İnsan bir yere neden yurdum ya da vatanım der? O vatan dediği toprağa ait olmasını sağlayan etkenler nelerdir? Neden ben şuradanım ya da buradanım der? Bir kasabanın, köyün yan kasabadaki ya da yan köydeki, bitişik şehirdeki, uzak ülkedeki ahaliyle farklı özellikler taşımasının nedeni nedir? 

Bence üzerinde yaşanılan coğrafyadır. Toprak, üzerinde yaşadığı insanları kendi gerçeğine göre yaratır, şekillendirir, kültür kazandırır. Dolayısıyla toprak ile o toprak üzerinde bin yıllarca yaşamış insan soyu, kültürü birbirine beden ile ruh gibi bağlılık kazandırır. Canlılık da can da ondan gelir. 

Tarih boyu toprağın anaya benzetilmesinin nedeni, diğer doğasal, döngüsel gerçekler yanında üzerinde yaşayan toplumu ve diğer her  şeyi doğurmasıdır. Anadan evvel ilkin doğuran topraktır. Ananın kutsallıkları da toprağın kutsallıklarından gelir. Toprak doğurur, toprak besler, toprak korur, toprak büyütür, toprak çoğaltır. Ana da öyledir. Toprak ile o toprağın yerli toplumunun ilişkisi, ana ile evladı arasındaki ilişki gibidir. Benzerlikleri saymakla bitiremeyiz. Özdeyişle dersek toprak anadır, ana da toprak.

Ana ile evlat arasında bir uyumsuzluk varsa bunun sorumlusu çoğunlukla evlattır. Deyimlerde ananın şefkatinden ve evladını sevgisinden bahsedilir. Ana, evladını çağırırken “ciğerimin parçası der”. “Cennet ananın ayakları altındadır” denir. Anasına sevgide, saygıda kusur etmiş bir evlat için ise, “Hayırsız evlat işte, Allah kimseye böyle bir evlat nasip etmesin”, “anasına hayrı olmayanın kime ne hayrı olacak ki” denir. Onun için ana ile çocuk ilişkisinde bir sorun varsa nedeni evlattır. Çocuk anaya karşı saygıda, sevgide, vefada kusur işliyorsa suçlu odur.  Hayırlı evlat ananın kıymetini bilendir, bilmelidir. 

Toplum ve vatan dediğimiz üzerinde yaşadığımız toprak arasındaki ilişkiyi doğru anlamak açısından ana-çocuk metaforunu örnekledim. Coğrafya ve topluluk arasında bir sorun varsa bu sorunu yaratan insandır. İnsan toprağını savunmalı, sahip çıkmalı, sevmeli, saymalı, korumalı ki, toprak da bütün güzelliklerini ona bahşetsin. 

Toprağına sahip çıkarsan orayı yurt yaparsın, ama korumazsan ontolojik yapına ihanet edersin. Toprağına sahip çıkmayanlar da hiçbir şeye sahip çıkamazlar. Bugün toprağını verirler, yarın başka şeyleri... 

17 Ekim’in ilk saatlerinde Irak merkezi hükümetine bağlı olduğunu söyleyen ama İran denetimindeki milis güçler Kerkük başta olmak üzere Başurê Kurdîstan’da bölgesel yönetimin denetimindeki birçok yeri engelsiz, sorunsuz ele geçirdi. Daha doğrusu Başurê Kurdîstan’da Kürtlerin hakim olduğu birçok şehir KDP ve YNK tarafından Heşdi Şabi’ye teslim edildi. Kerkük ele geçirilmek istenirken peşmergeler çekiliyor, halk şehri bırakıyor, sadece HPG gerillaları, güçleri oranında bir süre direniyor. Ama ortada kimse kalmayınca mecbur onlar da bir kademe geri çekiliyor. 

Kerkük teslim edildikten sonra YNK ve KDP ne yaptı? Ne yapıyor? İşleri güçleri birbirlerini suçlamak. KDP, YNK’nin Kerkük’ü ve diğer  yerleri Heşdi Şabi’ye teslim ettiğini söylüyor. YNK de aynı tonda peşmergelerin direkt Mesud Barzani’ye bağlı olduğunu, peşmergenin çatışmadan, direnmeden geri çekilmesi talimatını KDP’nin verdiğini dolayısıyla Kürtlere ihanet ettiğini söylüyor. Basınlarını takip edin, açıklamalarına bakın bütün yayınları birbirini karalamak üzerine kurulu. Biraz ağır olacak, ama hiç kimse kusura bakmasın, her iki tarafın da yaptığı teslimiyetin teorisini yapmak. Güçleri birbirlerine yetiyor. O kadar birbirinizi karalayacağınıza bir olup işgalcilere saldırsaydınız bu halk için hayırlı şey yapmış olmaz mıydınız? Ama bunların derdi o değil, bunların derdi, benim olmayacaksa onun da olmasın, başkalarının olabilir biçimindedir. 

Doğru tutum ve yaklaşım sahibi olmak isteyenler durmadan böyle birbirlerini mi suçlarlar, yoksa bütün Kürtlerin desteğini alacak bir güç mü açığa çıkarmaya çalışırlar? Tabii ki ortak akıl ve ortak güç yaratmaya çalışırlar. Diyelim ki YNK anlaşmalı bir biçimde Kerkük’ü Heşdi Şabi’ye teslim etti, peki KDP peşmergeleri niye direnmedi? Ya da KDP’nin hakim olduğu alanlar niye direnilmeden teslim edildi? 

KDP’nin de, YNK’nin de dediklerinin hiçbir anlamı ve değeri yok. Direnilmeden YNK’nin de KDP’nin de hakim olduğu bu kadar yerin Heşdi Şabi’ye bırakılması ortada bir anlaşma olduğunu gösteriyor. Ama bu anlaşma neyin karşılığında yapılmış sorusuna şimdilik bir cevap bulmuş değilim. 

Konu ne olursa olsun, ne üzerine anlaşma sağlanırsa sağlansın, insan toprağını, evini direnmeden birilerine verebilir mi? Veriyorsa orada o toprağa, o toprağın üzerinde yaşayan insanlara ihanet yapılmış olmaz mı? Hele bu yer Kerkük gibi stratejik açıdan önemli ve tarihsel bir şehirse! 

Bütün bu olanlardan en başta da KDP sorumludur. KDP kendi çıkarı için Kürtlere kaybettirecek politikalardan artık vazgeçmelidir. Dünya alem referandumun Kürtlere zarar getireceğini söyledi, ama o dinlemedi kimseyi. Kürtler ulusal birlik olsun diyor, o dinlemiyor kimseyi. Sorarlar insana, be kardeşim Kürtlük Kürtlük diyorsun da, niye senin bu Kürtlük dediğin şey hep Kürtlere zarar veriyor? Bu kadar zorluğun, sıkıntının yaşandığı bir dönemde niye birlik sağlanamıyor, neden halen bu yönde herhangi bir adım atmıyorsun? Güç birlikten gelmez mi? Dünyada geçmişte çok karşıt olan güçler bile varlıklarına tehdit gördükleri faşistlere karşı birlik sağlamışken Kürtler niye kendi içinde birlik sağlayamıyor? Bu Kürtler, bu halk sana ne yaptı? Sen ne yapmak istiyorsun? Bu topraklar bu halkı yarattı, sen bu halkı koruyacağını söylüyorsun, ama ne toprağı koruyorsun ne de halkı. Bir silkelen, kendine gel ve seni de yaratan bu topraklara karşı Kürtlerin birliğini sağlama konusunda sorumluluğunu yerine getir! 

Bu toprağa saygılı olmak isteyenler birlik için çalışırlar, mücadele ederler ve Kürdistan coğrafyasını işgalcilerden temizlerler.