‘’Birlikte yaşam ama nasıl bir hukukla?“ diye soran BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, „Bu tartışmadan kaçıp bunu kenarından kıyısından dolaşıp, seçimlik derslerle, elmalışeker dağıtarak halkı kandıracağım, diye düşünenler aldanırlar. Geçti o dönemler. Artık bu işi eşit hukuk çerçevesinde çözebilmenin toplumsal zemini de desteği de vardır. İş, sadece medeni bir diyaloğa ve müzakereye kalmıştır’’ diye konuştu.
BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında konuştu. Esenyurt’ta 11 işçinin hayatını kaybettiği olaydan duyduğu üzüntü ile konuşmasına başlayan Demirtaş, her hafta grup toplantılarını bir işçi katliamıyla açtıklarını belirtti. Demirtaş, iş ve işçi güvenliği konularında hükümetin kendisini sarsması, yasama ve yürütmenin hemen harekete geçmesi gerektiğini belirtti. Demirtaş, ‘’Ölen 11 kişi işveren olsaydı, MüSİAD, TÜSİAD üyesi olsaydı, milletvekili olsaydı, hükümetin, Türkiye’nin tepkisi bu mu olurdu? Cebinizdeki para mı tepkinizin dozunu belirliyor? Bu kadar mı ahlaktan yoksun hale geldiniz? Orada yanarak ölen 11 kuzu bile olsaydı Türkiye bu konuyu tartışmalıydı ama AKP’nin ve Genel Başkanı’nın gündeminde böyle bir şey yok. Çünkü onlar yoksullar, garibanlar’’ diye konuştu.
Türkiye toplumuna seslenen Demirtaş, „İşte size biçilen değer budur. Bu kısırdöngüden çıkış vardır. Birlikte mücadele etmemiz lazım. Başka yolu yok. O gençleri oraya getiren sistemi sorgulamadığımız müddetçe hepimiz o çadırda yanmış bir ceset olmaktan başka bir şey olamayız. Herkes o çadıra bakıp vicdanlarıyla düşünsün. Bu kadar yoksulluğu hak ediyor muyuz?“ dedi.

Pervasız katliamcılar
Mart ayının aynı zamanda katliamlar ayı olduğunu söyleyen Demirtaş, Halepçe, Qamişlo ve Gazi katliamlarını hatırlattı. Halepçe ve Qamişlo katlamlarının onaylandığını, görmezden gelindiğini ama BAAS iktidarlarıyla çelişkiler başlayınca gündeme getirildiğini belirten Demirtaş, „Bunun adı ikiyüzlülüktür, riyakarlıktır, vicdansızlıktır“ dedi.
„AKP’nin de Gazi Katliamı’nın üstüne yatığını, Sivas Katliamı’nı da kapattığını kaydeden Demirtaş, şöyle devam etti: „Bugün Sivas katliamında yanan canlarımız bir kez daha yandı. Davanın zaman aşınımından dolayı düşmesi nedeniyle Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da ölen Aleviler bir kez daha yakılmıştır. Büyük devlet Sivas sanıklarını yakalayamamıştır. Bunun 10 yılı da AKP iktidarı döneminde geçmiştir.’’
Bu karara isyanını haykırmak isteyen mağdur yakınlarının, dostlarının, milletvekillerinin; gazlarla, tazyikli sularla, coplarla işkenceye tabi tutulduğunu belirten Demirtaş, bu olayların Başbakan’ın grup toplantısında demokrasi nutukları attığı dakikalarda meydana geldiğini söyledi. Başbakan’dan ‘’Sivas’ın hesabını soracağız’’ sözünü duymanın mümkün olmadığını kaydeden Demirtaş, ‘’Firari sanıkları yakalamaya gelince AKP süt dökmüş kedi gibidir’’ dedi. Demirtaş, Sivas davasında sanık yakınlarının avukatlığını yapanlardan bazılarının bugün AK Parti’den bakan, milletvekili, parti yöneticisi olduğuna dikkat çekti.

Günah keçisi arıyorlar

Roboskî Katliamı’nın üzerinden üç ay geçtiğini belirten Demirtaş, hükümetin bu katliamın üstünü örtmeye çalıştığına vurgu yaptı. Demirtaş, konuşmasını şöyle sürdürdü: „Emir konuta zinciri içerisinde 34 kişiyi katlettiniz. Emri veren belli neyi araştırıyorsunuz? Hep birlikte bu katliamı yaptınız. Günah keçisi arıyorlar kimse de üstlenmiyor. Sanırsınız olay Sibirya’da geçiyor. Sizin de artık suyunuz ısındı. Pozantı’da yaşananları ortaya çıkardı diye gazeteciyi içeri atabiliyorsunuz. Ama bu yargı Gazi’de Sivas’ta, Roboski’ de işlemiyor. O zaman kimin adına yargılama yapıyorsunuz. Özel yetkili mahkemeler halk adına yargılama yapamaz. Asıl çete örgütlenmesi bunlardır işte. Asıl çete zihniyeti bunlardır. 10 dakika önce demokrasi nutuku çeken Başbakan bunların hiçbiri yaşanmıyormuş gibi yaklaşıyor. Bütün toplumu teslim aldıklarını sanıyor. İnsanlık onuru bu faşizmi de bu katliamcıları da yenecek.“


Kendileri dindar değil 

Eğitimi 12 yıla çıkaran teklife değinen Demirtaş, şunları kaydetti: ‘’Türkiye’nin bütün geleceğini etkileyecek konuyu, kaba kuvvetle, baskıyla, zorla Türkiye’nin gündeminden kaçırarak yasalaştırmaya çalışıyorlar. Mesele, bizim açımızdan eğitim sisteminin kaç yıl olacağı meselesi değil. Herkes kendi inancı doğrultusunda din eğitimi alsın. Çocuğunu dindar olarak yetiştirmek isteyen ailelere bu fırsat verilsin. Mesele bu kadar basit. Ancak bunlar 80 yıldır verilen Kemalist eğitimi kendi ideolojik rotalarına çevirmek istiyor. İçeriği değişmedikçe 4 artık 4 olsa ne olur, 40 artı 40 olsa ne olur? Toplumun gözünden bütün gerçekleri kaçırıyorsunuz. Bugün çocuklar okullarda bilimsel, objektif, hoşgörüyü, sevgiyi, saygıyı artıracak eğitim modeliyle mi, yoksa torna sistemiyle, ezberletilmiş yalan yanlış tarih, tek dile, tek inanca yönelik bir eğitimle mi yetiştiriyorlar?Değişmesi gereken milli eğitim modelidir. Bütün kitap ve planıyla tümden değişmesi gerekiyor. Bu eğitim sisteminden özgür insan yetişmez. ‘Dindar gençlik yetiştiriyoruz’ meselesiyle gerçekler gözden kaçırılıyor. Muhalefet de buna bilerek veya bilmeyerek alet oluyor. Dindar gençlik yetiştirmeyeceklerini biliyoruz. Kendileri dindar değil, niye dindar gençlik istesinler? Kendileri kindar devlet, yetiştirecekleri gençlik de kindar olur“ dedi. 

Anadilde eğitim vazgeçilmez hak

Demirtaş, Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulmasına yönelik açıklamaları anımsatarak, „Anadilini git okulda 10 yaşından sonra öğren, demek faşizmdir’’ dedi. Anadilin vazgeçilmez bir talep olduğunu ve anadilde eğitim istediklerini söyleyen Demirtaş, bu temel talebin geçiştirilemeyeceğini vurguladı.

Geçti o dönemler
‘’20 milyonluk bir nüfus Türkiye’de statüsüz yaşayacak, böyle bir şey olamaz. Kürtlerin bir coğrafyası, anavatanı vardır; adı Kürdistan’dır. 20 milyonu Türkiye’de Ortadoğu’da 40 milyon nüfuslu Kürt halkı vardır. Anadili Kürtçedir“ diyen Demirtaş, sözlerini şu temel vurgularla tamamladı: Devlet, Kürtler ve Kürdistan ile hukukunu yeniden belirlemelidir. Artık eski teoriler iflas etmiştir. Birlikte yaşam ama nasıl bir hukukla? O eşitliği hangi hukukla sağlayacağız, onu tartışmanın zamanıdır. Bu tartışmadan kaçıp bunu kenarından kıyısından dolaşıp, seçimlik derslerle, elmalışeker dağıtarak halkı kandıracağım, diye düşünenler aldanırlar. Geçti o dönemler. Artık bu işi eşit hukuk çerçevesinde çözebilmenin toplumsal zemini de desteği de vardır. İş, sadece medeni bir diyaloğa ve müzakereye kalmıştır. Burada da ısrarcıyız. Bütün sorunların çözümünün en güçlü anahtarı diyalog ve müzakeredir. Bunun kapılarını açın, çözülmeyecek hiç bir sorun yoktur.’’

ANKARA