
Danışma ve Araştırma Enstitüsü Ratios Hukukçuları ve Komite MALPIKA tarafından düzenlenen ‘Uzlaşmanın Yolları ve Uluslararası Tecrübeler’ konferansı 29-30 Kasım 2012’de Lima’da gerçekleşti. Bu konferansın ilk günü uluslararası konuşmacıların dünyada ki farklı uzlaşı, tecrübe ve çabalarını konu alırken ikinci gün daha çok iç barışın nasıl sağlanacağı tartışıldı. Katılımcılar arasında eski bir general, bazı siyasi parti liderleri ve hukukçuların olması oldukça önemliydi. Kullanılan dilin hala çözüm dili olmadığı suçlayıcı ve kriminalize edici yaklaşımların gerek konferans boyunca gerekse de sonrasında ortaya çıkmasında kendisini bulması henüz işin başında olunduğunun en önemli göstergesiydi. Her ne kadar ciddi siyasal, ekonomik, ekolojik ve kadın özgürlüğü açısından zaman zaman dördüncü dünya olarak adlandırılsa da Güney Amerika’nın kendisi hem uzak hem de yakın geçmişi açısından kendi dokusuna uygun çözüm modellerini ve uzlaşı tecrübelerini de barındırmaktadır.
Peru’nun henüz iç barışı sağlamanın uzağında olması, belki de onun tarihsel seyri ve politik serüveniyle doğrudan bağlantılı. Halen derin sorunlarla boğuşan ve alternatif hareketlerin de ciddi bir çaba içerisinde olduğu bu özgün örneği anlamak ve tanımak için onun tarihsel ve politik öyküsüne bakmak gerekiyor. Bu konferans sırasında ki gözlemlerimizi ve aldığımız bilgileri harmanlayarak bu tecrübeye yakndan bakmak istiyoruz.
Peru coğrafi olarak Kolombiya, Ekvador, Brezilya, Boliviya, Şili ve Pasifik Okyanusunun ortasında bulunmaktadır. Peru’nun çok farklılık içeren tabiatı bir zamanlar antik İnka uygarlığının merkeziydi. Peru günümüzde 28 milyonun üzerindeki nüfusuyla tabiatına denk düşen tarzda çok kültürlü ve kimlikli. Fakat son 20 yıldır çok ciddi siyasal sorunlar yaşayan Peru’da, 1980 ile 2000 yılları arasında devlet güçlerinin sol görüşlü hareketlere karşı savaşı ile beraber yaklaşık 70 bin insan hayatını kaybetti. Bölge doğal afetlere özellikle deprem, sel, şiddetli kuraklık, toprak kayması ve orta düzeyde volkanik aktiviteye de açık. Ağustos 2007’de Peru’nun kıyı bölgelerini 8 şiddetinde bir deprem sarstı. 500 kişi hayatını kaybederken bin kişi yaralandı ve 100 bin kadar kişi de evsiz kaldı. Bunun yanı sıra bilindiği gibi Peru, Ekvador ve Kolombiya’nın Amazon bölgeleri petrol ve maden şirketlerince adeta işgal edilmiş ve bu da son yıllarda tekrardan şiddet kullanımı ve çevrenin yıkımının da çok hızlı bir tırmanışı beraberinde getirmiştir.
Tarihçesi: 1532-1980
Atahualpa’nın zaferinden kısa bir süre sonra İspanyol fetihçi Francisco Pizarro ile 1532’de karşı karşıya gelir. İmparatorluk 1532-33 yıllarında Francisco Pizarro öncülüğünde ki İspanyol istilacılar tarafından fethedilir. Atahualpa aslında gelen 200 kişilik fetihçi gücü çok fazla önemsemez. Korkudan çok merakla yaklaşır fakat silahsız diplomatik görüşme olarak düşündüğü toplantıda işgalcilerin saldırısına uğramak onu şaşırtır. İnka birlikleri liderlerinin yakalanıp öldürülmesini kendi kaderleri olarak kabul eder ve savaşmaz. Fakat bir grup sürgünde İnka İmparatorluğu kurmak üzere iç bölgelere geri çekilir. 40 yıl boyunca İspanyol işgalcilerine karşı savaşırlar, fakat 1572’de direnen grubun lideri olan Tupac Amaru yakalanır ve infaz edilir.
Ülke her açıdan adeta ikiye bölünmüş gibidir. Bu 1780’de yerel halkın en büyük ayaklanmasından birini ortaya çıkarır. Yerel öncülerden olan José Gabriel Con Dorcanqui son İnka hükümdarlarından olan Tupac Amaru’nun ismini alır ve İspanyolların gitmelerini ve bağımsız bir İnka İmparatorluğunun kurulması çağrısını yapar. Kısa süre içinde ciddi kazanımlar ve destek bulur. İspanyolları neredeyse kovacak durumdayken altı ay sonra yakalanır ve infaz edilir. II. Tupac Amaru isyanı Andean’da ki sosyal ilişkileri geri dönülemez bir biçimde değiştirir. Bu direniş zaman içerisinde Peru’yu 1824 yılında bağımsızlığa götürür. Peru İspanya’dan bağımsızlığını elde eden son kolonidir.
Sınır anlaşmazlıkları ve savaş
Ocak 1839’da Peru-Bolivya konfederasyon fesih edilir. Mareşal’ın otoriter bir yönetim tarzı vardır. 1839 Ağustos’un da General Gamarra Peru Cumhurbaşkanı olduğunda konfederasyonu resmi olarak fesih eder ve Kuzey-Güney Peru cumhuriyetlerini birleştirerek Bolivya’dan ayrı bir cumhuriyet olarak ilan eder. Santa Cruz ise sürgüne ilk önce Ekvador’a daha sonra Şili’ye ve en sonunda ise öldüğü Avrupa’ya gider.
1849 ve 1874 yılları arasında 80 bin ile 100 bine yakın Çinli işçi Peru’ya düşük ücretli işlerde çalışmak için gelir.
1864 ile 1866 yılları arasında Kraliçe İsabell II öncülüğünde ki İspanya Güney Amerika üzerinde kaybettiği etkiyi yeniden yakalamak için Şili, Bolivya ve Ekvador ile de savaşlara girer. 1866 yılında ise Peru ve İspanya arasında çıkan savaş İspanya’nın Güney Amerika’da ki etkisini tümüyle siler.
Bağımsızlık sonrasında komşu ülkelerle aralıklı olarak sınır konusunda anlaşmazlıklarla beraber 1879 ile 1883 yılları arasında Pasifik Savaşı olarak adlandırılan savaşa girilmiştir. Şili hem Peru hem de Bolivya ile savaşa girer. Bu savaştan güneyde ki topraklarını Şili’ye kaybetmiş halde çıkar. Bu savaş aynı zamanda yerli köylülerin Şili ve işbirlikçi toprak sahiplerine karşı bir gerilla hareketini de ortaya çıkarmıştır. Savaş sonrasında silahlanan köylüler devlet güçlerince tekrar silahsızlandırılmış ve yenilgiden sorumlu tutulmuşlardır.
1941 yılında ise Ekvador ile sınır anlaşmazlığı yüzünden kısa bir savaş yaşanır. Bu savaş sonunda 1942 yılında Rio Protokolu çerçevesinde tartışmalı yerleri Peru’ya devreder.
Yukarıda çok kaba hatlarıyla vermeye çalıştığımız Peru’nun resmi tarihiydi. Peru’nun daha yakın tarihini anlayabilmek için belki de aynı zaman dilimi içinde bu topraklarda yaşayan halkların durumunu anlamak önem arz edecektir. Peru’nun daha yakın tarihi yani 1948 sonrası tarihi ise askeri darbeler ve diktatoryal rejimler ile ona karşı mücadele tarihidir.
Yerli halk köleleşmeyi kabul etmedi
İspanya’nın işgali sırasında Amazon havzasında yaşayan yerli halk daha çok yarı göçebe kabileler halindedir. Geçimlerini avcılık, balık tutma, toplayıcılık ve göçebe tarımcılık ile sağmaktadırlar. And dağlarında ve onun batısında yaşayanlar İnka hakimiyeti altında yaşıyorlardı. İnka uygarlığı birçok şehir, önemli tapınak ve anıtlarıyla bilinir. 1500 öncesinde var olan yaklaşık 2000 farklı halk ve kabile İspanyol fethinin bir sonucu olarak ortadan kalktı. Bunun en önemli nedenlerinden biri uygulanan şiddet ve suçiçeği virüsüdür. 1520 ile 1571 yılları arasında yerli nüfus 58:1 oranında azalmaya maruz kaldı. Sonrasında daha fazla insan fetihçilerin savaşlarında öldürüldüler, topraklarından kovuldular ya da zoraki çalıştırılma esnasında katledildiler.
Bölgede yaşayan yerli halkın çoğunluğu köleleştirilmeyi kabule etmedi ve sarp kırsal alanlara geri çekildiler. Yakalandıklarında ise intihar etmeyi tercih ettiler. Oldukça acı ve trajik olduğu kadar köleleştirilmemek için verilen onurlu direnişin de sembolik ifadesidir bu durum. Geriye kalanların birçoğu da mestizo denilen (karışık ırk) genel Peru toplumuna entegre edilmeye çalışılır. Buna rağmen Urarina, Matsés Matis ve Korubo gibi halklar hala onları Hispanik Peru toplumundan ayırt eden kültürel kimliklerini ve yaşam alışkanlıklarını korumaktadır.
Yerli halkların nereden geldiği konusu hala çok fazla üzerinde bir anlaşmaya varılmış bir konu değil. Antropolojik ve genetik kanıtlara göre yerli hakların birçoğu göçmenlerin Kuzey Asya Siberya’dan üç dalga halinde Bering Boğazı üzeri Kuzey Amerika’ya girdiği yönündedir. Birinci dalga son buzul çağının sonunda yani milattan önce 9000 civarında. Bunların yaklaşık milattan önce 6000 civarında Peru’ya, büyük ihtimalle Amazon nehrinin kuzeybatısından ulaştığı düşünülüyor. İkinci ve üçüncü dalga göçmenlerin ise Athabaskan ve İnuit halklarından olduğu ve sırasıyla ABD’nin güneyi ile Kanada’yı geçmedikleri düşünülüyor.
Kolombiya öncesi dönemde şu an Peru olarak bilinen topraklarda üç ana dil gurubu yaşamaktaydı; Quechua, Jivaro ve Pano. Bunların hem farklı kurumsal yapıları hem de farklı dil ve kültürleri bulunmakta. Peru’nun genel nüfusu yaklaşık 30 milyon olmakla beraber bunun yüzde 45’i yerli haklardan oluşmaktadır. Bazı tahminlere göre bunun yüzde 97.8’ı Andean ve geri kalanının ise Amazon olduğunu dile getirmekte. Amazon bölgesinde 16 farklı dil ve 65’den fazla etnik grubun varlığından bahsedilmekte. Brezilya ve Yeni Gine’den sonra dünyada hiç ilişkiye geçilmemiş kabilelerin varlığı sırasında Peru üçüncü sırada yer almaktadır.
20. yüzyıla gelindiğinde İnka imparatorluğunun yarattığı harikaların sahipleri olan Andean yerli halkı bazılarınca tabir edilen ‘Dördüncü Dünya’ fakirliğine indirgenmiştir.
Peru’nun sosyo-ekonomik karakterini belirleyen ise İspanyol kökenli aristokrat oligarşinin uzun vadeli hakimiyetidir. Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında kitlesel siyasal parti politikasının gelişmesine kadar ülkenin büyük çoğunluğu özellikle de yerli halkı siyasal olarak dıştalanmakta ve ekonomik marjinalleştirmeye maruz bırakılmaktaydı. Bunda yürütülen devrimci mücadelelerin direk ya da dolaylı payı büyüktür.
Gel-gitli siyasal yaşam
20. yüzyılın ilk yarısında Peru birbirini izleyen kısa demokratik hükumetler ama ağırlıkta da askeri diktatör rejimler tarafından ağır ve çoğunlukla acımasız baskılara maruz kalarak şekillenmiştir.
1960’lı yıllarda tüm Latin Amerika’da olduğu gibi Peru’da da radikal solun devrimci liderleri gerilla savaşı yürüterek Peru’da iktidarı ele geçirmek istediler. 1962’de MIR (Devrimci Sol Hareket) bir ayaklanma başlattı fakat bu ayaklanma 1965 yılında bastırıldı. Fakat bu yaşanan iç sorunları ortadan kaldırmak yerine daha da hızlandırır. Mücadele 1980’lerin başında doruk noktasına Mao’dan esinlenen gerilla hareketi – Aydınlık Yolu – ve Tupac Amaru Devrimci Hareketi (MRTA) ile ulaşır. Ortaya çıkan siyasal şiddet ise genelde yerleşik ekonomik eşitsizlik ve en hafif deyimle antidemokratik siyasi geleneklerin bir ürünüdür.
Peru’nun kısa bir tarihine bakış bize şunu çok net gösterecektir: Peru’nun doğuşundan bugüne ordunun belirgin bir rolü vardır. Askeri darbeler sivil anayasal hükumetleri birçok defa sekteye uğratmış, halk çok ağır ve vahşi baskının yanı sıra korkunç bir fakirlikle mücadele etmek durumunda kalmıştır.
1945 yılında merkez-solu temsil eden APRA (Amerikan Devrimci Halk İttifakı) seçimler sonrası sivil hükümet olarak iktidara geçer. Fakat 1946’da General Manuel Odria darbe sonrası askeri hükümet ilan eder.
Yaklaşık on beş yıl sonra yani 1963 yılında Peru sivil idareye merkezci Fernando Belaunde Terry Cumhurbaşkanlığında geri döner. Fakat çok geçmeden 1968 yılında General Juan Velasco Alvarado öncülüğünde bir askeri darbe gerçekleşir. Bu askeri darbe ancak başka bir askeri darbe ile ‘aşılır’. 1975 yılında Velasco General Morales Bermudez tarafından gerçekleştirilen askeri darbe sonrasında yerinden edilir. Peru’lular 1980 yılına kadar Fernando Belaunde’nin cumhurbaşkanlığına yeniden seçilmesi ile beraber ancak sivil yönetime tekrar geri döner. Aynı yıl Aydınlık Yolu ya da Sendero Luminoso gerillaları silahlı mücadeleye başlar. DEVAM EDECEK
HAVİN GÜNEŞER