Erdoğan, bir kez daha Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan şahsında idam cezasının geri getirilebileceğini giderek kimseyi şaşırtmayan seviyesiyle dile getirdi. Şüphesiz bu bir ilk değil. Erdoğan artık, her daim elde ip dolaşan bir figür çizmeye başlıyor.
Erdoğan’ın bu söylemi sonrasında pek çok kesimden ‘rahatlatıcı’ yorumlar da geldi. Hukuki olduğu kadar politik zorlukları da ortaya konuldu. Söylenenlerin çoğu doğru ama sorun, hukuki açıdan idam cezası tekrar yasallaşsa bile, Öcalan’a uygulanamayacağı yani geçmişe yürümeyeceği meselesi değil. Ya da Kürt halkının gücü dikkate alındığında 99’da idam cezasını uygulamayan devletin, bugün buna yeltenmesinin çok daha zor olduğu da bir gerçektir.
Ama böyleyse eğer, Erdoğan neyin peşindedir? Milliyetçi muhafazakar kamuoyunun duygularına atıf yaparak oy hesabı mı yapmaktadır? Bunun bir payı var elbette. Ama mesele bu kadar basit mi?
Erdoğan’ın politik söylemi ve icraatı günümüze gelene kadar adım adım daha tekçi, faşizan bir çizgiye evrildi. Doğası gereği bu gidişatın bir durağı veya sınırı da bulunmuyor. Erdoğan ve siyasal İslamın politik entelektüel gücü, devlete mutlak anlamda sahip olmayı, bu olmadan da can ve mal güvenliklerinin kalıcı sağlanamayacağını düşünmektedirler. Kürt devriminin iyice hırpalayıp zayıflattığı geleneksel devlet güçlerini epeyce sindirmelerine rağmen, henüz tümden güçten düşüremedikleri ve kalıcı bir hakimiyeti kuramadıklarının bilincindedirler. Ordu ve diğer geleneksel güçlerin bu yaralı durumdan sıyrılıp güç kazanmaları halinde iki gücün iç savaşının Demokrat Parti döneminden çok daha kanlı yaşanacağının da farkındadırlar. 
İktidarı kaybetmenin, iktidarla birlikte uzun zamandır kavgasını verdikleri her şeyi yitirmenin korkusu (aynı zamanda can ve mal korkusu) Erdoğan ve bilumum iktidarcı islamcı güçlerde mevcut. Aralarındaki tüm ayrımlara ve çekişmelere rağmen bu güçleri bir arada tutan da rant paylaşımıyla birlikte bu korkudur. Halet-i ruhiyeleri bana İttihat ve Terakki’nin iktidarı devraldığı dönemi çağrıştırmaktadır. Yeni bir sistemin inşası üzerinden yaşadıkları korkudan kurtulmak ve kalıcı bir rahatlamaya kavuşmak istemektedirler. Bu nedenle mutlak iktidarı garanti edebilecek yeni bir sistem önünde duran tek güce, Kürt Özgürlük Mücadelesine Kemalistleri aşan bir öfkeyle yaklaşmaktadırlar. 
AKP zaten Kürt hareketini denetime alabileceği taahhüdüyle iktidar olma şansına kavuşmuştu. Bu sürecin uzaması onun sadece iktidarını değil fiziki güvenliğini de tehdit etmektedir. Kürt hareketini ezme veya denetime alma çabası, AKP açısından baştan beri aslında ‘olmak veya olmamak’ düzeyinde ana bir sorundu. AKP’nin tüm istikrarsızlığı, ‘Oslo ve idam’ arasında gidip gelişi bu hayatiyet nedeniyledir.
AKP kategorik olarak Kürt siyasi hareketine karşı dozu giderek artan bir şiddet ve tasfiye siyaseti izliyor. En zorlu süreçlerde dahi selefi olan partilerin/iktidarların göze alamayacağı işlere kalkışıyor. Her şiddet ve tasfiye pratiği yerini, dozu daha da artan yeni bir pratiğe bırakıyor. Hukuki ve politik koşulları ‘olgunlaşan’ her siyasi pratiği hayata geçirmeye çalışıyor. Her yeni pratik gündeme getirildiğinde buna karşı tavır alan kesimlerin sayısı da gücü de azalmış oluyor. Özcesi, ‘idam’ı bugün açısından reel kılacak koşullar görülmeyebilir. Ama AKP ve iktidarcı siyasal islamın ufku içinde ele alındığında, idamı reel kılabilecek koşulların yaratılma çabasının bir parçası olarak bu söylemin dile geldiğini görmek gerekiyor. Bu da, Türk sömürgeciliğinin güncel versiyonu olan mevcut iktidarın, Kürt politikası kapsamında idamı bir ‘opsiyon’ olarak ele aldığı anlamına geliyor. 
Erdoğan’ın ‘idam cezası’ konusunda söylediklerinde samimi olduğunu düşünüyorum. Hem Türk iktidar geleneğinin/kültürünün bir parçası olduğu için hem de mutlak iktidarı kendi varoluşunun temel garantisi olarak görmesinden dolayı, söylediklerinin taktik veya salt seçimlere yönelik olmadığı fikrindeyim.  
Asıl mesele, Erdoğan’ın ulaştığı yarı halifelik pozisyonunun hem yolunu döşeyen hem de bunu geçici bir sapma olarak gösteren, ‘demokrat-liberal yapısına’ geri döneceği beklentisini durmaksızın aşılayan yaklaşımlardadır. Sahte iyimserlik havarileri, AKP iktidarının yerleşmesine de otoriterleşmesine de hizmet ettiler.
Bir söylem olarak ‘idam’ şimdilik otoriter siyasetin inşasında harç olarak kullanılmaktadır. Ama söylemden eyleme geçişin sadece zaman ve fırsat sorunu olduğunu da asla akıldan çıkarmamak gerekiyor.