AKP hükümeti, bir süredir tartışmaya açtığı Terörle Mücadele ve Rehabilitasyon "Master Eylem Planı"nın kimi başlıkları Mardin'de kamuoyuna açıkladı. Bir kısmı fiiliyatta yürütülen faaliyetlerle hayata geçirilen planın açıklanan 10 maddesinde planın amacını açıklayan çok sayıda ipucu yer alıyor. Kimi sözlüklerine göre, fiil olarak "Yenmek, galip gelmek, hakkından gelmek, hükmetmek" anlamlarına gelen "Master" adıyla hazırlanan plan esas olarak "Islah" adıyla hazırlanan Şark Islahat Planı'na yönelik güçlü çağrışımlarda bulunuyor.
Planın "yenmek, hükmetmek" anlamlarına denk düşen pek çok noktayı planın detaylarında açık bir şekilde görmek mümkün. Planın "Psikolojik unsur" başlıklı birinci maddesinde, yürütülen psikolojik kampanyalarına ve savaşına dikkat çekiliyor. Bundan önceki hükümetlerde olduğu gibi sadece kendi güdümünde olan basın organlarıyla sınırlı olmayan, kimi ulusalcı basın unsurlarını da yanına alan AKP hükümeti, bununla yürüttüğü savaşı ters yüz etmeyi amaçlıyor. HDP üzerinden "Kürtlerin verdiği oyu bile sorgulayan" AKP hükümeti "Meşru güç kullanma yetkisi sadece halktan yetki alanlardadır" diyerek, halka karşı kullanılan şiddet tekelini de yine "halkın onayıyla alınmış bir yetki" olarak sunmaya çalışıyor.Feodal yapı mı?
Hükümet eylem planının da "Kamu düzeninin inşa edileceği" yönündeki 2 maddesi ile de yürütülen operasyonlarla kamu düzenini ve güvenliğini bozan hükümet pozisyonunu yine ters okumalarla "meşrulaştırmaya" çalışılıyor. Ayrıca "halkın düzeni" diye anlaşılan "Kamu düzenini" de kendi yarattığı ve topluma dayattığı düzen olarak kodluyor. Aynı madde de "öz yönetimin feodal düzen" olarak tarif edilmesi de algı yönetme konusunda pek de ince olmayan bir yaklaşımı sergiliyor. Yine kendisinden önceki bütün hükümetlerde olduğu gibi esasen bölgedeki varlığını, Kürt toplumunun feodal damarına borçlu olan AKP'nin buna karşın gençlerin, kadınların, farklılıkların büyük bir emekle oluşturmaya çalıştığı özyönetimleri "feodal yapı" diye tarif etmesi dünya gerçekleriyle de bağdaşmıyor. Çünkü AKP'nin görünürde savunduğu ve katı tekçiliğe dayandırılan ulus devlet anlayışına karşı özyönetim veya özerklik çağdaş bir şekilde bir arada yaşama modeli olarak dünyada kabul ediliyor.
"Reform süreci" diye tanımlanan paketin 3'üncü maddesi kapsamında ifade edilen ise planın en can alıcı noktalarından birini ifade ediyor. "Türkiye'nin bütün vesayet odaklarını değiştirelim" çağrısı AKP'nin oluşturduğu yeni ve daha katı vesayet sistemi nedeniyle ciddi bir tehlike barındırıyor. AKP yarattığı ve fiiliyata yürüttüğü vesayetçiliği, "Başkanlık sistemi" yasallaştırmak isterken diğer bütün farklılıkları da ezmeyi amaçlıyor.
Davutoğlu'nun, "Ne istiyorsanız Ankara'da konuşacak zemin var" sözleri ise özellikle Kürtlerin öz yönetim taleplerine, "dünyayı başınıza yıkarız" sözleri ve bunun pratikleriyle verilen yanıtlarla tümden boşa çıkarılmış durumda. Ayrıca parlamento zemininde yapılan bütün itirazın sonuç alma ihtimalini de yıllardan beri ortadan kaldırıldı. Siyaset zemininde günlerdir yaralıların bir bodrum katından çıkarılamaması ya da girişimlerin sonuçsuz kalması da, "Ankara'da konuşma zemini" olduğuna ilişkin iddiayı çürüten bir başka boyutu oluşturuyor.
'Evini başına yıkarım neyse parası veririm'
Paketin "sosyal seferlik" maddesi de Kürtlerin yaralarını daha fazla derinleştirmekten başka bir anlam taşımıyor. "Terör saldırıları nedeniyle oluşan bütün yaraları saracağız. Sur'dan, Cizre'den çıkan vatandaşlarımızı bunların eline bırakır mıyız? Aile Sosyal Destek Programını bölgeden başlatıyoruz. Her türlü ihtiyaçlarını karşılayacağız. Bütün kardeşlerimize düzenli kira yardımı yapılacak. Öğrencilerimizi en iyi şartlarda eğitim yaptıracağız" sözleri ve söylemleri "Önce istediğimiz her türlü muameleyi yaparız daha sonra da neyse parası veririz" şeklindeki klasik devlet yaklaşımını ifade ediyor. Daha önce yapılan köy yakmalar ve failli meçhul cinayetlerde de devlet hep aynı yöntemi denedi: Önce katlet, evini başına yık sonra da ekonomik olarak Kürtleri kendine muhtaç ederek vereceğin 3-5 kuruşla itirazlarının önüne geç!
Bölgeye ekonomik destek sunulacağı yönündeki madde ise yıllardır Kürt sorununu "ekonomik temelli" görmenin yeni bir versiyonu olarak planda yer alıyor. Ancak planın, "Mekânın ihyası" başlıklı maddesi planın ruhunu yansıtan başlıklardan birini oluşturuyor. Daha önce "Toledo" örneği ile açıklanan ve "Mekânları yeniden ihya edeceğiz. Mardin'in Diyarbakır'ın tarihi dokusu gibi yeni bir yasal düzenleme içindeyiz" şeklinde ifade edilen yaklaşım, artık sadece Kürde değil onun coğrafyasına, doğasına, kültürüne de hükmetmeyi beraberinde getiren yeni ve tehlikeli bir durumu ortaya çıkarıyor. Çünkü bununla daha operasyonel "yapılaşmalara" gitmek hedeflenirken, ayrıca bölgenin demografik yapısının da değiştirilmesi amaçlanıyor.
AKP yeni propaganda birlikleri kuruyor
Aynı planda "valilikler ve kaymakamlara talimat verdim. Her bölgemizde etkin bir iletişim sistemi kurulacak" sözleri bölgede Kürde devletin gücünü kabul ettirecek yeni propaganda birliklerinin kurulacağını ve bunların kurumsallaştırılacağını gösteriyor. AKP'nin buna ihtiyaç hissetmesinin nedeni bütün medya gücüne rağmen Kürtlere ulaşamaması oluştururken, bir diğer nedeni de "muhbirliğe yakın" yeni bir devlet kurumlaşması yaratma girişimi olarak görülüyor.
Ayrıca "yerel yönetimlerin yetkileri genişletilecek" sözlerine karşılık, Kürtlerin büyük emeklerle oluşturduğu yerel yönetimlerin tasfiye edileceğini artık AKP gizleme gereği bile duymuyor. Böylece AKP bölgede kendisine bağlı genel hukukun dışına çıkan özerk yapılanların zeminini de yasallaştıracağını ifade etmiş oluyor.
Palanın en can alıcı noktalarından birini muhataplıkla ilgili boyutu oluşturuyor. "Artık yeni süreçte muhatap millettir" denilen plan, "kim bu millet, hangi milleti kast ediyorsunuz?" sorusunu da kendisiyle birlikte getiriyor. Hükümetin, evini, kentini başına yırttığı milleti muhatap görmediğine göre, yine hiçbir karşılığı olmayan "suni bir takım" STK'larla yapılan toplantılar nasıl bir muhataplık anlayışının gelişeceğini de gösteriyor.