Geçen haftaki Şili ve Bachalet yazısını devam etmeyi bir kenara koyuyorum. Nasıl olsa Türkiye bağlantılı olarak gene döneriz. Bir başka seçimden ve bana kalırsa imha edilen bir halk hareketinden söz etmek istiyorum. Honduras’da henüz seçimi kimin kazandığı net olarak belli olmadı, ama nasıl olsa iktidardaki cuntacı parti, Ulusal Partinin kazanmış olduğunu açıklayacakları kesin.

Bir önceki, cunta seçimlerinde oradaydım. Ülkeye girerken gözaltına alınmıştım. Honduras için gözaltı bana çok yabancı değildi. Daha önce 3 kere kaçak girmiş, ikisinde yine kaçak olarak çıkmış, bir tanesinde sınır dışı edilmiştim. Hatta devrik başkan Zelaya ile ülkeye girebilme girişiminde de bir kere vardım. Gözaltına alınmamın nedenleri bunlar değildi. Çok şükür bilgisayarların olmadığı dönemlerdendi bunlar. Herkes kendisinin RedHack’iydi. Ustalıklı sayfa silme işlemleri ile çözülebiliyordu herşey. Gözaltı nedenim, sadece pasaportumda Venezüela vizesi olmasındandı. Çünkü seçimler Honduras’ta sanki Chavez’e karşı yapılıyordu. Sağcı televizyonlar ki hepsi öyleydi, bütün gün boyunca Chavez’in Honduras'ı nasıl ele geçireceğini anlatıyordu.
Bir gazete bayisi önünde iki yoksul tartışıyordu. Biri muhalefetle beraber cunta seçimini boykot edeceğini söylüyordu. Diğeri zaten başımızda ABD var, Rusya orada, bir de Venezüela’yı mı çıkaracaksın diyordu. İlginçti ama mantıklıydı kendi içinde. Sadece o değil başkaları da böyle düşünüyordu. Buna neden olan ise Chavez’in ülkeye çok ucuz petrol vermeye başlamasıydı. Kıtada Honduras üzerinden bir başka mücadele dönüyordu.    
Garip bir ülkedir Honduras. Bana direnişçilerle buluşma noktası olarak verdikleri adreste lüks bir otel karşıma çıktığında bu gene aklıma geldi. Ülkede askeri cunta vardı ve öldürülenler ve kaybedilenler anlatılıyordu her yerde. Otelde hiç direnişçi görünmüyordu. Yabancılarla konuşmaya başladım. O sırada biri geldi. Onlar beni birisiyle tanıştırıp, bir başka yere gitmek zorunda kaldı. Çok meşgul dedi yeni tanıştığım adam. Her zaman öyledir dedim, benim bildiğim her zaman, toplam 2 dakikaydı ama yalan söylemedim sayılır. Siz diye sordu? Gazeteciyim dedim. Haa tamam dedi. Beni bir odaya götürdü. 5 dakika içinde, koca bir uluslararası basın önlüğüm ve kartım oldu. Altında koca koca imzalar vardı. Cunta asker ve polisleri beni bir daha gözaltına alamadı. Yanlış anlamayın direnişçi değillerdi. Sadece doğru zamanda, doğru bir cümleydi herşey.
Seçimleri boykot yüzde 65 idi. Bir gün sonra sokakta direnişçilerle uzun konvoylar halinde dolaşırken herkes birbirine oy kullanmadıkları için boyanmamış parmaklarını gösteriyordu. Biz temiziz diyordu. O gün direniş FNRH’nin liderlerinden Rafael Alligra ile konuştuğumuzda çok umutluydu. Belki yeni bir parti kuruluşundan bahsediyordu. Yasal başkan Zelaya Brezilya elçiliğindeydi. Telefonla konuştuk. Kutlama seslerini dinliyordu. Şimdi onun eşi Xiomara Castro ve o sözü edilen parti LİBRE 28.92 ile seçimi kaybetti!
Cezaevi ziyaretine döndü bu yazı. Anlatacak çok şey var ama zaman olmadığı için sessiz kalmak gibi. Bu seçim, cunta ile birlikte kıtada Brezilya’nın devreye girmesinin ve sonuçlarının tartışılması gereken bir seçimdir. Bu cunta ile ABD istediğine ulaştı ve bütün kıtada domino etkisi yarattı. Ardından Guatemala seçimleri, El Salvador hükümeti FMLN, Nikaragua Ortega hükümeti, en fazla Brezilya orta sahasına kadar ilerleyebildiler. Bu cunta ile kıta solu Venezüela değil Brezilya Lula çizgisi ile hareket edebildi. Ve şimdi Venezüela’yı da geri itiyor. Zelaya’ya özellikle de Brezilya ile kabul ettirilen 'makul olma’ ile imha olan bir halk hareketi var. Sadece Honduras’ta değil bütün kıta için.
Neden makul olmayı sevmediğimi anlatabiliyor muyum?