
Cizre’de şehit düşen Hüseyin Ertene henüz 16 yaşındaydı ama ailesinin dört kuşaktır yaşadıkları devletin Kürde bakışının özetiydi. Devletin her fırsatta sığındığı “birlikte savaştık” dediği Çanakkale Savaşı‘nda Hüseyin’in büyük dedesi Haciyê Ali, Kıbrıs’ta babası İbrahim Ertene de katıldı. Hüseyin’in aynı adı taşıyan amcası ise 1992 Cizre serhildanında katledildi ve cenazesi bir askeri aracın arkasında sürüklendi.
Cizre’nin Yafes Mahallesi’nde oturan ve evleri yıkıldığı için kentten çıkmak zorunda kalan Hüseyin’in ailesi ile görüşmek için Güçlükonak’a (Basa) gittiğimizde annesi Taybet Ertene’nin Cizre’nin ve oğlunun acısına dayanamayarak kalp krizi geçirdiğini öğreniyoruz. “Biz bu zalimleri tanıyorduk” diyerek konuşmasına başlayan Hüseyin’in ablası Kerima anlatıyor ilk olarak ailenin yüz yıllık hikayesini: “Burası bizim toprağımız, üzerinde yaşamaya hakkımız var. Ama buna izin vermiyorlar. 16 yaşındaki kardeşimi katlettiler. Aslında bizler 90’ları da görmüştük. Türk devletinin ne kadar zalim olduğunu biliyorduk. O yüzden de kardeşimi uyarıyorduk. Ama yaptığı bir şey yoktu. Hüseyin banyo yaptıktan sonra gelip annemden birkaç ceviz istedi. Cevizleri alıp evden çıktı onu son görmemiz oldu. Hüseyin benim gözlerimin önünde büyüdü ama yine gözlerimizin önünde onu aldılar bizden...”
Haram lokma geçmedi
Kalbine pil takılan anne Taybet söze giriyor. Eşinin çocukları daha küçükken yaşamını yitirdiğini ve onları yoksullukla büyüttüğünü anlatan Taybet Ertene’nin ağzından şu sözler dökülüyor: “Çöp toplayarak çocuklarımı büyüttüm ama bundan hiçbir zaman gocunmadım, onların boğazından haram lokma geçirmedim. Oğlum kimsenin evini barkını soymaya giderken vurulmadı. Oğlum kimseye kalleşlik yapmadı. Oğlum sadece arkadaşlarıyla birlikteydi. Ha oğlum ha arkadaşları... Hiç fark etmiyor. Ama Türk devleti kalleşçe oğlumu katletti. Asla ve asla davamızdan vazgeçmeyeceğiz. Hüseyin’in annesi yaşadığı sürece bu davayı sürdürecek. Yaşasın Kürdistan!
Hüseyinlerin ahı yerde kalmaz
Büyük oğlumun adı Hasan’dı. Onun isminin de Hüseyin olmasını istedim. Çünkü ben Kerbela şehitleri Hasan ile Hüseyin’i çok seviyordum. 9 oğlum öldükten sonra Hüseyin dünyaya geldi ve yaşadı. Ama zalimler Hz. Ali’nin çocukları, Hz. Muhammed’in torunları Hasan ile Hüseyin’i nasıl ki Kerbela’da katlettilerse Cizre’de de benim Hüseyin’imi katlettiler. Cizre’yi de Kerbela’ya çevirdiler. Ama ben o güne kadar bir Hüseyin’in annesi isem şimdi binlerce Hasan Hüseyin’in annesi oldum. Yaktılar Hasan ile Hüseyinlerimi. Ama mazlumların ahı yerde kalmaz kalmayacak.” Taybet Ana son olarak “İnsan dayanıklıdır, yoksa bu kadar acıya nasıl dayanıyoruz” ve Hüseyin’i karşısındaymış gibi anlatıyor: “Güvercinleri çok seviyordu. Onun güvercinleri hala damda. Öldüler mi kaldılar mı bilmiyorum. Ben bunları niçin besliyorsun diye sorduğumda ‘barış günü için besliyorum’ diyordu.”
DİHA/ŞIRNAK
İki kardeş, iki yoldaş
90’lı yıllarda Hizbukontra saldırıları ve devlet baskısı nedeniyle Silvan’dan Adana’ya göç etmek zorunda kalan bir ailenin oğlu olan Burhan Taşdelen, vasiyeti üzerine Amed’de, DAİŞ’e karşı savaşta şehit düşen YPJ’li ablası Evin Taşdelen’in (Evrim Amed) yanına defnedildi. 9 çocuklu bir ailenin 7’nci çocuğu olan 20 yaşındaki Taşdelen’i anlatan ağabeyi İsmail Taşdelen, kardeşiyle son konuşmalarını aktararak, “İki istekte bulundu. Birinci isteği ‘Anneme çok iyi bakın. Onu üzmeyin’, ikinci isteği de ‘Bana gel demeyin’ oldu” dedi.
Ağabey Taşdelen, kız kardeşiyle birlikte Cizre’ye giderek Burhan’ı ziyaret ettiklerini de paylaşarak, “Bana ‘Cizre’deyim gel sana olan çay borcumu burada ödeyeyim’ dedi. Cizre’ye gittik. 2 gün birlikte kaldık. Barikatların arkasında bize közde çay demledi. ‘Bu direniş çayıdır’ diyordu” şeklinde konuştu. Kardeşiyle barikatların arkasındaki son görüşmesini aktaran Taşdelen, “Kendisine ne zaman eve döneceğini sordum. Bizimle gelip gelmeyeceğini sordum. Sadece yüzüme gülümseyerek baktı. ‘Ayıp değil mi sana, bana bunu soruyorsun’ diye cevap verdi sonra. Abi kardeş gibi konuşmuyorduk. Yoldaşı olarak konuşuyordu benimle. Hep mücadele ile yatıp mücadeleyle kalkıyordu” diye konuştu.
Kanımın son damlasına kadar
Cizre’deki birinci vahşet bodrumunda kan kaybından yaşamını yitiren 19 yaşındaki Nusret Bayar’ın cenazesi ailesi tarafından hala bulunamadı.
Cizre’nin Nur Mahallesi’nde ailesi ile birlikte yaşayan Bayar, 7 çocuklu ailenin en küçüğü ve tek erkek çocuğuydu. Açıköğretim Lisesi öğrencisi olan ve bazen inşaatlarda, tarlalarda bazen de Karadeniz’deki fındık bahçelerinde işçi olarak çalışan Bayar, DEM-GENÇ bünyesindeki siyasi faaliyetlere de katılıyordu. Oğlunu ‘Yerinde duramayan bir çocuk’ olrak tanımlayan annesi Feleknaz Bayar, oğlunu en son 14 Aralık’ta gördüğünü, son görüşmelerini şöyle anlattı: “Her gün kendisiyle telefonda konuşuyorduk. Kendisine eve gelip gelmeyeceğini sorduğumda ‘Evimizi terk etmeyeceğim. Mahallemi arkadaşlarımı bırakmayacağım. Kanımın son damlasına kadar burada kalacağım. Arkadaşlarımla birlikte olacağım’ diyordu. Zaten sonra da o bodrumda kaldığını, yaralı olduğunu öğrendik. Bir daha görüşemedik. Ondan sonra da ölüm haberi geldi.”
Son nefeste de omuz omuza
Köylerinin yakılma hikayesiyle büyüyen akraba 4 genç, arkadaşlıklarını mücadele yoldaşlığına çevirdi; mahallelerini terk etmeyerek kenetlendi ve son nefeslerini de omuz omuza verdi.

Cizre’de katledilenlerden Muharrem Erbek (16), Sabri Sezgin (18), Mahsun Erdoğan (20) ve Botan Ekinci (17), Güçlükonak’a bağlı Kereşan adlı köylerinin yakılması ardından Cizre’nin Cudi Mahallesi’ne yerleşen akraba dört ailenin çocuklarıydı. 4 genç Diyarbakır Zindanı‘nda zulme karşı bedenlerini ateşe veren Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Eşref Anyık ve Mahmut Zengin’in yolunda, vahşete karşı geri adım atmayarak, yakılarak katledilme pahasına mahallelerini terk etmedi.
Zulmü görerek büyüdüler
Köylerinin yakılmasının yanında onlarca akrabaları da “faili meçhul”e kurban giden 4 arkadaşı anlatan Muharrem Erbek’in annesi Ayşe Erbek, 90’lı yılları hatırlattı: “Köyümüzü yaktılar. Yıktılar. Bugün Cizre’de yaptıkları gibi bombaladılar. Abdurrahman’ın dedesi işkencelerden geçti. İşkencede yaşadıklarının izini yıllarca taşıdı kendisiyle. Mahsun’un dedesi de Şırnak Cezaevi’nde gördüğü işkencede yaşamını yitirmişti. Biz de Cizre’ye geldik. Ama devletin zulmü peşimizi burada da bırakmadı. Bu çocuklar bunları öğrenerek büyüdüler.”
Cizre’yi bırakmadılar
Cizre’deki saldırılar karşısında 4 gencin de yerinde duramadıklarını söyleyen Erbek, saldırıların artması ile birlikte kendilerinin Cizre’den çıkmak zorunda kaldıklarını, ancak çocuklarının Cizre’de kalmaya karar verdiğini şu sözlerle aktarıyor: “Onlara da bizimle gelmelerini söyledik. Cizre’den çıkmalarını söyledik. Kabul etmediler. ‘Korkmuyor musunuz?’ dedik, ‘Korksak ne isimiz var burada’ dediler. Muharrem’i abisi daha önce yurtdışına götürmek istedi, kabul etmedi. Antalya’da, İstanbul’da çalıştı. Ama her zaman Cizre’ye gelmek istiyordu. Her seferinde Cizre’ye geri dönüyordu.”
Erbek, sözlerini şöyle noktaladı: “Çocuktular ama hep mücadele içindeydiler. Mücadele içinde büyüdüler. Mücadele içinde de şehit oldular.”
Mahsun’un annesi Hediye Erdoğan ise, “Oğlumun fotoğrafına bakın, o güzelliğini görseniz. Ama şimdi gidin bakın ne hale getirmişler. Ne hakla, hangi hukukla, hangi vicdanla bunu yaptılar. Kürt halkı bunu kabul etmeyecektir. Onlar daha Kürt halkını tanımıyor” diye konuştu.
DİHA/ŞIRNAK
Hiç ayrılmadılar
İki çocukluk arkadaşı, Vanlı Edip Arvas (Gabar Darinis) ve Mesut Karşin (Rüstem Darinis) 3 yıl önce Kürt Özgürlük Hareketi’ne katıldılar. İki arkadaşın son kez Cizre’de kesişen yaşamları, teslim alınamayan iradenin de örneklerinden oldu. Van’ın Şax (Çatak) ilçesine bağlı Darnisa Jêr (Aşağı Narlıca) Köyü’nde 1990 yılında doğan Arvas ve Karşin, birlikte okudukları ilkokul ve lise boyunca hiç ayrılmadı. Kürt Özgürlük Hareketi ile lise yıllarında tanışan Arvas ve Darsin’in uzun yıllar süren arkadaşlıkları ve birbirlerine olan bağlılıkları, yolları ilk defa üniversiteyi kazandıkları yıl (2012) ayrılmasına rağmen devam etti. Arvas, Erzincan Üniversitesi’nde Sınıf Öğretmenliği Bölümü’nü, Karşin ise Adıyaman Üniversitesi Muhasebe Bölümü’nü kazandı. Başka bir bölüme hazırlanmak için üniversiteye gitmeyen Karşin’in tercihi bir yıl sonra farklı oldu ve 20 Temmuz 2013’te yönünü dağlara çevirdi.
Dağlarda yeniden buluştular
Üniversite 2. sınıfa geçmeye hazırlanan Arvas ise arkadaşı gittikten 4 ay sonra PKK saflarına katılır. Yaşamları bu kez dağlarda kesişen iki arkadaştan Arvas Muş, Amed, Van, Siirt ve son olarak Cizre’de faaliyetlerini sürdürürken, Karşin ise Kobanê, Şengal, Metina, Siirt, Gare, Cudi’de faaliyetlerini sürdürür. Kürdistan’ın birçok bölgesinde çalışma yürüten 2 arkadaşın yolları bir yıl aradan sonra Siirt dağlarında kesişir.
Son kez Cizre’de
Kürdistan’ın her parça toprağında iz bırakan Arvas ve Karşin, Cizre’deki kuşatma üzerine ilçeye gelerek direniş saflarında yerlerini alır. Aynı amaç için çıktıkları yolları son kez Cizre’de kesişen Arvas ve Karşin, Cudi Mahallesi’ndeki direniş saflarında ölümsüzleşirler. İki arkadaşın cenazesi Van’ın Edremit ilçesine bağlı Süphan Mahallesi’nde bulunan mezarlıkta yan yana toprağa verildi.
Aileleri, Arvas ve Karşin’in doğumda ve ölümde kesişen yaşam hikayelerini, “Yaşarken de ölürken de yaraları aynıydı” sözleriyle anlattı. Anne Ziynet Karşin, “Gecesi gündüzü dağlardı, onu mutlu eden tek şey dağlardı. Çok sevdiği dağlara da doyamadı” sözleriyle anlatıyor oğlu Mesut’u. Çocukluk arkadaşı Arvas’la yoldaşlığını ise, “Gabar’la kaderleri birdi. Aynı yıl, aynı ayda doğdular, beraber büyüdüler, dağları beraber gezdiler. Beraber şehit oldular” diyerek, anlatıyor anne Karşin.
Anne Karşin, daha önce Kobanê direnişinde yer alan oğlunun kendisine, “Vicdanım rahat değildi, yoldaşlarım şehit olurken ben duramazdım” diyerek, Cizre’ye geldiğini söyledi. Oğlunu, “Aşkı Kürdistan, Kürt halkı, dağlar ve gerillaydı“ sözleriyle anlatan Karşin, “Oğlum görkemli bir direnişle yaşama veda etti. Onun şahadeti beni onurlandırdı başım dik” diye konuştu.
Aynı yerden vuruldular
Ağabey Hekim Karşin ise iki arkadaşın son acı ortak noktasını da anlatarak, “Cenazeleri teşhis edilirken gördüm. İkisinin de yaraları aynı yerde, ikisi de sağ ayaklarından ve kalplerinden vurulmuştu. Özgür bir yaşam için Kürdistan’ın özgürlüğü için şehit oldular” dedi.
‘Sütüm ona helal olsun’
Edip Arvas’ın (Gabar Darinis) annesi Gurbet Arvas ise “Oğlum, ‘Anne bu topraklardan daha güzel topraklar var mı‘ derdi. Sütüm ona helal olsun. Oğlum doğru bir yolda şehit düştü, namuslu ve onurlu bir yolu seçti” diye anlattı. Ağabey Rıdvan Arvas da “Gabar ve Rüstem arkadaşlar bu zulmü, bu baskıyı kabul etmedikleri için bu yola baş koydular. Hayatları birbirinin kopyası gibiydi. Sisteme karşı direnişimiz devam edecek. Kürdistan’da mücadeleyi devam ettirecek binlerce Rüstemimiz ve Gabarımız var” şeklinde konuştu.
DİHA/VAN