Bir fert, bir toplum, bir örgüt, bir devlet kendi içinde demokrat olamıyorsa onun dış dünyada da yeri yoktur.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana hep demokrasi özürlü olarak yaşadı. Bu nedenlede ne kendisi rahat edebildi, ne kendi vatandaşlarını rahat ettirebildi, ne de dış dünyada itibar sahibi olabildi.
1915 Ermeni jenosidi, Kürtlerin ulusal demokratik hakları, Alevi sorunu vs. hep onun sırtında bir kambur boynunda değirmen taşı olarak asılı kaldı.
Türkiye Cumhuriyeti kendi iç sorunlarını çözemediği için dışarıda da komşuları ile sorunlar yaşamaktan kurtulamadı. Türkiye’nin komşuları ile ilgili çelişkilerinin temelini hep içeride yaşadığı sorunları çözememesi oldu.
Ermenistan ile bir asırdan bu yana sorunludur. 1915 katliamını yüreklice kabullenip özür dilemediği için halen bu ülke ile sorunludur. Kafkasya’da yeniden alevlenen Karabağ sorunu nedeni ile Ermeni-Azerbaycan sorununa da balıklama atlayacak. Yirmi iki yıldan beridir devam eden Karabağ sorunu (ki 1917’den beri devam ediyor, ancak Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgali yirmi iki yılını doldurdu) Türkiye’yi Kafkasya’da da zorlayacak.
Kürtlerin ulusal demokratik haklarının tanınmaması, sorunun barışçıl, demokratik yollarla çözülmemesi hem can, hem mal kaybına, hemde dış dünyada itibarının zedelenmesine neden oluyor. Aynı zamanda Suriye ve Irak ve İran ile yaşanan sorunların temelinde de yine Kürtlerin ulusal demokratik haklarına saygılı olmama var. Türkiye Cumhuriyeti kendi Kürt vatandaşlarının ulusal demokratik haklarını tanıyacak kadar cesur ve toleranslı olabilse idi bugün ne komşuları ile sorunlar yaşar. Ne de Ortadoğu girdabında debelenip dururdu.
Kendi içerisinde demokrat olamayanların dış dünyada da itibar kaybı hızlı olur. Dünya küçülmüştür. İletişim devrimi dünyanın herhangi bir yerinde cereyan eden olayların anında dış dünyaya yansımasına neden oluyor. Kürtlerin haklarını tanınmaması kendi vatandaşlarınında düşünce özgürlüğünün tanınmamasını getiriyor. Kürt sorunu olmasa idi TC’nin G.Batı Kürdistan’da Kürtlerin statü kazanmasına bu kadar karşı olmayacak IŞİD gibi çağdışı örgütlerle vekalet savaşı yürütmeyecek, MİT TIRları gündeme gelmeyecekti. MİT TIRlarını haber konusu yapan gazeteciler tutuklanmayacak, Erdoğan batıdan ve Obamadan zılgıt yemeyecekti.
Kürt sorunu olmasa idi Suriye sorununun içine balıklama girilmeyecek üç milyon mülteci Türkiye’ye gelmeyecek, Erdoğan mülteci sorununu Avrupa’nın kellesinde demoklesin kılıcı gibi salamayacak, kliplere gazete ve derilerin kapak konusu olmayacak, kendisini hiciv eden karikatürler yayınlanmayacak, batılı diplomatlarla kavga edilmeyecek velhasılı dış dünyada itibar kaybına uğramayacaktı.
Kürt sorunun ateştir. Bu ateş demokratik yollardan söndürülüp Kürtlerin ulusal demokratik hakları tanınmayıncaya kadar tüm sömürgeci sitemlerin ellerini yakmaya devam edecektir.
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* 5 Nisan 1991’de BM Güvenlik Konseyi 688 sayılı kararla Kürdistan’ın güneyini koruma altına aldı.
* 6 Nisan 1991’de Saddam’ın kimyasal silah kullanacağı endişesi ile 500.000 Kürt, Kürdistan’ın kuzeyinde sınırlara dayandı.
* 8 Nisan 1987’de PKK MK Üyesi Mehmet Sevgat, Herekol dağlarında girdiği silahlı çatışmada yaşamını yitirdi. Cenazesi Siirt’te Newala Kasaba’ya atıldı.
* 9 Nisan 1914’te Bitlis Kürt Milli Hareketinin öncülerinden Mellê Selim Efendi Bitlis’te idam edildi.
* 10 Nisan 1930’da İngiliz mandasındaki Irak’ta Kürtçe Güney Kürdistan’da resmi dil olarak kabul edildi.
* 10 Nisan 1991’de Güney Kürdistanlı Kürtler BM’nin 688 sayılı kararı gereğince ülkelerine geri döndüler.
* 10 Nisan 1992’de ilk Kürt mizah dergisi TEWLO İstanbul’da S.Bucak’ın sahipliği, Tarık Tolunay’ın Genel Yayın Yönetmenliği ile İstanbul’da yayınlanmaya başlandı.