Onu kaybedeli tam 5 yıl oldu. Beş yıl önce bugün (19 Ocak 2007) bir barış güvercini vuruldu...
İki gün önce yapılan duruşmada, olay sanki bir iki tetikçinin işiymiş gibi gösterilerek -tetikçinin arkasındaki asıl suçlular ortaya çıkarılmadan -dava sonuçlandırıldı.
***
Hatırlayalım: Hrant Dink katledilmeden önceki yazılarının birinde, içinde bulunduğu ruh halini şöyle belirtiyordu:
„… Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak. Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım? Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.“
Ama O, ne kadar acımasız bir sistemde yaşadığımızı aslında biliyordu... Türkiye’de güvercinleri de vururlardı...
***
Dink, Türkiye’de değişik yargılamalara tabi tutuldu ve bazı davaları da halen sürüyordu. 2002 yılında verdiği bir konferansta; ‘Ben Türk değil Türkiyeliyim ve Ermeniyim’ dediği için, ‘Türklüğü aşağılamaktan’ üç yıl yargılandı. O, Ermeni kimliğinden dolayı hep horlandı, aşağılandı ve dışlandı... Ayrımcılığa uğramanın tecrübeleriyle pişmiş biri olarak katledilmeden bir hafta önce yazdığı bir yazısında her şeyin farkında olduğunu belirtiyordu.
„... Birileri karar verdi ve ‘Bu Hrant Dink artık çok olmaya başladı... Ona haddini bildirmek gerek’ diyerek harekete geçti. Kabul ediyorum, kendimi ve Ermeni kimliğimi çok merkeze alan bir iddia bu. Abarttığım öne sürülebilir. Ne var ki benim ruhsal algılamam bu... Elimdeki veriler ve yaşadıklarım bana bu iddiam dışında bir seçenek bırakmıyor. İyisi mi şimdi bana düşen tüm yaşadıklarımı ve sezgilerimi sizlere aktarmak. Sonrası sizin bileceğiniz.“
Dink zaten epey bir süredir dikkatlerini çekiyor, canlarını sıkıyordu. Onlara göre bardağı asıl taşıran damla 6 Şubat 2004 tarihinde Agos’ta yayınlanan ‘Sabiha Gökçen’ haberi oldu. Dink imzasıyla ve ‘Sabiha Hatun’un sırrı’ başlığıyla verilen haberde, Gökçen’in Ermenistanlı akrabaları konuşuyor ve Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in aslında yetimhaneden alınmış bir Ermeni yetim olduğunu söylüyorlardı. Bu haber, Türkiye’nin en çok satan gazetesi Hürriyet’te Agos’tan alıntılanarak manşetten verilince olanlar oldu ve Türkiye’de yer yerinden oynadı. Uzun bir süre tüm köşe yazarları habere ilişkin olumlu olumsuz yorumlarda bulundular, değişik kesimlerden değişik beyanatlar verildi.
Tüm bunlar içinde en önemlisi ise Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı yazılı açıklama oldu. Genelkurmay bu haberi yapanlara karşı ‘Böyle bir sembolü amacı ne olursa olsun tartışmaya açmak, milli bütünlüğe ve toplumsal barışa karşı bir cürümdür’ açıklamasıyla tepki koyuyordu. Onlara göre bu haberi yapanlar art niyetliydi, Türk kadınının miti ve sembolü haline dönüştürülmüş bir kişinin Türklüğünü birden bire onun üstünden çekerek o kimlikte deprem yaratmaya çalışıyorlardı. Kimdi bunlar, kimdi bu Hrant Dink? Ona haddi bildirilmeliydi!
Dedelerini, atalarını katletmek yetmedi torunlarına da yöneldiler. Hrant Dink’i katlettiler. Avukatı Fethiye Çetin’in dediği gibi; „Devletin siyasi cinayet geleneği ve bir kısım vatandaşını ötekileştirerek düşmanlaştırma geleneği devam ediyor. Bu kararla bunu tescillediler.“
Her alanda devletin kendi halkına, vatandaşlarına karşı işlediği suçlar ortaya çıkarılmadan, bunların sorumluları yargılanmadan demokrasiden, demokratikleşmeden kimse söz etmesin.