Dokuzuncu yılında İdlib’de kilitlenen Suriye İç Savaşı; Rusya’nın desteklediği Suriye yönetimi ile Türkiye’yi sıcak çatışmanın içine çekti. Suriye’de süren iç savaşın düğümü İdlib’de çözülecek. İdlib’i kontrol eden güçlerin yenilgisi, rejimin İdlib’de zafer kazanması anlamına gelecek ve bu dokuz yıldır süren yıkıcı iç savaşın da son bulduğu anlamına gelecek.

Soçi Mutabakatı ile sağlanan “ateşkes” neredeyse hiç uygulanmadı. “Gerilimi azaltma bölgesi” olarak ön görülen ve Soçi Mutabakatı ile Türkiye, Rusya ve İran tarafından oluşturulan “askeri gözlem” noktaları kendilerinden beklenen işlevi yerine getiremedi. Bu nedenle İdlib sürekli bir “çatışma” alanı olarak hep gündemde kaldı.

Türkiye’nin İdlib’deki “askeri varlığı ile desteklediği “muhalif” güçler, yeni bir mülteci göç dalgası ve Cenevre’de “masada” elini güçlendirme politikası, son çatışmayla yeni bir boyut kazandı. Kürtleri yurtlarından “süpürme” ve Suriye’de “olası” bir çözümde “statü” elde etmemeleri için her tavizi veren Türkiye, İdlib’e “kalkan” olmakta zorlanıyor. Suriye ve Rusya için İdlib’de “kontrolü” sağlamak ne kadar hayati ise Türkiye için İdlib’in “kaybedilmesi”, Suriye iç savaşının “tek kaybedeni” anlamına gelecektir. Bu nedenle gözü kara bir şekilde Suriye içlerinde, Suriye ordusuyla “doğrudan” çatışmayı göze alabiliyor.

Bu yeni gelişme Türkiye-Rusya ilişkilerinde “ciddi” bir gerilime yol açmış durumda. Rusya Dış İşleri Bakanı Lavrov yaptığı açıklama bu gerilimin kaynağını göstermesi açısından önemli. Lavrov “Türkiye’nin İdlib’e dair anlaşmanın temel yükümlülüklerini yerine getirmediğini” söyleyerek, Türkiye’yi Soçi Mutabakatına “uymaya” davet etti. İdlib’de sürekli olarak “ipe un seren” Türkiye, bu uyarıları almış olacak ki Rusya ile doğrudan bir “çatışma” içine girilmeyeceğini, muhataplarının “rejim” güçleri olduğunu açıklaması şimdilik ortaya çıkan gerilimi azaltabilir ancak İdlib’de yaklaşan sonu engellemeye yetmeyecektir.

Rusya ve Suriye, Soçi Mutabakatının gereğini yerine getirmeyen Türkiye’ye verdikleri mesaj çok açık: “Sen yapmıyorsan biz kendi göbeğimizi keseriz”. Yaşanan “çatışma” bir kaza ya da yanlış bir bilgilendirmenin sonucu değil. Soçi Mutabakatına ilişkin “tarafların” farklı yaklaşımları ve bir birine zıt beklentileridir. Bu durum kaçınılmaz olarak “tarafları” sıcak çatışmanın içine çekmekte ve gerilimin artmasına yol açmaktadır. Rusya ve Suriye stratejik önemi olan M4 ve M5 karayollarının kesiştiği kavşağı “denetim” altına almaya odaklanmış surumdalar. Bu kavşakta yer alan Sarakib kasabası, İdlib’e açılan “kapı” niteliğinde. Bu bölgenin kontrolü, İdlib’in alınmasını kolaylaştıracağı gibi, ülkeyi bir birin bağlayan stratejik karayollarının da “kontrolünü” Şam hükümeti ve Rusya’nın eline geçmesini sağlayacaktır. İdlib hava sahasının kontrolünün Rusya’da olduğunu da ekleyelim.

Türkiye-Suriye ordularının bu kaçınılmaz karşılaşması karşısında en ilgin gelişme ABD Dış İşleri Bakanı Mike Pompeo’nun yaptığı açıklama: "NATO müttefikimiz Türkiye’nin yanındayız’’. Pompeo devamla, "Türkiye'nin meşru müdafaa kapsamındaki haklı adımlarını destekliyoruz" mesajı ile “eski” müttefikini yeniden “kazanmak” için harekete geçtiği yorumlarının yapılmasına yol açtı. Türkiye’nin Rusya ile bir “kopuş” sürecine girmesi en çok ABD’yi sevindireceği muhakkak.  Bu çatışmayı Türkiye-ABD ilişkilerini yeniden düzeltme “fırsatı” olarak değerlendirmek üzere harekete geçen Pompeo’ya yanıt gecikmedi.

Ukrayna gezisinden dönen Erdoğan’ın “gazetecilere” yaptığı açıklamalar, Türkiye’nin Suriye’de Rusya ile karşı karşıya gelmek istemediğini gösteriyor. "Bizim Rusya ile şu aşamada bir çatışma ya da bir ciddi çelişki içerisine girmemize gerek yok. Bunu niye söylüyorum? Biliyorsunuz bizim şu anda Rusya ile çok ciddi stratejik girişimlerimiz var. Nükleer enerji meselemiz var, rakamlar orada çok ciddi. Türk Akım projesi var. Doğalgazımızı çok ciddi bir oranda Rusya’dan alıyoruz. S-400 konusu var. 20 ile 25 milyar dolar arasında bir ticaret hacmi var. Turizm noktasındaki ilişkilerimiz de iyi bir noktada, birinci sırada Rusya geliyor”. Bu mesaj aynı zamanda ABD’ye.

Erdoğan-Putin arasındaki telefon trafiği, İdlib’de yaşanan çatışmanın yarattığı “tahribatı” onarır mı bilinmez ancak İdlib’in Suriye iç savaşının en önemli “kavşağı” olduğu gerçeğini gizlemeye yetmez.