ABD yönetimi emperyalist-kapitalist hiyerarşideki liderlik pozisyonunu koruyabilmek için dünya genelinde gemi azıya aldı. Google’ın Huawei’yle “kamuoyuna açık olmayan” donanım, yazılım ve teknik hizmetlerle bağlantılı tüm iş ilişkilerini askıya alması bunun yakın zamandaki sonuçlarından biri oldu. Çin-Huawei belki şantaja boyun eğerek belki kendisi bir yol bularak kapitalizmin mantığı dahilindeki bu rekabeti sürdürecektir. Asıl burada dikkate edilmesi gereken şey, bunun postmodern karakterli 3. paylaşım savaşının bir “cephesi” olan ABD-Çin arasındaki çatışmanın uzlaşmadan çok derinleşerek daha uzun zaman devam edeceğinin bir kez daha altının çizilmesi olarak görülmesi gerektiği.

Çin-ABD çatışması burada da kalmıyor. Geçtiğimiz hafta ABD’nin savunma sırlarını Çin’e vermekle suçlanan eski CIA ajanı Kevin Mallory 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Buna benzer başka davaların da olduğu biliniyor. Mesela geçen ay da, ABD’li diplomat Candice Claiborne, yüklü miktarda para karşılığında ABD istihbarat bilgilerini Çin’e sızdırdığını kabul etmişti. Rusya’ya karşı da benzer operasyonlar var. Bu olaylar tabii ki birçok şeyin yanı sıra aslında devletlerin ahlakının köhnemişliğini ve her şeyin “para”ya endekslendiği bir dünyanın kurbanı olduğumuzu bir kere daha sergiliyor.

Savaş suçlularını (Teğmen Michael Behenna) affeden bir yönetimin başka ülkelerde savaş çıkarmak konusunda elini korkak alıştıracağını sanırım siz de düşünmemişsinizdir. Bu doğrultuda ABD; bir yolunu bulup Venezuela’yı ateşlemekte ısrarlı. Bunun yollarını aramayı sürdürüyor. Kolombiya’da da benzer bir arayış var. Artık “öldüren barış” diye adlandırılmayı hakeden FARC’la imzalanan barış anlaşması olduğu kadarıyla da ABD ve onun buradaki ortağı narco-terör devletinin tahammül sınırlarının haricinde. Nitekim Kolombiya’da orduya dönük yeni bir emir yayınlandığı, bu kapsamda çatışmalar sırasında “sivillerin korunması” gibi prensiplerden çok “sonuç alıcı” olmanın hedeflendiği uluslararası basında yer alan haberler arasında. Tercümesi bugüne kadar olanlar yetmiyor muşçasına yeni toplu katliamlara devlet eliyle imza atılacak. Bütün bu meselenin ABD’nin doğrudan gözetim ve denetimleri dahilinde olduğuna emin olabilirsiniz.

Böyle bir pervasızlığın İran ya da dünyanın herhangi bir yerinde iş kan dökmeye (ve buna bölgede hevesli ve fiili durumlar yaratmakta yetenekli ortakları olduğunda) tereddüt edeceğini düşünmek için sanıyorum “saf” olmak gerekir. Venezuela ve İran meselesinde ara buluculuk, diyalog türünden AB eksenli atılan adımlar nedeniyle en azından sorunların küçük de olsa barışçıl yollarla çözülme- ötelenme olanağı olabilir. Burada AB bu gelişmelerden hoşnut olmayan ABD karşısında büyük bir sınavda. Bu uzlaştırma girişimlerinin geleceği birazda bu Pazar bitecek olan AP seçimlerinin sonuçlarına bağlı olacak. Trump’ın ideoloğu Steve Bannon’un Avrupa’daki neofaşist harekete verdiği destek hesaba katılırsa “uzlaştırma politikaları”ndan sonuç almak AB’nin geleceği açısından da belirleyici önemde olacak. Kolombiya’da “barış”ı kurtarmaya çalışan BM açısından da ciddi bir inandırıcılık sınavı ortada duruyor. Eğer başarılı olamazlarsa bundan sonra dünyanın herhangi bir yerinde kimseye kolay kolay “gelin sizi barıştıralım” diyemeyecekleri gibi söyleseler bile inanı bir daha zor bulurlar.

Yukarıda yazdıklarım elbette ABD’nin karşısındakileri “iyi”liğini kanıtlamaz ama en azından ABD’nin içinde bulunduğumuz savaştan her ne pahasına olursa olsun galip ayrılmak istediğini gösterir. Türkiye’de hakim olan dikta da öyle. Geçtiğimiz Nisan ayında, iki Birleşik Arap Emirlikleri ajanının yakalandığı iddia edilmişti. Sonra bunlardan Filistinli Zaki Mubarak’ın intihar ettiği söylendi. Cesedi teslim alan aile ağabeylerinin bütün iç organlarının çıkarıldığını söylüyor. Elbette böyle şeyleri daha önce de gördük. Fakat Cemal Kaşıkçı cinayeti için haklı olarak bağırıp çağıranların bunun karşısında niye sesi hiç çıkmadı? Yoksa hepimiz içi boşaltılmış birer ceset gibi yaşamaya, bu savaşları, vahşetleri izlemeye razı mıydık? En azından insanlığın bir kısmının savaşları “fırsat” gibi görmediğinin, bütünüyle umudun karartılamayacağını ve başkalarının halinin, yaptıklarının, geri durmanın bahanesi olmayacağını biliyoruz…