Artık şu “tehdit” kelimesinden gına geldi. Ne zaman bir Kürt konuşsa, “yine tehdit etti” manşetlerinden ortalık kirleniyor.

“Tehdit” ne demektir?
“Tehdit” bir tür “müeyyide”nin işaret edilmesidir. “Öyle yaparsan ben de böyle yaparım” anlamındadır. Ben size öyle “uydurma ve yakıştırma” bir tehdit cümlesinden değil, düpedüz bir “tehdit” cümlesinden örnek vereceğim. Bu öyle bir cümle ki, bundan daha kesin, açık, net, aşikar, doğrudan bir “tehdit” cümlesi bulamazsınız. Buyurun:
“Ey hükümet, aklını başına topla, barış olmazsa savaş olur!”
Bu cümle bir “tehdit” cümlesidir. Öyledir de, külahınızı önünüze koyun ve düşünün:
Bu cümle doğru mu, yanlış mı?
Yanlış diyorsanız, ya aklınızdan zorunuz var ya da “ne savaş, ne barış“ durumunu “sonsuza kadar sürer” sanan bir ahmaksınız.
Ama eğer “barış olmazsa savaş olur” cümlesini “doğru” diye niteliyorsanız, buna ister “tehdit” deyin, ister “uyarı-ihtar-muhtıra” adını verin, durum değişmez. Hükümetin “tehdit” dediği şeye, siz, böylece, “doğru ve haklı bir tehdit” demiş olursunuz.  Ben de sizin gibi düşündüğümü hemen ilave etmeliyim.
AKP medyası sabahtan akşama kadar “tehditten” şikayet ediyor. Örneğin “eğer 1 Eylül’e kadar hükümet ikinci aşamayla ilgili adım atmazsa ya da bu adımların atılacağına dair inandırıcı ve bağlayıcı bir açıklama yapmazsa 1 Eylül’de kitlesel eylemler başlayacak” denince, manşetler birbirini izliyor: “Yine tehdit ettiler!”
Eğer bu “tehdit” ise, iyi ettiler…
Tekrar tekrar söyledik: Orta yerde henüz “barış” yok. Sadece bir “mütareke”, “ateş kes” var.  “Mütareke” ya da “ateşkes”, savaşla barış arasında bir “ara bölge”dir. Bu bölgeden barışa da geçebilirsiniz, savaşa da…Kısaca henüz “TC” ile “PKK” “barışmış” değil. Aralarındaki “düşmanlık” devam etmekte. Devlet iktidarı PKK’ye, PKK de devlete “hasım”. Ortada iki “muhasım” güç var.
Bu ne demektir? Bu demektir ki, “yeniden savaş başlarsa mahvolursun” diyerek birbirini “tehdit” eden iki güç karşı karşıyadır. Şu anda devlet PKK için, PKK de devlet için hala bir “tehdittir”.
Bu durumda, Başbakan’ın her konuşması PKK’ye karşı bir tehdittir. Cemil Bayık’ın her konuşması da Başbakan için bir “tehdit”tir.
İyi de aradaki fark nedir? Yani Başbakan’ın “tehdidi” ile Cemil Bayık’ın “tehdidi” arasında hiç fark yok mu?
Olmaz olur mu? Çok büyük bir fark var.
Cemil Bayık ve arkadaşları, devlete yönelik PKK “tehdidini” adım adım ortadan kaldırıyorlar. Çünkü bu “tehdit” bildiğiniz gibi “laflarla” yapılmıyor. Karşılıklı uygulanan “şiddetle” yapılıyor. PKK gerilla güçlerini ister yüzde yüze yakın, ister yüzde yirmi oranında sınır dışına çekerek, devete karşı tehdidi isterseniz yüzde yüz deyin, isterseniz yüzde yirmi deyin “azaltıyor”.
Başbakan ne yapıyor?
Başbakan var olan karakollara yeni karakollar ekleyerek,  “yüzde yüzlük tehdidini”, kaç karakol yapıyorsa, bu karakolların toplam karakollar içindeki oranı kadar  arttırıyor. Kürdistan’da devletin eline silah verdiği 70 bin korucu var. Başbakan bunları “azaltmak” şöyle dursun arttırıyor. Ama iş bu kadarla kalmıyor. Hükümet, Batıdaki bütün askeri garnizonları, orduları, tümenleri, tugayları, topu, tankı, uçağı Kürdistan’a taşıma kararı veriyor. Dün ordusunun yarısı oradaydı, şimdi tamamı olacak. Artış yüzde yüz.
Yani Cemil Bayık Başbakan’ın uydurduğu sayıyı esas alarak söyleyelim, “tehdidi” yüzde yirmi azaltıyor; ama Başbakan tehdidi yüzde yüz arttırıyor.
Şimdi dininiz, kitabınız adına söyleyin bana: Tehdidi azaltan mı yoksa tehdidi çoğaltan mı tehdit ediyor? Silahlı gücünü sınır dışına çeken mi tehdit ediyor, yoksa karakollarını çoğaltan, korucuları arttıran ve tüm ordularını Kürdistan’a yığan mı?
Siz medyayı büyük bir dikkatle izleyin şu sıralar. Milliyet, Yeni Şafak, Bugün, Zaman ve diğerleri tüm çözüm sürecini ahlaksızca ve yalanlarla tehdit etmekte.   
Kimisi Rojava’da Kürtlerin “kimyasal silahlara” sahip olduğunu uydurmakta, kimisi de, PKK’nin, “silahlı milisleri” örgütleyerek “iç savaşa” hazırlandığı provokasyonunu yaymakta. Hepsi birden Kandil ile İmralı arasına “nifak” sokmaya yeltenmekte.
Efendim, Öcalan’ın dili “barış diliymiş” de, Kandil’dekilerin dili “tehdit diliymiş”.
Hay diliniz kopsun.
Mesele şu: Hükümet ve PKK, her birisi diğeri için “tehdit” teşkil eden iki muhasım güçtür. Bunların bir diğerine yaptığı her uyarı, her iki tarafın elinde silah olduğu için, kendiliğinden tehdit sonucu doğurmaktadır.
Öcalan da işte bu “karşılıklı tehdit” durumunu barış ve çözümle ortadan kaldırmaya çalışıyor. Yani Öcalan ne AKP ile “anlaşıyor”, ne de KCK ile “ayrışıyor”. Müzakerenin gereğini yapıyor.