İblis kavramı oldukça tartışmalık bir konu olmaktadır. İblis’in zürriyeti anlamında süreklilik arz eden şecereyi tanrı yasaklamış ve soyuna son vermişti. Yakıcı insandan çok, şefkat dolu bir varlığın çamurdan yaratılarak insanlığın atası sayması, yaratılış kadar akıl anlamında da doğa ile uyum içinde olan bir varlık anlamına geliyordu. İblis aklı, kutsallık ile tartışmaya giren akıl olarak insanlık tarafından lanetlenmiştir. İblis aklının özü bu olmakla birlikte egemen ideolojiler tarafından çarpıtılmış, farklı mecralara çektirilmiştir. Âdem ile kardeş yaratılan iblis Âdem’in yaratılış biçimini küçümseyerek, ilk kimlik ayırımını başlatmış oldu. Kendi başına analitik akıl, kutsallıklardan ayrılmış akıl anlamına da gelir. İnsanı küçümseyerek ateşten yaratıldığını dilendiren iblis, devletleşip üst kimlik mecrasının rotasını netleştirmiş oldu.
Her devletin içinde bir iblis gizlidir. İnsan ve insanların sevk edilme sorunu, insan ve toplumsallık, insan ve sınıf tabirleri bu sürecin kavramları olurken toplumsal doğaya dayatılan bu çelişkiler; toplumsal doğanın sorunlarıdır şeklinde meşruiyet kazandırıldı. Aslında Âdem ve iblis arasındaki sorunun kendisi tanrı krallar ile çamurdan öte dışkıdan yaratılmış insanın kimlikleriydi ve maalesef hala en ciddi sorun olmaktadır. Çamurdan yaratılmış gerçeğin öyküsü devleti asla sindiremez. Birçok din devletmiş olsa da içten içe kuşkulu yaklaşmıştır. Ne zaman ki din aşırı siyaset konusu edildi ateşten yaratılan insan ile çamur insanın çelişkisi yine derinleşmiş oldu. Bu günlerde siyasal İslam, ılıman İslam modelli partiler revaçtadır. Bunlar bölgemizde çok tartışılmakta ve en iyi model gibi sunulmaya çalışılmaktadır. Oysa bu işin kılıfı olurken, özünde çok farklı şeyler yaşanmaktadır.
ABD Doları, finans kapital alanında daha fazla olan borsa egemenliğinden kaynaklı Euro karşısında başarı kazandı. Avrupa ile sınırlandırılan avro, borsa eksikliği nedeniyle para ile değer kazanamayıp düşüşe geçti. Son günlerde Avrupa’nın ikiye ayrılması tartışılırken, bunun önü almak için Ortadoğu tekrardan sömürü alanı haline getirilmeye çalışılmaktadır. Zaten açıkça “Libya petrolleri dahi Euro’yu kurtaramadı” denildi. Sorunu Avrupa’nın fazla büyümesine bağlayıp Avrupa’nın Ortodokslaştığını ifade etmektedirler. Bir zamanlar nasıl ki haçlı seferinde Bizans Konstantinini yıkıp yaktılar, şimdi de Doğu Avrupa ülkelerinin Avrupa’ya alınmasını hatalı bir karar olarak görüyorlar.
Bu durum ABD’nin Avrupa’yı kendi küresel politikalarına çekmek için, biçilmiş kaftan gibi gözükmektedir. Yalta anlaşmasının güncelleşmesi olarak yorumlayanlar da vardır. Yalta anlaşması, bilindiği gibi İkinci Dünya savaşından sonra yıpranmış Avrupa’nın Rusya ve Amerika arasında imarı söz konusuydu. Altın parametresine bağlanıp, Avrupa için basılan Dolar ile ABD Avrupa’da stoklaşmış altını ABD’ye çekmişti. Doğu Avrupa ülkeleri de Varşova paktına çektirilerek, bilinen soğuk savaşın dolaylı temeli atılmış oluyordu. ABD’nin dünya hegemonyası da böylece muştulandı. Birçok Avrupa ülkesinin Ortadoğu üzerindeki hakimiyeti ABD’nin eline geçmişti.
Bu günlerde Avrupa’da yaşanan ekonomik krizin faturası tekrardan Ortadoğu’nun sömürüsüne bağlama politikası gündemdedir. Nasıl ki Dolar altına endekslendi, şimdi de Euro petrol ve başka hammadde kaynakları ile endekslenmek istenmektedir. Finans güç, Avrupa ekonomisini iyileştirecek güçte değildir. Finans alanında yaşanan sorunlar Doğu Avrupa ülkelerinin Avrupa birliğine alınmasına bağlanmaktadır. Yelta’da Rusya bu ülkeleri yanına çekmek isterken, şimdi Macaristan tekrardan Slav hayallerini kurmaya başlamış durumdadır. Bu toplu durum içinde Türkiye’ye başat bir rol verildiği açıktır. AKP hükümeti, Türkiye’de iktidarını sağlamlaştırmak için, bu kozu sonuna kadar kullanmaya çalışmaktadır. Uzun bir zaman diliminde demokrasi kelimesini ağzında sakız yapıp, Türkiye’de mağdur çevreleri kendi adına kullanarak geniş bir yelpazede siyaset yürüttü. Şu an faşizm için, ayaklarının yere bastığına inanan AKP Hükümeti, bir dönemin dostlarına saldırı durumuna geçmiştir. Sırtı sıvazlanan AKP hükümeti ABD ve Avrupa çıkarları için, bölgedeki kardeş demiş güçlere açıktan saldırı durumundadır.
AKP bundan daha fazla faydalanacak. Kürt sorunu hakkında bu kartı kullanacak. Yeni bir Lozan’ı bu anlamda yaratıp bu dengelerden istifade edecektir. Birinci cumhuriyet döneminde nasıl ki Kürtler statü dışında bırakıldı, şimdi de hazırlanan yeni anayasa ile ikinci bir Lozan denemesi yapılmaktadır. Kürt cephesinde Mebussan dahi hazırlamış durumdadır. Lozan’da Kürtler azınlık sayılmayıp azınlık maddesi gayri Müslimler için kullanıldı. Kürtler ilk anayasa denemesi ile oyuna getirilip, cumhuriyet kurulduktan sonra inkâr edildiler. Şimdi de yapılmaya çalışılan bu olmaktadır. ABD’nin bölge politikası ile Avrupa ekonomik krizinin bölge ile ilişkisinden istifade edip, alan memnun, satan memnun deyimi yaşanmaktadır. AKP bu konjonktürel durumu ikinci bir Lozan için, Kürt sorununda kullanmaya çalışacaktır. AKP bütün ağırlığıyla kendisini buna yatırmış, kendince sonuç alacağına inanmaktadır. Ancak Kürtleri eski Kürtler olarak bilip, istediğim gibi yaparım yaklaşımı eskide kaldı.