Birkaç gün önce KDP yetkilileri KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan’ın Med Nuçe kanalındaki değerlendirmelerine karşı iç savaş tehdidinde bulunmuştur. Bu açıklamaları dinleyen biri “Acaba PKK ile KDP arasında nerede şiddetli bir çatışma oldu” diye düşünmüştür. Çünkü birden bire bu kadar sert, rijit bir açıklama başka bir şeyi akla getirmez. Bu açıklama neredeyse milyonlarca insanın öldüğü I. Dünya Savaşı’nın bir Sırp prensinin öldürülmesi gibi bir rol oynama olarak algılanmıştır. Bu kadar sert açıklama yapması, sanki KDP böyle bir açıklama için bahane arıyormuş, bunu da Med Nuçe’deki Politik Alan’da bulmuş gibi bir durum ortaya çıkarmıştır. 

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, Kürdistan’ın demokratik birliği için merkezi yönetim yerine, dünyada örnekleri olduğu gibi özyönetimlerden söz edince, bu, Kürdistan’da iç savaş çıkarmak olarak değerlendirilmiş! Bir iki yıl önce AKP hükümeti Türkiye’de kitapları ve makaleleri darbe nedeni olarak görmüş ve dünyaya rezil olmuştu. Şimdi de KDP yönetimi demeç, açıklama ve yazı gibi araçlarla düşmanlık yapıldığını ve iç savaş çıkarılmak istendiğini iddia ediyor ve bunu ciddi ciddi gündemleştiriyor. İnsanın aklına iç savaşı çıkarmak isteyenler bahane mi arıyor sorusu geliyor. İç savaştan ulu orta söz etmek, hatta dil ucuna bile getirmek ağır ve acı bir durumdur. 

Bir hafta öncesine kadar ortada bir gerilim yokken, ulusal kongre çalışmaları sürerken ne oldu da şimdi iç savaş noktasına gelindi? Kim ne yaptı da iç savaş tehlikesi ortaya çıktı? Süleymaniye’de mi, Hewlêr’de mi ya da başka bir Kürt şehrinde mi bir iç savaş durumu var? Biz böyle bir şey olduğunu ne duyduk, ne de hissediyoruz. Ya da KDP peşmergeleri gerillaya mı, ya da gerilla peşmergeye mi saldırdı? Böyle bir şey de duyulmadı, sezilmedi. Bir eleştiri ve değerlendirmeyle iç savaş çıkarılmayacağına göre, hiçbir akıllı iç savaşı düşünmeyeceğine göre, bu iç savaş gündemi nereden çıktı? Gerçekten de bunun izaha ihtiyacı var. 


Êzîdîlerin öz yönetim talebi meşrudur 

KDP, özellikle Êzîdîlerin kendi meclislerini kurması ve özyönetim çabalarına büyük öfke duyuyor. Bırakalım bunun pratikleşmesini, bunun düşüncesini bile bölücülük olarak görüyor. Bölücülük kavramı, dünyada ulus-devlet zihniyeti olanlar tarafından dillendirilen bir kavramdır. Êzîdîlerin özyönetim istemi kadar meşru bir durum olamaz. Kürt Halk Önderi’nin paradigmasını benimseyen herkes Êzîdîler özyönetime sahip olsun der. Kürt Özgürlük Hareketi, özgür ve demokratik Kürdistan’da Dersim demokratik özerk olacak dedikten sonra Dersimliler ve Alevilerin Kürt Özgürlük Hareketi ile bütünleşmeleri daha fazla gelişti. CHP ya da başka siyasi çevrelerin Dersim’i Kürdistan’dan koparma çabaları boşa çıktı. Şengal’in demokratik özerkliği de bu sonucu yaratacakken “Kürdistan bölünüyor, bunu düşmanlar yapar” demek sadece ulus-devlet zihniyeti ve 20. yüzyılın soğuk savaş politikalarının söylemidir. 


Kalkan, Ezîdîlere yönelik açıklaması nedeniyle hedef alınıyor

KDP Polit Bürosunun açıklamaları gerçekten de siyasi düzeyden yoksun, sıradan bir siyasetçi ve muarızın değerlendirmeleri gibidir. Sanki Duran Kalkan’ın Türk olduğunu yeni keşfetmişler! Bir Türk olarak kırk yıldan fazladır Kürtlerin Özgürlük Mücadelesi’ne büyük emek veren, Kürt Özgürlük Hareketi’nin ilk grubunda yer alan, 15 Ağustos atılımını gerçekleştiren yönetimin en aktif ve etkili üyesi olan, yedi yıl Almanya cezaevinde yatan, onlarca yıl da dağ taş demeden yaşamının her anını bu halkın mücadelesine veren ve gerilla içinde en fazla sevilen yöneticilerden olan bir devrimciye Türk olduğu için karalama yapmak hangi zihniyet ve kafanın ürünüdür? Kürtçe’yi yüzde yüz anlayan, gerillalarla diyalog kuran ama Kürtçe konuşmadığı, ideolojik ve siyasi değerlendirmelerini Kürtçe yapmadığı için bir devrimciyi eleştirmek nasıl bir siyasi zihniyet ve düzeydir? 

Önder Apo’nun Önderlik ettiği Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin ilk yoldaşları Kemal Pir ve Haki Karer’dir. PKK’nin mayasında bu iki büyük devrimcinin kişiliği vardır. Önder Apo bu iki büyük Karadenizli için “Benim gizli ruhum” demiştir. Diyarbakır zindanının büyük devrimcisi Kemal Pir’e bazı milliyetçi kafalar da ajan demişlerdi. Bu tür söylemlerde bulunanlar daha sonra ömürlerinin tümünü bu ağır töhmetin travmasıyla geçirmişlerdir.  

PKK’nin ilk grup aşamasında, partinin kuruluşunda, 15 Ağustos’un gerçekleşmesinde yer almış bir PKK yöneticisi hakkında ulu orta konuşmak ve değerlendirmeler yapmak hangi siyasi ahlaka sığar? KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı için sürekli kara propaganda yapanlar, şimdi başka bir yöneticiyi hedeflemişlerdir. Yarın da başka bir yöneticiyi hedeflerler. Zaten bir parti içinde kişileri hedeflemek çok basit ve ucuz yaklaşımlardır. KDP’nin Polit Bürosu Sözcüsü bilmeli ki, bir Türk olması, kırk yıldan fazla gece gündüz, soğuk sıcak demeden kendisi için bir saniye yaşamadan çalışan Duran Kalkan’ın eleştirilecek değil, takdir edilecek yanıdır. Zaten bu takdir Kürt halkı tarafından, PKK’liler ve gerillalar tarafından edilmektedir. Bu nedenle KDP Polit Bürosu’nun söyledikleri, düzeysiz bir açıklamadan öte bir anlam taşımamaktadır. 

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, aynı zamanda PKK Sekreteryasıdır. KDP, bilinçli olarak Duran Kalkan için kuşku uyandırmaya çalışmaktadır. Halbuki 1982 yılında Lolan’dan bu yana KDP’lilerin en fazla tanıdığı PKK’lidir. Bugünkü KDP yöneticileriyle yan yana kamplarda kalmışlardır. KDP’lilerin hiç değilse ömürlerini derviş gibi geçirenlere biraz saygı duymaları gerekir. 

Duran Kalkan, Êzîdîler açısından, Şengal açısından bir hakikati ifade edince böyle mi tepki gösterilir? Eğer KDP’nin IŞİD saldırılarındaki tutumunu PKK gösterseydi KDP gece gündüz PKK’nin kaçışından söz ederdi. PKK, toplumsal ahlakta var olan bir ayıbı sürekli yüze vurmama gibi bir tutum göstermesine rağmen, KDP’nin bir KCK Yürütme Konseyi üyesinin Kürt demokrasisi içinde Şengal’in özyönetiminden söz etmesine ‘’düşmanlık’’, ‘’bölücülük’’ ve ‘’ihanet’’ demesi gerçekten de yavuz hırsızlıktır. O zaman sorarlar; IŞİD karşısında mazlum Êzîdî halkını bile bile soykırım altında bırakmak nedir? Bu pratik ihanet olmuyor, ama Êzîdîlere karşı yaklaşımda demokrasi eksikliğinden söz edilmesi mi ihanet oluyor? Bu kadar ölçüsüzlük olabilir mi? 


Bu gerginlik neden yaratıldı?

Bir merkezden yönetim yerine, yerellerin farklılığına dayalı özyönetimler, özerklikler istemek ihanet ve düşmanlık değil, demokrasinin gereğidir. Sadece tüm yetkileri kendinde toplayanlar için bu istekler ihanet ve düşmanlık olarak görülebilir. Zaten demokrasi isteyenler merkezi ve otoriter güçler tarafından hep böyle görülmüşlerdir. Kuşkusuz otoriter zihniyet ile demokratik zihniyetin olaylara bakışı, okumaları ve değerlendirmeleri farklıdır. Örneğin Türkiye’de Kürtler özgürlük istediğinde, Türkiye’deki partiler bunu ihanet ve Türkiye’yi bölme olarak değerlendirmektedirler. Hala bu zihniyet değişmemiştir. 

Son zamanlarda Türkiye’de AKP’liler ve Başbakan Davutoğlu HDP ve Selahattin Demirtaş’ı hainlikle suçluyor. Hainlik ucuz bir suçlama haline gelmiş. AKP hükümeti baskı yapmayı amaçladığından, HDP’ye barajı aştırmak istemediğinden yapacağı baskıları meşrulaştırmak için HDP’ye ‘’hain’’ diyor. Buna bakınca acaba KDP de “hain” ve “düşman” kavramlarını bu kadar ucuz kullanarak PKK’ye saldırmayı meşrulaştırma çalışması mı yapıyor sorusu akla geliyor. 

Gerçekten de ortada büyük bir sorun var; KDP neden bu kadar gergin bir ortam yarattı? Kolay kullanılmayacak iç savaştan söz etti? Şuursuz bir tepki mi gösterildi, yoksa bir planın parçası olarak mı böyle rijit açıklamalar yapıldı, bunu zaman gösterecek.

Herhalde KDP’nin bu gerilimi yaratan açıklamasından sonra Kürt halkı da “Ne oluyor” sorusunu sormaya başlamıştır. Ortada ne bir iç savaş durumu, ne de bunu söylettirecek bir gerilim vardır. Ancak yine de Kürt halkı, demokrasi güçleri duyarlı olmalıdır. Bizim anlamadığımız, bilmediğimiz, hissetmediğimiz hesaplar var ve gerilim bunun için yaratılıyorsa, Kürt halkı ve kamuoyu duyarlı olmalı ve iç savaşa bahane arayanlara fırsat vermemelidir. 

Son söz olarak; KDP ya da başka hiçbir Kürt siyasi partisi, siyasi hareketlerin yetkililerine yönelik bireysel saldırı ve yıpratma geleneği başlatmamalıdır. Bu tür yaklaşımlar siyasi nezakete de yakışmaz. Türk devleti her gün Kürt hareketi içinde şu ya da bu bireyi hedef alan psikolojik savaş yürütürken, hiç değilse Kürt siyasi partileri bu yola başvurmamalıdır. Böyle bir tehlikeli kapıyı açmak hiç kimseye yarar getirmez. Çünkü bu tür yöntemler bumerang gibidir.