Ve beklenen oldu: Halkların barış ve özgürlük istemlerinin, emekçi sınıfların onurlu bir yaşam standardı istemlerinin düşmanı AKP koalisyonu, gümbürtülü bir biçimde ve arkasında her zaman olduğu gibi büyük bir kirlilik üreterek çöküşün son aşamasına geçti.
***
Özellikle Gezi Direnişi döneminde ciddi yanlışlar yaparak sonradan özeleştiri yapmak durumunda kalan BDP’lilerin "etten önce kazana atlamak" gibi bir yanlışa ikinci kez düşerek, açıklamalarında AKP savunması yapar görünümü sergilememesi gerekir. Gerçek ana muhalefet konumunda olan bir siyasal partinin, hele de bir yolsuzluk olayında kitlelere iktidar partisi için "anlayışlı davranmayı öğütlemek" gibi bir derdi olamaz. Bu, kendi varlığını inkar anlamına gelir ki, siyasetten kopuşla eş anlamlıdır.
Sürecin doğru değerlendirilebilmesi için bazı hatırlatmalar yapmak zorunludur.
AKP koalisyonu, 12 yıldır bu ülkede hükümettir. Son seçimlerle birlikte ise gerçek anlamda tam bir iktidardır. Bu iktidarın uygulamaları hatırlanarak, bunun üzerinden geleceği görmek gerekir. Sorun, ezilen, baskı altında tutulan, ötekileştirilen, inkar ve imhaya maruz bırakılan halklar ya da diğer sosyal varlıkların demokratik hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi ya da emekçi sınıfların ekonomik yaşam standartlarının insan onuruna yaraşır bir düzeye tırmandırılması istemine karşı mücadele sorunu olduğunda, iktidarı oluşturan koalisyonun hiçbir parçasının ötekinden bir farkı yoktur. Yolsuzluk operasyonu sonrasında "Cemaat olmasaydı AKP iktidarı barış ve demokratikleşme sürecini gerçekleştirecekti; süreci Cemaat engelledi" türünden bir açıklama, politikanın gerçek dünyasından bütünüyle kopuktur. Geçmişte 'yetmez ama evetçi’ utangaç AKP’li duruşun kendince bir açıklaması yine de vardı. Ama bunca deneyimden sonra ve özellikle Tayyip sultanlığının bu döneminde, böylesi bir duruşun politik gerçeklerle açıklanabilir bir yanı olamaz. Böylesi bir duruşa ikna gözükmek ise, ancak bir zorlanmanın ürünü olabilir.
"Üzerinden at, kurtul" yöntemi bu iktidarın en temel karakteristiğidir. Sürecin çöküşünü PKK’ye at; Roboskî katliamını Cemaate at, anayasa tıkanmasını muhalefete at… Ve arkasından eve tıkanmış yüzde elli güçten söz et. AKP’nin bu iddialarına inanmak en azından aşırı naif bir tutum olur. Naiflik "iyi niyet" ile açıklanabilen bir duruş değil, "basiret bağlanması, politik gerçeklikten kopukluk" gibi bir zaaf ya da eksikliktir. Bu duruş, AKP iktidarını aklamaya yönelik kurnazca bir girişim olur. AKP Devleti, daha ilk günlerinde Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın ve yumurtacı Oğlu’nun yolsuzlukları; Deniz Feneri olayı, Tayyip Erdoğan’ın kendi oğulcuğunun gemicikleri gibi kirliliklerin tek sorumlusu idi.
***
AKP’nin ve özel olarak Tayyip’in duruşunu unutarak sadece Fethullah'ın Kürt sorununun çözüm sürecini baltalamak için iktidarı zayıflatmak istediğine ilişkin düşünceler de, AKP’nin siyasal varlığının dayandığı sosyal ve ekonomik ilişkilerin kavranamamasından kaynaklı yanlış bir perspektifin ürünüdür. Bir defa: AKP Devleti tarafından başlatılmış ve aksak da olsa sürmekte olan bir barış sürecinden söz etmek mümkün değildir. Sürecin yaratıcısı biricik güç Kürt Özgürlük Hareketi ve onunla bütünleşmiş olan Kürt halkının verdiği onurlu mücadeledir. AKP’nin dolaylı olarak bile olsa Kürt hareketine sunduğu bir destek söz konusu değildir.
***
Bu türden eleştirilere "-onlar- istiyorlar ki PKK hemen ateşkesi bozsun, silaha sarılsın, gelsin tekrardan silahla mücadeleye başlasın, binlerce insan gerçekten bu ülkede tekrardan yaşamını yitirsin" biçiminde yanıt verilmesi çirkin olur. Bu tür bir iddia yalandır, aldatmacadır. Tersine, siyahın karşısına alternatif olarak sadece beyazı koymak eğer acizlik değilse, kesinlikle politik körlüktür. Oysa onlarca renk alternatifi var siyahın karşısında. Örneğin sadece Kürt Özgürlük Hareketi ve onunla kader birliği etmiş yoldaşlarının katılımıyla ama zar zor gitmekte olan barış sürecinde, çatışmasızlık sürecini ortadan kaldırmak yerine, bütün gücümüzle barış için çalışırken bir yandan da çok güçlü halk serhildanlarını AKP Devleti’nin önünü dikmek gerekiyordu.
Politik tarih net olarak gösterir: Onlarca yıldır süren bir savaşın taraflarının zorlanarak kabul ettikleri bir müzakere süreci, eksik güdük de olsa sürdürülmeye çalışılırken, tarafların doğal ve haklı olarak ötekinin gücünü azaltacak girişimleri destekler. Düşman içerisinden daha az kötüsünü seçerek taraf olmak yerine, kendini üçüncü yol olarak bu tür çatışmaların dışında tutarak savaşır. Üstelik de Türkiye gibi bir ülkede megaloman bir başbakan zamanında "Hükümetin gücünün azaltılmaya çalışılması" doğru bir devrimci-demokrat taleptir.
Evet, hükümetin gücü azaltılmalıdır. Çünkü ancak gücü azalmış bir AKP zaten zorlandığı için kabul ettiği kör topal bir demokrasiyi gerçekleştirme doğrultusunda çevre taleplerini duyup kulak verebilir.
Hükümetin gücünü azaltmak
Cemaat ile AKP arasındaki kutsal ittifakın giderek bozulmakta olduğunu uzun zamandır yazmakta, söylemekte idik. 2011 genel seçimlerinden sonra çok sayıda insan, AKP’nin çöküşe geçtiğini anlatıyordu. Son iki yılı hatırlayanlar için aktüel gelişme malumun ikrarıdır.