burjuva sanatçının üretim koşul ve olanaklarına sahip olmamakla birlikte esasen devrimci sanatçının üretme koşullarına sahip olamamaktan şikayet etmesi daha doğrusu üretme koşullarına sahip olmadığını söylemesi üretim alanı ve koşullarını burjuva sanatın üretim koşul, yöntem ve ölçüleri içerisinde aramasından kaynaklanmaktadır. Yani ayakları kendi toplumsal gerçekliğinin içerisindeyken başı ve gövdesi burjuva sanat alanları içerisinde dolanmaktadır. Hal böyle olunca burjuvazi onu ya üretemeyeceği bir baskıya tabi tutmakta ya da ayaklarını da kendi toplumsal gerçekliğinden kopararak kendi sanat plantasyonuna dahil etmektedir.
Burjuvazi sanatı niteliğine göre çeşitli kademeler ve kategorilere böler. Kategori ve kademe atlayabilmek kendi sınıfsal yaşam tarzı ve sınıf ideolojisinden vazgeçmekle mümkündür. En özlü, gerçek, süzme sanat iyi bir eğitim almış, iyi bir yaşam kalitesi yakalamış bir elit, sınıf tarafından üretilen sanattır. Burjuva düzen muhalifi sanatçılar kendilerine bu burjuva sanat anlayışını ölçü alarak, bu estetiğe uygun ölçülerde, alanlarda, mekanlarda üreterek ve burjuvazinin değer biçtiği alanlarda sanatsal üretimlerini sergileyerek ancak burjuva düzen sanatının bir yedeği haline gelebilirler. Bir sanatçı gerçekte sanata çizilen bu elit sınırları parçalamadan, burjuvazinin yedek toplumsal alanı olan orta sınıf zihniyetini terk etmeden, üretim ve paylaşım alanlarını, beslendiği kaynakları kendi halk ve sınıf gerçekliğinden almadan asla muhalif bir üretim gerçekleştiremez.
Hiyerarşik toplum düzenine karşı demokratik toplum sanatı -II-
Sanatın, bu kadar hiyerarşi üreten bir konumda kendisini toplumsal düzen içinde var etmesi, yukarıdan aşağıya toplumu dizayn eden, yöneten iktidarcı yapıya eklemlenmesi, iktidar ve hiyerarşinin yeniden üretilmesinde ve meşrulaştırılmasında böylesine etkili bir rol oynaması şüphesiz iktidar sahipleri tarafından sanatın öz ve nitelik itibariyle ne kadar etkin olduğunun kavranması ve bu öz ve niteliğin toplumsallık karşıtı bir araçsallaştırmaya dönüştürülmesi ile ilgilidir. Yüzyıllar boyunca toplumun kendini örgütleme, birbirine temas etme, sorunlarına çözüm üretme yolu olarak geliştirdiği bu estetik ifade yöntemini ve oynadığı öncülük rolünü, sistem bir yandan baskı, katliam ve yasaklamalarla etkisizleştirmeye çalışırken öte yandan sanatı kendi düzlemi içerisinde kendi ihtiyaçlarını karşılama, sömürü düzenini katmerleştirme ve kendini yeniden üretme aracına dönüştürme çabalarını hep bir arada yürütegelmiştir.