9 yıl önce bugün akşama doğru bir fotoğraf düştü önümüze... Beyazlamış saçları, yanından ayırmadığı çantası ve altı delinmiş kundurasıyla Hrant Dink, İstanbul’un Halaskargazi Caddesi’nde, kurup geliştirdiği Agos gazetesinin kapısı önündeki kaldırıma düşmüş uzanıyordu.

Yazdıkları, söylediklerinden dolayı onu hedef haline getirenler, katledilmesine giden sürecin taşlarını adeta adım adım örmüştü. Urfa’daki bir konferansta, 2002 yılında, “Türk değil Türkiyeliyim ve Ermeni’yim” dediği için “Türklüğü aşağılamaktan” üç yılla yargılanması, Adliye koriderlarıyla son tanışmasının da başlangıcı oldu. O davadan beraat etti; ama “devlet-ulus aklı”, Türklüğü aşağıladığına kanaat getirmişti bir kere!

Dosyamızda, öncelikle Hrant Dink’in Türkiyeli Ermenilerin serüveninden de bir kesit sunan yaşamöyküsü, ardından katledilmesine giden süreç ile bir türlü sonuçlanmayan soruşturma evresi bulunacak.


Hrant Dink kimdir?

Hrant, 15 Eylül 1954’te Malatya’nın Çavuşoğlu Mahallesi’nde doğdu. Babası, Gürün ilçesinden Serkis Dink, annesi ise Sivas’ın Kangal ilçesinde Gülvart’tı.

İsimler, her Ermeni ailesinde olduğu gibi Dink ailesinde de bambaşka bir hikaye! Hrant’ın babası Serkis Dink, çevresinde kendi adıyla değil “Terzi Haşim” adıyla anılıyor. Annesi Gülvart’ın adındaki “vart” da Ermenice “gül” demek. Hrant ise bir süre sonra, gençliğinde adını “Fırat” olarak değiştiriyor.

Ailesi neden bu ismi uygun görmüş bilinmez; Hrant’ın sözcük anlamı “canlı ateş”. 


Yetimhane günleri...

Hrant Dink, henüz yedi yaşındayken annesi, babası ve iki kardeşiyle birlikte Malatya’dan İstanbul’a göç etti. Göçün hemen ardından anne ve babasının ayrılığına tanıklık etti. Hrant ve kardeşleri, ne anneyi ne de babayı tercih etmiş, evden kaçmıştı. Üç gün sonra ise Kumkapı’daki bir balıkçının sepetinde bulundular ve Gedikpaşa’daki Ermeni Protestan Kilisesi’nin çocuk yuvasında yatılı olarak kalmaya başladılar. Üç kardeş, ilköğretimlerini de aynı kiliseye bağlı İncirdibi İlkokulu’nda sürdürüyordu.

Hrant Dink, yetimhane günlerine ilişkin bir anlatımında, “Yetimhanede masaları biz dizer, bulaşığımızı biz yıkar, bahçemize biz bakar, tuvaletlerimizi kendimiz temizlerdik. Hepimiz 7-12 yaşları arasındaydık. Yetimhane bana bıkmadan çalışma ve kol emeği alışkanlığı kazandırdı” diyor.

Hrant, ilkokul ardından eğitimine Bezciyan Ortaokulu’nda devam etti. Üsküdar’daki Surp Haç Tıbrevank Yatılı Okulu’nda başladığı lise eğitimini ise Şişli Lisesi’nde tamamladı.

Yetimhane günleri, Hrant’a hayatının sonrasına damga vuracak bir tanışıklık da sağlamıştı. Daha sonra evleneceği Rakel Dink’le, henüz ilkokul öğrencisiyken tanışmıştı.


Rakel: Kıl çadırdan yetimhaneye

Rakel Dink, Ermeni Soykırımı’nın acılı hikayelerinden birinin kızıydı. Ailesi, başka dört Ermeni aileyle birlikte, soykırım günlerinde kaçıp Cudi Dağı’na saklanmış, tam 25 yıl boyunca kıl çadırlarda yaşamıştı. Cizre’ye inmeye cesaret edebildiklerinde ise artık “Varto Aşireti” olarak anılıyorlardı. Fakat bu, gecikmiş de olsa tehcire maruz kalmalarını engelleyemedi.

Rakel Dink, bu “aşiretin” kızı olarak 25 aşiret çocuğuyla birlikte Gedikpaşa’ya yerleştirildi. Ne Ermenice biliyordu, ne de Türkçe. Bildiği tek dil, Botanlılardan öğrendiği Kürtçe’ydi.

Hrant Dink, henüz ilkokul yıllarında tanıştığı kendisinden beş yaş küçük bu kızı koruyup kollamaya, ona abilik yapmaya başladı. Yolları yalnızca lise yıllarında ayrılmış; fakat çok geçmeden yeniden buluşmuştu. 1974 yılında evlendiklerinde Hrant 21, Rakel ise 15 yaşındadır.

Üç çocukları olur: Dalal, Arat ve Sera.


Devrimciliğe ilk adım

Hrant Dink bu sırada İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde Zooloji eğitimine başlar. Artık öğrenciliğinin yanında bir de devrimcidir. Arkadaşları Armenak Bakır ve Stefan’la birlikte Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist’le (TKP/ML) ilişkilenir. (Özgür Gelecek gazetesiyle yaptığı röportajda Hrant Dink bu dönemle ilgili, “Eğer bir gün ölürsem ve benim için Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap halkından yiğit emekçiler üzülür de cenazeme gelirse, işte o zaman TKP/ML ile gurur duyarım, beni devrimci yaptığı için” der.)

Hrant bu dönemde siyasi faaliyetleri Ermeniliğiyle ilişkilenmesin diye, arkadaşlarıyla birlikte adını değiştirir. Hrant Fırat; Stefan Murat; Armenak ise Orhan oluverir.


İlk tevkif

Bu sırada Hrant Dink, eşi Rakel’le birlikte bir dönem yaşadıkları Tuzla Çocuk Kampı’nın yönetimini üstlendi ve birçok Ermeni çocuğa sahip çıktı. Fakat aynı dönemde “Tuzla Kampı Ermeni militan yetiştiriyor” iddiasıyla kampa el kondu; Dink de siyasi tevkifatla tanışmış oldu. O dönemde üç kez gözaltına alındı ve tutuklandı.

80 Darbesi’nden bir süre sonra kardeşleriyle birlikte bir kitabevi açan Dink, 90’lı yıllarda ise Ermenice çıkan günlük gazete Marmara’ya, “Çutak” (Ermenice “keman”) mahlasıyla eleştiri yazıları yazmaya başladı.


Agos kuruluyor...

Dink’in adının duyulmaya başlaması ise haberlere gönderdiği düzeltmelerle oldu.

Dink, aynı günlerde İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ne bir öneri yaptı: Ermeni toplumu çok kapalı yaşıyor, kendimizi iyi anlatırsak önyargıları kırılır, gelin Türkçe bir gazete çıkaralım.

Öneri kabul gördü, Türkçe ve Ermenice dillerinde yayın yapan Agos’un ilk sayısı, 5 Nisan 1996 tarihinde yayınlandı. Dink, gazetenin hem kurucusu hem yayın yönetmeni hem de başyazarıydı.

Agos’un sözlük anlamını ise şöyle anlatıyordu: “Türkçe’de de kullanılan bir Anadolu terimi. Sabanın toprakta açtığı bir ark vardır, ona agos denir. İçinden su geçer, tohumu atarsınız, bereket fışkırır.”


‘Agos beni yaşlandırdı’

Kendi mecrası açısından başarılı bir çıkış yapan Agos, 1800 olan tirajını kısa sürede altı binlere çıkardı. Hrant Dink, gazetenin 10. yılında duygularını şöyle anlatıyordu: “Agos beni çabuk yaşlandırdı. Hiç beklemediğim bir noktada farklı bir yaşam biçimine soktu beni. Bir kere hiç iyi bir yönetici değilim, yönetemem. Sivri dilliyimdir, daha geniş insanların yapacağı şeydir gazetecilik...”

Hrant Dink’in Agos’taki yazıları, giderek daha fazla kişinin dikkatini çekmesini sağlıyordu. Bu dönemde Yeni Yüzyıl ve Birgün gazetelerinde de köşe yazarlığına başladı. Yazılarında Ermeni Soykırımı‘nda Avrupa devletlerinin sorumluluğu üzerinde sıklıkla duruyor; soykırımın ilişkilerin normalleşmesini engellememesi gerektiğini vurguluyordu. 


Hedef gösterme ve linç

Dink’in katledilmesiyle sonuçlanan hedef gösterme ve linç dalgasının ilk adımı, 2002 yılında Urfa’daki bir konferansta yaptığı konuşma nedeniyle açılan -daha sonra beraatiyle sonuçlanan- davayla atılmıştı. Davanın tek “delili”, Hrant Dink’in “Türk değil Türkiyeliyim ve Ermeni’yim” sözleriydi. Bu sözler, “Türklüğü aşağılamak” şüphesi yaratmıştı.

Dink’le ilgili asıl yoğun yargı süreci ise, Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in Ermeni kökenli olduğuna dair Agos’ta yayınlanan haberi ardından başladı. “Sabiha Hatun’un sırrı” başlıklı haberde, Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Sebilciyan Gazalyan’ın Sabiha Gökçen’in yeğeni olduğu, Gökçen’in de aslında bir Ermeni yetimi olduğu savı yer alıyordu.

Haber ardından Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği bir açıklama yapmış ve şu cümleleri kullanmıştı: “(Gökçen) Türk havacılığının onursal bir ismidir. Aynı zamanda Atatürk’ün, Türk kadınının Türk toplumu içinde bulunmasını istediği yeri gösteren değerli ve akılcı bir semboldür. Böyle bir sembolü amacı ne olursa olsun tartışmaya açmak, milli bütünlüğe ve toplumsal barışa katkısı olmayan bir yaklaşımdır... Ulusal birlik ve beraberliğimizin en güçlü olması gereken bu dönemde milli birlik ve beraberliğimize ve milli değerlerimize yönelik bu tip yayınların ne amaçla yapıldığı, Türk toplumunun büyük bir kesimince artık anlaşılmakta ve endişeyle izlenmektedir.”

Dink, bu bildirinin ertesinde İstanbul Valiliği’ne çağrıldı, uyarıldı ve medyada linç kampanyasına start verildi. Bu sürecin ertesinde, 13 Şubat 2004 tarihli yazısındaki bir bölüm cımbızlanarak, “Hrant Dink Türk kimliğine hakaret ediyor” yaygarası başlatıldı. 

Davayla eş zamanlı ağır bir hedef göstere kampanyası da yürütüldü. Agos ve Adliye önünde yapılan gösterilerde “Ya sev ya terk et”, “Bir gece ansızın gelebiliriz” ve “Kahrolsun ASALA” sloganları atılıyordu.

Davada Dink, 7 Ekim 2005 tarihinde altı ay hapis cezasına mahkum edildi. Yargıtay da bu cezayı onadı. 

Fakat bu da yeterli olmadı. Agos gazetesinin 21 Temmuz 2006 tarihinde yayınlanan nüshasındaki “301’e karşı 1 oy” başlıklı haber nedeniyle Hrant Dink, Arat Dink ve Sarkis Seropyan hakkında dava açıldı. Dink, aynı davadan, 301’den yeniden Adliye koridorlarındaydı; “Türklüğü aşağılamak”la suçlanıyordu. Dosyaya, Dink’in Reuters ajansına Ermeni Soykırımı’na ilişkin söylediği, “Elbette bu bir soykırımdır diyorum. Çünkü sonuç kendisini zaten tanımlıyor ve adını koyuyor. Dört bin yıldır bu topraklarda yaşayan bir halkın bu olanlarla birlikte artık ortadan yok olduğunu görüyorsunuz” sözleri de eklenmişti.


Katliamcılar ve diğerleri...

Bu mahkeme süreçleri ve eş zamanlı devam eden linç kampanyaları, 19 Ocak 2007’de olağan sonucuna ulaştı: Hrant Dink, Agos’un önünde kurşunlanarak katledildi. “Devlet-ulus aklının” eylemi, söylemi ve ruhuyla dahil olduğu cinayet, tüm çabalara rağmen halen aydınlatılmadı. Daha doğrusu: Zaten ayan beyan olan, bir türlü hukuki olarak itiraf edilmedi. Çünkü itiraf edilmesi gereken, bir suç cürmünden daha fazlasıydı; Türk devlet geleneğinin katliamcı refleksiydi.

Tetikçi Ogün Samast’ın yakalanması ardından yaygın medyadaki “usturuplu” dil ve Samast’ın Emniyet’te Türk bayrağı ve Atatürk posteri önünde güler yüzlü bir fotoğrafının dağıtılması, katliamın nasıl sahiplenildiğini gözler önüne seriyordu. Yine ülkenin faşist histerilere alet edilmiş yığınlarının Samast’ı kahramanlaştırmaya girişmesi, Türk devlet-ulusunun hakiki karakterini ortaya seriyordu.

Fakat bir de başka tarafı vardı meselenin: Yüz binlerce insan, “Buradayız Ahparig” demiş, “Hepimiz Ermeni’yiz” demiş ve sokakları doldurmuştu. Dava alelacele kapatılamamışsa ve biraz olsun ilerleme sağlanmışsa da, onların ısrarlı sahiplenmesi sayesinde oldu. 



Cinayeti Teşkilat-ı Mahsusa işledi

Hrant Dink’in yaşamındaki avukatı Erdal Doğan, geçen sene gazetemize verdiği mülakatta cinayete ilişkin şunları söylemişti: “Derin yapılanma, Teşkilat-ı Mahsusa’ya kadar dayandırılabilir. Özel savaş mekanizması Türkiye’de büyük bir yapılanmaya sahiptir ve çok daha gizlidir. Sakine Cansızlar cinayetinden, Rahip Santoro cinayetinden tutun da bütün cinayetler silsilesinin bir tarafında bu yapılanma var. MİT buna destek, yol, eleman vermiştir; ama MİT ile sınırlı değildir. Bu merkez, 1915’ten beri yapılanmasını sağlamlaştıran Teşkilat-ı Mahsusa’ya benzemiş durumdadır.”


SON YAZISI


Biraz ürkek, bir o kadar özgür...


Hrant Dink’in Agos’ta 19 Ocak 2007’de, tam da katledildiği günde yayınlanan son yazısının son bölümü şöyleydi:


Kalmak ve direnmek

İyi de, gidersek nereye gidecektik?

Ermenistan’a mı?

Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi?

Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi.

Şunun şurasında üç gün Batı’ya gitsem, dördüncü gün “Artık bitse de dönsem” diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım?

Rahat bana batardı!

“Kaynayan cehennemler”i bırakıp, “Hazır cennetler”e kaçmak her şeyden önce benim yapıma uygun değildi.

Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.

Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi.

Kalacaktık ve direnecektik.

Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama... Tıpkı 1915’teki gibi çıkacaktık yola... Atalarımız gibi... Nereye gideceğimizi bilmeden... Yürüyerek yürüdükleri yollardan... Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı...

Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere... Her neresiyse.


Ürkek ve özgür

Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten.

Şimdi artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyorum.

Bu dava kaç yıl sürer, bilemem.

Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye’de yaşamaya devam edeceğim.

Mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım.

Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak.

Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım?

Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.

Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.

Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.

Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.


 DİZİ-ARAŞTIRMA SERVİSİ




SoruşturMA!


Dink’in katledilmesiyle, örgütlenme süreci kadar soruşturma süreciyle de Türk devlet geleneğinin izlerini taşıdı. Katliamla ilgili soruşturulan kamu görevlilerinin hepsi görevine devam etti; bazıları terfi aldı.

Dava sürecinin özet kronolojisi ise şöyle: 

*  20 Nisan 2007’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘tetikçi’ Ogün Samast, azmettiriciler Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’in de aralarında bulunduğu 12’si tutuklu 18 sanık hakkında dava açıldı. Yasin Hayal’in ağabeyi Osman Hayal ve eniştesi Coşkun İğci hakkında hazırlanan iddianamelerin de ana dava ile birleştirilmesiyle sanık sayısı 20’ye çıktı.

* 25 Ekim 2010 tarihli duruşmada mahkeme heyeti, kanundaki değişiklik nedeniyle Ogün Samast’ın dosyasını yaşı küçük olduğu için ayırdı ve İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Davanın 13. duruşmasında tutuklu olarak Yasin Hayal, Erhan Tuncel ve Ogün Samast kaldı.

* Tetikçi Ogün Samast, cinayetle ilgili davanın 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen son duruşmasında ‘tasarlayarak adam öldürmek’ ve ‘ruhsatsız silah bulundurmak’ suçlarından toplam 22 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırdı.

* 5 yılda görülen 25 duruşma sonunda 17 Ocak 2012’de mahkeme, bütün sanıkların ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan beraatına karar verdi. 

* Yasin Hayal, ‘Hrant Dink’i tasarlayarak öldürmeye azmettirmek’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Erhan Tuncel, ‘patlayıcı madde imal etmek, kullanmak’ suçlarından 10 yıl 6 ay hapse mahkum oldu, aynı gün tahliye edildi. Sanıklar Ersin Yolcu ve Ahmet İskender ‘tasarlayarak adam öldürmeye yardım etmek’ suçundan 12 yıl 6’şar ay hapisle cezalandırıldı.

* Mahkemenin kararına tepki gösteren Dink ailesi Avukatı Fethiye Çetin, ‘Meğer Hrant Dink üç-beş kendini bilmez tarafından öldürülmüş. Burada örgüt yokmuş. Bu kadarını beklemiyorduk’ dedi. Karar temyiz edildi

* 15 Mayıs 2014’te Yargıtay, sanıkların ‘silahlı terör örgütü’ değil ‘suç işlemek amacıyla oluşturulan örgüt’ üyesi olduklarına karar verdi.

*  Yargıtay’ın bozma kararına uyan İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Erhan Tuncel’in de aralarında bulunduğu sanıkları, ‘suç işlemek için örgüt kurmak, yönetmek ve kurulan örgüte üye olmak’ suçlarından yeniden yargılamaya başladı. Ogün Samast’ın ‘suç örgütüne üye olmak’ suçlamasıyla yargılandığı İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava da ana dava ile birleştirildi.

*  14 Eylül 2010’da AİHM, ölümünden önce Hrant Dink’in ve daha sonra ailesinin yaptığı 5 ayrı başvuruyu ele aldığı davayı ortak bir karara bağladı ve Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ‘yaşama hakkı‘, ‘ifade özgürlüğü’ ve ‘etkili başvuru’ hakkıyla ilgili maddelerini ihlal ettiğini belirtti.

* 14 Aralık 2010’da kesinleşen kararda, “Hrant Dink’in koruma başvurusunu beklemeksizin kendisinin yaşamını korumak, cinayet planlarından haberdar olan resmi makamların ödeviydi” ifadeleri kullanıldı.

* 26 Temmuz 2014 tarihinde HSYK 3. Dairesi’nin yaptığı inceleme sonucunda Hrant Dink’in ölümünde görevlerini ihmal ettikleri iddia edilen Ramazan Akyürek, Reşat Altay, Engin Dinç, Faruk Sarı, Ercan Demir, Özkan Mumcu, Muhittin Zenit, Mehmet Ayhan hakkında soruşturma izni verilerek dosya Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.

* Trabzon’daki jandarmanın ihmaliyle ilgili olarak dönemin Trabzon Jandarma Komutanı Albay Ali Öz ve 7 asker hakkında Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde ‘görevi ihmal ve evrakta sahtecilik’ suçundan dava açılmıştı. Albay Ali Öz ve Yüzbaşı Metin Yıldız’a 6 ay, diğer 4 askere ise 4’er ay hapis cezası verildi. Yargıtay kararı bozdu. Dava Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.

* Dink ailesinin şikayeti üzerine, dönemin İstanbul Vali Yardımcısı Ergun Güngör, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ve 6 polis hakkında soruşturma izni istenmişti. İstanbul Valiliği’nin soruşturma talebini reddetmesi üzerine Başsavcılık konuyla ilgili takipsizlik kararı vermiş, Dink ailesinin bu karara itirazı sonrasında Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi takipsizlik kararını kaldırdı.

* Cinayet döneminde Trabzon İstihbaratında görevli Muhittin Zenit ve Emniyet Amiri Özkan Mumcu 13 Ocak’ta tutuklanmıştı. Yine o dönem Trabzon İstihbarat Şubesi’nde amir olan ve Cizre Emniyet Müdürlüğü’ne terfi ettirilen Ercan Demir ise 19 Ocak’ta tutuklandı. Böylece soruşturma kapsamında tutuklu kamu görevlisi sayısı 3’e yükselmiş oldu.

* Yargıtay 9. Ceza Dairesi davaya bakan mahkemenin ‘örgüt yok’ kararını sanıkların ‘terör örgütü’ değil ‘suç örgütü üyesi’ oldukları gerekçesiyle bozmuştu. Yargıtay’ın bozma kararından sonraki ilk duruşma 17 Eylül 2015’de görüldü. İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaların 7. celsesi 22 Aralık’ta yapıldı. Bu celsede mahkeme, 14. Ağır Ceza Mahkemesi ile aralarındaki uyuşmazlığın çözümü için Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin kararının da beklenmesine hükmederek duruşmayı 4 Mart 2016’ya erteledi. 

* 9 Aralık 2015’te ise, Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin 9 yıldır devam eden soruşturmada kamu görevlileri hakkında hazırlanan iddianame İstanbul Başsavcılığı tarafından onaylanarak 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. 



 DİHA/İSTANBUL



KAYNAKLAR VE NOTLAR:

* Kumkapı’da balıkçı sepetinde bulundu, yetimhaneye verildi, ‘Dilim giderim dese de adımlarım gitmek istemiyor’ derdi; Radikal gazetesi; 20/01/2007

* ‘Dink cinayetini Teşkilat-ı Mahsusa işledi’ (Avukat Erdal Doğan’la söyleşi); Yeni Özgür Politika; 16 Ocak 2015

* Hrant Dink Vakfı’nın hazırladığı biyografi (http://www.hrantdink.org/?HrantDink=10&Lang=)

* ‘Acımızı kullanan Ermenilere kızıyorum’ (Hrant Dink’le söyleşi); Yeni Şafak gazetesi; 17 Ekim 2006

* Hrant Dink’in katledilmesi ardından açılan soruşturmada avukatların esas hakkında görüşü (http://www.hrantdink.org/picture_library/HRANT%20DINK%20ESAS%20HAKK%20ENSON.pdf)

* HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken ve İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın TBMM’ye sunduğu araştırma önergesi (http://www.agos.com.tr/tr/yazi/13988/hdp-dink-cinayetiyle-ilgili-meclis-arastirmasi-istedi)

* Özgür Gelecek gazetesi arşivini internet üzerinden paylaşmadığı için “Eğer bir gün ölürsem...” sözleriyle başlayan cümlelerinin kaynağını yalnızca gazetenin “12-154” kodlu sayısı olarak bilebiliyoruz.

* Ruh halimin güvercin tedirginliği; Hrant Dink; Agos; 19 Ocak 2007