Kobanê direnişini bastıramayan ve orada bozguna uğrayan AKP çetesi savaşı yaygınlaştırdı. Çözüm sürecine son vererek Kuzey Kürdistan'da saldırıya geçti. 7 Haziran seçimlerinde yenilgiye uğrayınca da açık bir savaşa dönüştürdü.

AKP çetesi çıkardığı İç Güvenlik Paketi ile devleti yeniden düzenlemiş ve iç savaşa hazır hale getirmişti. Bu yasa çıktığı ve uygulandığı andan itibaren memleketin hiçbir köşesinde sivil halkın güvenliği kalmamıştır. Amed, Suruç, Ankara derken her yerde toplu katliamlar ve seri cinayetler başlamıştır. Seçimlerde halkın ortaya koyduğu irade gasp edilmiş, halka kayıtsız şartsız teslimiyet ve kölelik dayatılmıştır. Halk bunları reddedip direnince de imha savaşı başlatılmıştır.

Hiçbir devlet kendi toprağını bombalamaz.

Hiçbir devlet kendi sivil vatandaşlarına katliam yapmaz.

Hiçbir devlet kendi şehirlerini kuşatıp kendi vatandaşlarını aylarca aç susuz bırakmaz. Yaralı insanlarını sokaklarda terk edip günlerce damla damla kanını dökerek öldürmez.

Devlet, bugüne kadar yaptıklarından çok daha kanlı katliamlara hazırlanmış görünüyor. Çünkü bölgeyi kendi toprağı olarak değil, düşman toprağı olarak ve halkı da düşman olarak görüyor.

Şimdiye kadar daha çok Erdoğan ve AKP çetesinin ayakta kalabilmek, dikta rejimlerini sürdürebilmek  için katliam yaptığı söyleniyordu. Oysa gerçek daha da derindir. Devlet bütün yapısı ve güçleriyle Kürt halkına karşı saldırıya geçmiştir. Erdoğan ve AKP olsa olsa bu saldırının koçbaşıdır. Bu nedenledir ki, bu kanlı gidişata dur diyecek bir muhalefet partisi yoktur ortada. Hepsi de kritik noktalarda Erdoağan'ın arkasındadır. Bahçeli'den Perinçek'e kadar ''geniş ve kutsal'' bir savaş cephesi kurulmuştur. Artık tek adam ve tek parti diktası egemendir.

Ankara'da meclis, hükümet var mıdır? Varsa işlevi nedir? Memlekette kan gövdeyi götürürken bu kurumlar tatile mi girmiştir?

Ama Ankara'da Erdoğan ve Muhtarlar Konseyi düzenli olarak çalışmaktadır. Devletin politikasına dair her şeyi oradan öğrenebilirsiniz.

Savaş bölgesinde ise ''Esedullah timleri'' cirit atmaktadır. Kime bağlı olduğu ve hukuk içindeki yeri belli olmayan bu timler sivil halka karşı her türlü saldırıyı yapmaktadır.

Hukuk dışı sokağa çıkma yasakları sürmektedir. Halk bir yandan açlık, susuzluk, soğuk, ilaçsızlık ve bir yandan da kurşun, bomba ve top atışlarıyla mücadele etmektedir. Sokağa çıkmayanlar da evinde öldürülmektedir. Halk cenazeleriyle günlerce aynı evde kalmak zorundadır. Çünkü defnetmelerine de izin verilmemektedir.

Devlet yeni bir özel savaş yapılanmasına geçmiştir. Geleneksel devlet yapısı olan valilik, kaymakamlık, savcılık vb. artık göstermelik yapılardır. Gene resmi yapıya bağlı olan polis ve jandarma da göstermelik hale gelmiştir. Onlar çatışmalardan sonra boş kovanları toplama ve rapor yazma işini bile yapamaz haldedirler. Zaten özel savaş diktasının bunlara ihtiyacı da yoktur.

Devlet ne kendi iç hukukuna ne de savaş hukukuna uymaktadır.

Cenazeye saygı tarihin her döneminde, her hukukta şarttır. En kanlı savaşlarda bile esirlere dokunulmaz, cenazeye saygı gösterilir ve ilk fırsatta taraflar cenazeleri iade ederler.

AKP çetesinin elebaşılığını yaptığı savaş çetesi hiçbir kurala uymamaktadır. Bütün kuralları çiğnemektedir.

AKP çetesi, sorunu bir iç sorun olarak ele alıp diyalog ve görüşmelerle çözüm yerine savaşı tercih etmiştir. Ama savaş kurallarına da uymamaktadır.

AKP çetesi sivil halka karşı kanlı saldırılarına devam ettikçe hem halkın direnişi yükselecek hem de uluslararası tepkiler de artacaktır.

Herkes "90'lara mı dönüyoruz" diye endişe ederken, AKP çetesi çok daha gerilere gitmektedir. Artık ancak 1925 sonrasıyla, 1930'larla kıyaslanacak bir devlet kafası ve zulmü söz konusudur.

Ama arada önemli iki fark var:

Ne halk 1930'ların halkıdır, ne de dünya 1930'ların dünyasıdır.

Bütün kirli bezirganlıklarına rağmen, günümüz dünyasında yeni Hitler taslaklarına yer yoktur.

Erdoğan ve AKP çetesi akademisyenleri susturmak yerine,  söylediklerine kulak verirse kendileri için de bir kurtuluş yolu açılabilir.