ODTÜ’de Başbakan protesto edilince öğrenciler sanki hükümete isyan çıkarmış ya da darbe yapmış muamelesi gördü. Bir öğrenci komaya girdi; birçok öğrenci şiddete maruz kaldı. Bazı öğrenciler gözaltına alındı. Öğrencilere sahip çıkan üniversite yönetimi aforoz edildi. Erdoğan’ın konuşmasıyla harekete geçen YÖK sadece darbeler döneminde görülen bir tutumla Başbakan’ın ‘hık’ deyiciliğini yaptı.

Bir Başbakan kendisini protesto eden öğrencilerin üzerine gidiyorsa bu sadece iktidarın zayıflığını ifade eder. Anlaşılıyor ki Erdoğan on yıldır iktidarda hala bir öğrenci protestosunun iktidarını sarsacağını düşünüyor. Bu ölçüsüz tepkiyi başka türlü anlamlandırmak mümkün değil. Nitekim Fethullah’ın has adamı Hüseyin Gülerce, AKP Hükümetini düşürmek için PKK ve öğrencileri kullananlar var, dedi. AKP’ye de “bizlerle (yani Fethullahçılarla) tam uyumlu olmazsan iktidarın için tehlike var” biçiminde şantaj ifade eden cümleler kullandı. Kürt sorunu çözülsün, demokratikleşme olsun, böylece toplumsal desteği arttıralım diyeceğine, PKK ve demokrasi güçlerine karşı birlikte savaşı yükseltelim çağrısı yapıyor. Yani Hüseyin Gülerce’nin kafası yine tersten çalışıyor. Herhalde Başbakan’ın da kafasının bu kadar tersten çalışmasında bu tarikatın da etkisi olmaktadır.
Erdoğa’ın kendisini güçlü gördüğünden böyle pervasız davrandığı da diğer bir görüştür. İster bundan, ister iktidarın geleceğinden kaygı duymuş olarak yapıyor olsun, pervasızlığı açıktır. Hele hele bir öğrenci protestosuna bu kadar sert davranmak ancak faşist karakterle izah edilir.
Erdoğan’ın “öğrenciler şiddet uyguladı, bu nedenle polis saldırdı” demesi de doğru değildir. ODTÜ’nün öğretim üyeleri de Başbakan’ın yalan söylediğini vurguluyor. Zaten Başbakan’ın  “öğrenciler demokratik gösteri yapmamıştır” diyerek saldırıları meşrulaştırması da inandırıcı değildir. Çünkü AKP Hükümeti birkaç yıldır hiçbir demokratik gösteriye tahammül etmiyor. Özellikle Kürtlerin tüm demokratik eylemliliklerine saldırılmıştır. Basın açıklamalarının tümüne izinsiz denilerek saldırılmıştır. Yasadışı slogan, yasadışı pankart ya da başka bahanelerle hiçbir demokratik tepkiye, protestoya izin verilmemiştir. Dolayısıyla “şiddet kullandılar, bu nedenle polis saldırdı” denilmesi tamamen demagoji ve yalandır. Ortadoğu’da da tahammül edilmeyen protestoya saldırılmıştır. Bu Başbakan’a sorarlar; senin polisin hangi öğrenci ve işçi eylemine saldırmadı? Türk polisi karşısında gördüğü her protestocuya kırmızı şal görmüş boğa gibi saldırmıyor mu?
AKP Hükümeti, muhalefet etmeyi sadece Mecliste konuşma olarak anlıyor. Buna da ne kadar tahammül ettiklerini tüm kamuoyu biliyor.  AKP tabii ki gençliğin muhalefetinden korkuyor. Bu nedenle baskı yapayım, göz korkutayım da hükümet karşısında protestolara girmesinler diyor. Ortadoğu’daki olayların tek nedeni budur. Çünkü Türkiye’yi faşist bir zihniyetle yönettiklerinin farkındadır. Zulümle herkesi kendisine tepkili hale getirdiğini görüyor. Şimdi yine zulümle bu tepkilerin patlamaya dönüşmesini engellemeye çalışıyor. Tüm faşist iktidarların yaptıklarını ve yaşadıklarını şimdi de Tayyip şefliğindeki faşist AKP Hükümeti yapıyor, yaşıyor. Kuşkusuz 1930’ların faşizmi gibi değil, özü benzer olsa da biçimde farklıdır. Zaten dünyanın her yerinde böyle iktidarlara neo-faşist tanımlaması yapılıyor.
Kuşkusuz öğrencilerin tutumu ve tepkisi önemlidir. Gençliğin her zaman sistemle bağı zayıftır; daha sistemin çarkları içine girmemiştir. Devlet için hala tam terbiye edilmemiştir. Bu nedenle her yerde toplumsal baskılara ilk tepki verenler gençler olmuştur. AKP iktidarı birçok kesimi birçok yoldan etkisiz kılsa da, gençliğin doğasından gelen karakteri AKP Hükümeti için her zaman bir potansiyel muhalif hareketi oluşturuyor.
Gençlik bu faşist düzen karşısında her an harekete geçebilir. Aslında Türkiye gençliği böyle bir noktaya gelmiştir. Böyle bir geleneği de vardır. Özellikle ODTÜ’nün böyle bir geleneği vardır. Kürt gençliği büyük oranda AKP Hükümetine karşıdır. Zindanlar Kürt gençleriyle doldurulmuş olsa da Kürt toplumu bu gençlik dinamizmiyle mücadeleyi kesintisiz sürdürmektedir. Türkiye gençliği de harekete geçerse hükümetler için çanlar çalar. ODTÜ’deki saldırı bu korkunun ürünüdür. Ama korkunun ecele faydası yoktur. Bu baskı ve zulüm düzenine gençlik mutlaka dur diyecektir. Hele Kürt gençleriyle Türkiye’deki devrimci demokratik gençlik ortak hareket edebilirse AKP için sonun başlangıcı daha da yakınlaşabilir.
YÖK’ün tutumu bile başlı başına üniversite gençliğinin harekete geçmesini sağlatacak niteliktedir. Böyle kapıkulu üniversite yönetimi görülmemişti. Hatta darbe dönemlerinde bile böyle açıkça iktidarın ‘hık’ deyiciliği yapılmamıştı. Eksiğiyle, yanlışıyla eski dönem öğretim üyelerinin de kendine göre bir duruşları ve onurları vardı. Şu andaki YÖK ve bir kısım üniversite yönetimleri tamamen partizanca ve ideolojik hareket etmektedirler. Üniversite yönetimleri hiçbir zaman bu kadar partizanca ve ideolojik de yaklaşmamıştır. Sadece dayatma ve korkuyla devlete uyum gösterme olmuştur. Kuşkusuz bir kısım öğretim üyeleri her zaman iktidarların üniversite içindeki ajanı gibi davranmışlardır, ama hiçbir dönemde bu kadar olmadığı kesindir. Şu anda birkaç özel üniversite yönetimi dışında tam bir iktidar ajanı gibi hareket edildiği görülmemektedir.
Üniversite gençliğine kısmi bir destek olunmuştur, ancak verilen toplumsal destek zayıf kalmıştır. Tüm demokrasi güçlerinin harekete geçmesi gerekirdi. Toplumsal güçlerin ve demokratik çevrelerin tepkilerinde bir ağırlık vardır. Tepkiler gecikmeli ve zayıf kalmaktadır.
CHP içinde Seyit Rıza’ya, dolayısıyla Alevi Kürtlere, bir bütün olarak Alevilere hakaret edildiği halde demokrasi güçlerinin ve Alevi toplumun tepkisinde de bir zayıflık yaşanmıştır. Bir ülkenin demokratikleşmesi ancak bu tür durumlar karşısında ani ve etkili tutumlar koymakla gerçekleşir.