15 Temmuz darbe girişiminden sonra Tayyip Erdoğan tarafından gündeme getirilen diğer antidemokratik konulardan biri de idam olmaktadır. Erdoğan bu konuyu her defasında gündeme getirerek bir tazyik oluşturup toplumda bir algı yaratmak istedi. Uygun zaman ve zeminin oluştuğunu düşündüğünde de Başbakan'a “idamı gündeme getirin” talimatını verdi. Başbakan grup toplantısında MHP’nin de destek vereceğini söylediği idamla ilgili yasa tasarısını meclise taşıracaklarını açıkladı.  

Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca bu Meclisin almış olduğu belki de en demokratik karar, idamın kaldırılması olmuşken, şimdi ısrarla neden idamın geri getirilmesi isteniyor? Bu da nereden çıktı? Acaba AKP idamı geri getirerek gerçekten de Fethullahcıları mı cezalandırmak istiyor, yoksa bununla başka hesapları mı var? 

Tayyip Erdoğan’ın “Benim bilmem kaç şehidimin hesabını kim verecek” diyerek toplumda yaratmaya çalıştığı algı, idam geri gelirse Fethullahcılar cezalandırılacak biçimindedir. Ancak hukuk bilgisi birazcık bile olan biri, bu idamın geri getirilmek istenmesinin Fethullahcılarla hiç bir alakası olmadığını bilir. Çünkü kanunlarda geriye doğru gitme yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şeye rastlanmaz. Yani şimdi idama ilişkin yasalar çıkarılsa bile bu yasalar Fethullahcılar ve darbeciler için geçerli olmaz. Dolayısıyla Türkiye'de idam yasası çıkana kadar hangi ağır suç işlenmiş olursa olsun, idam cezası verilemez. Bu hukukta bir kuraldır.

İdamın geri getirilmesini istemenin Fethullahcıların yargılanması için olduğu gibi bir hava yaratmanın belki şöyle bir nedeni ve izahı olabilir; arttırılacak baskıları ve işlenecek suçları gerekçelendirecek meşruiyet zeminini yaratmak! 

Fethullah Gülen Amerika’da yaşıyor. Erdoğan da bas bas idam çıkaralım diye bağırıyor. Diyelim ki idam yasası çıkarıldı öyle bir ortamda Amerika Birleşik Devletleri Gülen’i Türkiye'ye verir mi? Tabii ki vermez, ama diyelim ki verdi, AKP Fethullah’ı asabilecek mi? Sonuçlarına katlanabilecek mi? Bunun olmayacağını Erdoğan da biliyor. Zaten yürüttüğü siyaset de asıl olarak bunun üzerinedir. Bir yandan ABD'nin Gülen’i teslim etmesinin önüne engeller çıkaracak, diğer yandan  “bana neden Gülen’i vermediniz diye kendince baskı yapacak, darbecileri destekliyorsunuz” demeye getirecek. Avrupa’ya hakeza öyle diyecek, Gülen’in Türkiye'ye iade edilmesi konusunda kendisine destek verilmediğini söyleyecek, onları suçlayacak, töhmet altında bırakacak, böylece başka alanlarda işleyeceği suçlara ses çıkarılmamasını isteyecek! Her şey bu kadar açık ve nettir. 

İdamın geri gelmesini istemesinin bir nedeni işleyeceği suçlara dış güçlerin bir tepki göstermesini engellemek olurken, asıl nedeni ise içeride onun dediklerine karşı çıkacak ve onu eleştirecek kesimlerin üzerine insanlık dışı her yol ve yöntemle amansızca gitmek ve onları susturmak olacak. Artık hiç kimse Erdoğan’dan farklı düşünememeli. Kendisinin söylediklerinden farklı bir şey söyleyememeli. Farklı düşünen, farklı bir şey söylemeye cüret eden olursa o, bölücüdür, vatan hainidir, suçludur yargı karşısına çıkarılır; hukuki süreç işler, bölücü ve vatan haini olan da yasalar neyi gerektiriyorsa ona göre davranılır, yani idam edilir demek istiyor. Böylece toplumu daha fazla sürdüğü yere giden, sorgulamayan, önüne konulanı kabul eden, kendisine biat eden bir duruma düşürecek. Erdoğan Türkiye toplumunu işte bu hale getirmek istemektedir. 

Peki kim Erdoğan’ın bu oyunlarına gelmez ve kim antidemokratik uygulamalara, baskıya, zulme karşı çıkacak? Ya da Erdoğan bu suçları kime karşı işleyecek? Tabii ki Kürtlere ve demokrasi güçlerine! Kesinlikle Tayyip Erdoğan’ın dış politikada saldırgan bir dil kullanması ve oluşturmaya çalıştığı baskının nedeni, Kürtlere ve demokrasi güçlerine yönelik daha fazla işlemeyi düşündüğü suçlara sessiz kalınmasını sağlamak içindir. İdamı, Kürt halkına ve demokrasi güçlerine yönelik bir tehdit aracı olarak kullanmak istiyor. İdamı yasalaştırarak “teröristsiniz, bölücüsünüz, ya Türklüğü kabul edeceksiniz ya da hepinizi öldüreceğim” diyor. 12 Eylül darbecileri Kürtler ve solcular için “sizi asmayalım da besleyelim mi” diyordu; Erdoğan da şimdi aynısını söylemek istiyor. 

Diğer yandan Kürt Halk Önderi’nin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallandıracakları bir argümanları olacak. Önder Apo, Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı üzerinde bu argümanla daha fazla baskı oluşturulabileceğini ve daha fazla şantaj yapma imkanı bulacağını, bu şantajla da Kürt Özgürlük Hareketi'ne boyun eğdirip dediğini kabul ettirebileceğini düşünmektedir. Tutar mı, tutmaz mı ayır konu, ama AKP'nin ve Erdoğan’ın böyle çirkin bir hesabı olduğu ortaya çıkmış bulunmaktadır.

İdam kesinlikle Kürtlere ve Kürt Özgürlük Hareketi'ne yönelik çıkartılmak isteniyor. Çünkü yok edilmesi gereken en temel güç olarak Kürtleri görmektedirler. MHP’nin idamın yasalaşmasını destekleyeceğini açıklaması bile bu tezi kanıtlamaya yeterlidir. 

Dolayısıyla Türkiye içinde oluşan tepkileri önlemek için Fethullahcılara yönelik çıkarılıyor algısının oluşturulması bir oyundur. İdama karşı çıkanlara darbecilere mi sahip çıkıyorsunuz diyerek susturmak içindir. Zaten “Fethullahcılar” gerekçe gösterilerek tonlarca iğrenç şey yaptı, yapıyor. Farklı ses çıkaran herkesi deyim yerindeyse fit ediyor. Hele söz konusu Kürtler oldu mu çıldırıyor; gözleri kızarıyor, kararıyor, kırmızı şal görmüş boğaya dönüyor. Elinden gelse lügatten Kürt ve Kürtçe gibi sözcükleri ve bu olguları anımsatan kelimeleri bile kaldıracak. 

Kimsin ki sen? Yapabileceğin her türlü kötülüğü zaten yapıyorsun, daha ne yapabilirsin ki! Farkında değilsen söyleyelim, kötünün en kötüsü haldesin. Cehennem zebanisi gibisin. Elinden geleni ardına koma! İdam yasalaştıracaksın belki, ama yasanın kimleri fit edeceği belli olmaz. Bakarsın bumerang gibi gelip sahibine çarpar ve onu götürür.

Burası Ortadoğu, burada her zaman fırtınalar kopar; rüzgarın ne zaman nereden esip kimi nereye götüreceği belli olmaz. Bu coğrafyada bin yıllardır böyle olmuştur. Türkiye de bu toprakların üvey de olsa bir evladı. Her şeyden en fazla etkilenecek ülke konumunda.  Her şey olabilir. Bundan birkaç yıl öncesine kadar Türkiye'de Kürt Özgürlük Hareketi ve demokrat kesimler dışında kim Fethullah Gülen ve güruhu hakkında olumsuz bir şeyler söylemeye cesaret edebilirdi ki? Fethullah Gülen ismi telaffuz edilirken bile şimşekler üzerine çekilmesin diye ya “efendi, hazretleri” nitelemeleri eklenirdi ya da yumuşak sözlerle Fethullah’a sempatiyle bakıldığı gösterilirdi. Türkiye'de Ekonomik imkanlardan faydalanmak isteyen, rant elde eden ve bulunduğu konumu koruyup ayakta kalmak isteyen herkes böyleydi. Cumhurbaşkanı da, başbakanı da, bakanı da, basıncısı da, iş dünyasından insanları da böyleydi. 

Şimdi içine düşülen hale bakın. Cüzamlı muamelesi görüyor, öyle yaklaşılıyor. İnsanlar Fethullah’a ne kadar karşı olduğunu ortaya koymak için onlardan söz ederken hakaret edici bir kavramla söze başlıyor. Fethullah’ın görüntüleri verilirken kareler özenle seçiliyor. Bu adam hasta, spastik, çılgınca davranışları var, öldü ölecek, illet biri gibi görünüyor havası yaratılıyor. Algı yaratma dünyası da böyle oluyor. 

Erdoğan da şimdi kendisini haşa Allah yerine koymuş, ol desem olacak, öl desem ölecek havalarında. Bir fiskelik ömrü olduğunun farkında bile değil.  Yarın ne olacağını kimse bilmez!