Hakan Yaşar hüznü işler gergefinde. Mutluluk ise henüz uzağındadır. Kendi halkı özgür ve mutlu olmayana kadar da, sanırım bu mutsuzluğu devam edecektir. Adıyaman kökenli bir ailenin çocuğu olarak 1976 yılında Konya’da doğan ve 24 yıldır Norveç’te yaşayan Yaşar kendini ‘’asimile edilmeye çalışılmış bir halktan olsam da aslını unutmayan ve unutturmayan sade bir hayat yaşamakta’’ olan bir ressam olarak tanımlıyor.  Onunla yaptığımız bu söyleşide de görüleceği gibi, o amansız bir hak ve özgürlükler savaşçıdır. Ve kendi sanatında iz bırakabilecek sanatçılarımızdandır.

Nasıl başladınız resim çizmeye?

Tarih 10 Ocak 2010, Elime fırçayı aldığım ilk gündür. Kendimce resim yapmaya çalışıyordum. Hayatımda resimle ilgili ne eğitim görmüştüm, ne de bir resim kursuna gitmiştim. Hayatımda resim yapan birini dahi görmemiştim. Resim sanatına birkaç ünlü ressamın hayatını okuyarak, albümlerini inceleyerek başladım. Zamanımın çok olması benim için büyük bir avantajdı. Kendimi resim sanatına daha çok vermeme sebep olmuştu. Her defasında kendimi yenilemek için çaba harcadım. Üstelik bu işten yüksek bir meblağ olmasa da para kazanmaya başlamıştım. Kazandığım, tüm giderlerimi karşılıyordu. Ayrıca yeni resim malzemeleri de almama fırsat tanıyordu. Duvarlarda yapılmış eski tablolar her zaman gözüme çarpardı. Kafamda oluşan soruların cevabı için hayatımda ilk kez bir galeriye gittim ve ilk defa birini resim yaparken görmüştüm. Ressamla tanıştık.  Birkaç soru sordum. Cevaplarımı aldıktan sonra tam kapıya yönelmiştim ki, ressam beni durdurdu. Küçük bir sohbetten sonra çalışmalarımı görmek istediğini belirtti. Aradan iki gün geçti. Gidip gitmeme konusunda tereddüt yaşadım. Bunun nedeni; “ya çalışmalarım hakkında kötü bir şey söylerse” idi. Böyle bir durum benim resim yapma şevkimin kırılmasına ve hatta bir daha resim yapmamama neden olabilirdi. Sonunda kendimi ikna ettim ve elime on tane çalışmamı alıp gitmeye karar verdim. Galerinin kapısından girmek bile zordu. Kalbim duracak gibiydi. Kapı açıktı. Arka odadan geldi ressam. Sert bir şekilde “duvara as resimlerini “ dedi. Başladım asmaya. Üçüncü tabloyu asarken bana, “sen devam et ben geliyorum” dedi ve arka odaya doğru gitti. Arka odadan sesler gelmeye başladı. İlk duyduğum ses, ressamın sesiydi. ’’Gelin, size ne göstereceğim. Burada Hakan diye bir delikanlı var. Dokuz aydır resim yapıyor’’ diyordu. Odadan on beş kişi çıktı, erkek, bayan, yaşlı genç. Ve ressam devam etti. ‘’Ben yirmi beş senedir resim yapıyorum. Yüzlerce öğrenci yetiştirdim. Güzel sanatları bitirmişlere de ders verdim. Lakin bu gördüğünüz kişi kadar, kısa sürede kendini yetiştiren kabiliyetli kişilere hiç denk gelmedim. On beş kişinin hepsi, hayranlıkla gözümün içine bakıyorlardı. Yanıma gelip teker teker tebriklerini sundular. Çalışmalarımı incelediler. Hayatım boyunca bu kadar mutlu olmamış ve heyecanlanmamıştım. Büyük bir güven hissettim o anda. Evet, artık kendime güveniyordum. Ufak adımlarla ressamın galerisine girmiş, büyük adımlarla çıkmıştım. Hepsi hemfikirdi, “Bu çocuk büyük bir ressam olacak’’ diye.

Mesela siyah tonu neden çok kullanıyorsunuz?

Siyah hüzündür insanın içindeki burukluktur… Yaşamın gerçeğinde acı vardır. Dolayısıyla var olan acıyı resmetmeyi seviyorum; yalın gerçekleri ortaya koymak için… Görülen, duyulan, hissedilen bazı acılara her insanın kendine özgü tepkilerini ortaya koyması gereklidir.  Ben de kendimi en iyi ifade ettiğimi düşündüğüm şeylerden birisiyle, yani resimlerimle bunu dile getirmeye çalışıyorum…

Kürt resminin ve sanatının gelişmişlik seviyesi nedir?

Kürt sanatının gelişmişliğine gelince, sindirilmeye çalışılmış bir toplumun kendi egemenliğini kazanma mücadelesi içinde, sanata ne kadar yer verilebilirse o kadar iyi, diye düşünüyorum… Tabi ki geçmiş yıllara göre şu an çok daha iyi durumda olduğu da yadsınamaz bir gerçekliktir. Acı ve mutluluk bir sanatçının en büyük ilham kaynağı ve sermayesidir. Biz Kürtler olarak çok acılar çektik. Çektiğimiz acıları besteledik, şiirleştirdik, tuvallere döktük. Daha çok bu yanımız ön plana çıktı. Umarım ki gün gelir şairlerimiz mutluluğun şiirini, bestekarlarımız mutluluğun şarkısını ve ressamlarımız kimsenin yapamadığı, o hep konuşulan mutluluğun resmini çizerler.

Dünyanın nasıl olmasını isterdiniz ve geleceğe dair umutlu musunuz?

Dünyanın haktan, eşitlikten ve adaletten yana olmasını isterdim tabii ki… Dünyanın birçok ülkesinde eşitlik ve özgürlükler açısından sonsuz haklar tanınıyor insanlara.  Fakat işin bir de diğer boyutu var ki, hala ortaçağ zihniyetinin hüküm sürdürüldüğü ülkelerde yaşayan insanların durumudur…  Bin adım geriden gelerek, yeni nesillere gelecek sunmaya çalışan toplumlar.  Bu zihniyetle ne kadar başarılı olurlar, bana göre orası da bir muamma açıkçası…

Son olarak, okuyucularımıza söyleyeceğiniz bir şey var mı?

Son olarak söylemek isteyeceğim şey, büyük bir ressam olmadım ama büyük bir mesafe kaydettim. Hep daha iyiyi yapabilmek için de durmadan bir çaba içerisin harcıyorum. Bu konumda olduğum için ziyadesiyle de mutluyum ayrıca.
Ben resim yapıyorum, evet. Çünkü yapmak için tüm fırsatlarımı kullandım, kullanıyorum. Eminim ki, aranızda yeteneğinin farkında olmayan kişiler de vardır.  Uygun fırsat bulamadıkları için çıkış sağlayamıyorlar. Kendinize bu fırsatı tanımalısınız. Bir de barışın, sevginin, dostluğun ve kardeşliğin egemen olması, sevgi ve sanat ışığının yüreklerimizden eksik olmaması dileğiyle, yüreğinde sevgi taşıyan tüm insanlara selamlar ve sevgiler…


MEHMET SÖÐÜT