Rahman ve Emine Ana, pazarın yabancı mallar ile istila edilmesiyle inatlaşırcasına bir kaldırımda kendi küçük tezgahlarını kurmuş yerli ürünleri satıyor. Serbest piyasanın hışmına uğramış Silêmanî pazarındaki ithal ürünleri satan erkeklere karşılık bu iki kadının ısrarı, aynı zamanda kültürel bir direnişe işaret ediyor. DEVRİŞ ÇİMEN / SILÊMANÎ Yüzü aşkın yaşı ile Rahman Ana yirmi, elli altı yaşındaki Emine Ana ise dört yıldır Silêmanî çarşısında, hakim olan erkek satıcılarına rağmen kendi el emeklerini müşterinin hizmetine sunuyor. Bir milyona yakın kişinin yaşadığı Silêmanî’nin en işlek bölgelerinden birisi Mawlawî caddesidir. Caddenin bitimindeki kavşağın karşısında Sabunkaran, solunda Piremêrd, sağında ise Kawa caddeleri başlıyor. Geleneksel çarşının bulunduğu bu caddelerde sağlı sollu dükkânların genelinde dışardan gelen mallar satılıyor. Türkiye ve İran firmalarının istilasına uğramış pazarda, Sabunkaran caddesindeki Hewramanlıların üretimleri dışında yerli mallara rastlamak neredeyse mucize. Sabunkaran’da küçük bir atölyede geleneksel Hewraman eşları satan Kaîwan Marûf, mucizeye dönen bu durumu şöyle özetliyor; “Çok değil; bundan on beş yıl öncesine kadar çarşıda yerli üreticinin satışa sundukları daha fazlaydı. Tabii o zamanlar Silêmanî’de tüketim kültürü de bu kadar hoyratça değildi.” Rahman ve Emine Ana, Maruf’un dikkat çektiği tüketim kültürü çılgınlığına karşı satışa hazırladıkları ile insanlara farklı bir şeyler anlatıyor. Kawa caddesinin üzerindeki Aşabî Spî kavşağına yakın bir kaldırımda Rahman ve Emine Ana, pazarın yabancı mallar ile istila edilmesiyle inatlaşırcasına kendi küçük tezgahlarını kurmuş yerli ürünleri satıyor. Serbest piyasanın hışmına uğramış Silêmanî pazarındaki ithal ürünleri satan erkeklere karşılık bu iki kadının ısrarı aynı zamanda kültürel bir direnişe işaret ediyor. Çünkü pazar salt tüketim ilişkileri ile sınırlanacak bir mekan değildir, aynı zamanda çoğu insanın birbirini tanıdığı, yolda, sokakta, çaycıda, manavda, dükkanda birileriyle karşılaşıp hal hatır sorduğu, sohbet ettiği kamusal alandır. Son iki kış mevsiminde, Silêmanî çarşısını dolaştığımda da bu iki anneye uğramaya özen gösterdim. Uğradığımda ise mutlaka durup, bir şeyler alıp, sohbet etmeye gayret ettim. Yakın bir zaman uğradığımda ise bu güzel ısrarı yazmaya karar kıldım. Rahman ananın bitkileri 103 yaşındaki Rahman ana, aslen Silêmanî’nin güneydoğusunda kalan Qeredax ilçesinden. 1988 Enfal operasyonları sürecinde ailece gelip şehre yerleşmişler. Yirmi yıldır Aşabî Spî kavşağındaki kaldırımda türlü otlar ve baharatlar satıyor. İlerleyen yaşıyla birlikte kulakları ağır işitiyor. Yüzünde daima bir tebessüm ve sevimlilik var. Çoğu zaman tek başına buraya gelip tezgahını kuruyor. Tezgah dediğim; aslında yere serdiği bir karton ve üzeri bıraktığı bir minderden oluşuyor. Rahman ana yere bıraktığı mindere oturuyor, önüne geniş bir naylon seriyor ve üzerine yazın toplayıp kuruttuğu kekik, yarpuz (punk), semiz otu, ağaçlardan toplayıp kuruttuğu yeşil menengiç ve sumakları diziyor, bunları satışa sunuyor. ‘Başkasının ürününü satmam’ Sohbet ederken “Başkasının ürününü satmam” diyor kararlı bir yüz ifadesiyle ve ekliyor: “Kendi topraklarımızda topladığımız bu ürünleri insanlara sunarken hoşuma gidiyor. Kimseye de muhtaç olmuyorum”. Rahman ana terazi yerine bir bardak kullanıyor. Gelen müşterinin istediği ürünü avuçlayarak bardağa dolduruyor sonra naylon poşete boşaltıyor, fiyatını söylüyor ve parasını alıyor. Dağda toplayıp güneşte kuruttuğu ve şehrin göbeğinde satışa sunduğu diğer bitki ve baharatların yanı sıra en çok da dağ kokulu kekik Rahman anaya çok yakışıyor. Bu güzel ısrarına karşılık sevgi ve saygımı ifade etmek için elini öptüğümde, ellerindeki kekik kokusu bunu onaylıyordu. Qeredax nêrgîzleri Bu arada daha önceki ziyaretlerimde görmediğim bir kadının beni izlediğini fark ettim. O da hemen yan tarafında nêrgîz satıyordu. Rahman anaya gösterdiğim saygı ve yürüttüğüm sohbetten onurlanmışçasına bir demet nêrgîz uzattı. Para vermeye kalkıştığımda kabul etmedi. “O benim anamdır. Bunlar da Qeredax nêrgîzleridir. Çok güzel kokuyorlar. Baharın müjdecileridir.” Uzattığı nêrgîzlerden buram buram bahar kokusu yayılıyordu. Sohbet esnasında adının Emîne ve altmış üç yaşında olduğunu ifade etti. Annesiyle birlikte Silêmanî’de kiralık bir evde yaşadığını ve bazen de annesine böyle eşlik ettiğini anlattı. Nêrgîzleri kendisinin mi topladığını sorduğumda ise, “Hayır, Qeredax’dan getiriyorlar. 750’ye alıyor, bin Dinar’a satıyorum” diye yanıtladı. Şaşırarak “Ama o zaman size pek bir şey kalmıyor” dediğime karşılık “Ayıbı yok. Şükür kimseye muhtaç bırakmıyor bizi. Hem böylelikle anama da yardımcı oluyorum” diye söyledi. Öyle ki, bu ortaklık ve dayanışma sadece ana-kızın karşılıklı sorumluluğu değil elbette, taşıdıkları kültüre karşı bir sorumluluğu anlatıyor bize... Kendi üretiminde ısrar eden Emîne ana Bu güzel kültürel ısrarın diğer bir temsilcisi ise elli altı yaşındaki Emine Ana’dır. Aynı kaldırımda, biraz ötede tezgah kurmuş. Neredeyse dört yıldır Malkendî semtinden buraya gelip, öğlen saatlerinde tezgahını kuruyor. Emine Ana yere serdiği bir mindere oturup, sırtını bir bakkalın duvarına dayıyor. Önünde plastik kasaların üzerine iki tahta dizip üzerine değerli ürünlerini sergiliyor. Kendi yaptığı Milvankêy Mîxik (karanfilli kolye), Sêva Mêxekrêj (karanfilli elma), Simîl (hoş kokulu bir bitki kökü) kolyeleri ve karanfilden yapılan bir aksesuar olan Hathattoke’yi özenle tezgahına diziyor. Dolayısıyla tezgahında karanfillerden yayılan ferahlatıcı bir koku hemen dikkat çekiyor. Emine Ana tezgahında ayrıca karanfil, kekik, hatmi (hero) çiçeği, yarpuz (punk) ve sumak bulunduruyor. Gelen tüm müşterilerini sıcak ve içten gelen bir tebessümle karşılıyor. Beni de görünce aynı içtenliğe sevinç katarak karşıladı. Zira defalarca bu tezgaha uğradığımdan bir aşinalık sözkonusu. Son karanfilli elmasını görüp sevinçle elime alınca, “Bu benim sana armağanım” dedi. Eski bir gelenek olup da sevgi, dostluk ve barışı simgeleyen Sêva Mêxekrêj’in böylesi güzel bir anne tarafından armağan edilmesini kabul etmemek olmazdı. Teşekkür ettim ve değerli bir armağan olarak saklayacağımı söyledim. Gelişen sohbette Emine Ana “Üç kızım var. Bir de anne ve babası olmayan bir oğul büyüttüm” dedi. Silêmanî’nin Malkendî semtinde kiralık bir evde, büyük kızı ve onun iki çocuğu ile yaşadığını dile getirdi. “Babaları kaza sonucu yaşamını yitirdi. Annesi ile birlikte çocuklara da bakıyorum” diyerek, banyo liflerine işaret etti: “Bak, bunları da kız kardeşim yapıyor. Ona katkı olsun diye burada satıyorum.” ‘Daima kendi emeğimle geçindim’ Kış aylarında, soğukta yerde oturmak zor olmuyor mu diye sorduğumda ise “Elbette zor ve soğuk oluyor.  Ancak hastalanınca ara veriyorum. Ama sağ olsun arkamdaki bakkal sahibi burada tezgah kurmama destek oluyor. Kendi yaptıklarımızı burada satıyorum.” Peki neden sadece bunları satışa sunduğu sorunca; “Herkes başkasının eşyasını satıyor. Bize ait olanı satmak daha güzel. Daima kendi üretim ve emeğim ile geçindim, öyle de devam edeceğim” ifadelerini kullandı gururlu bir eda ile... Yerli üretim durma noktasında Güney Kürdistan pazarı, yerli üretimin durma noktasına geldiği ve üretilenin ise fazla rağbet görmediği zorlu bir aşamada. Bu üç ana, zorluğu aşabilmenin yol göstericileri gibi Silêmanî pazarında duruyor. Üçünün de bir çok ortak özelliği var. Kadın, ana, Kürt olmalarının yanı sıra maddi olarak yoksullar ama zengin olmak için de öyle bilinen hırs ibaresi görülmüyor. Yaşamı salt paradan ibaret görmüyorlar mesela ama zenginler... Öyle bir gönül zenginlikleri var ki, Silêmanî’deki maddi imkanların hiç birine benzemiyor. Kendi üretimleri ile hayatın tüm zorluklarına rağmen yol almayı başarabiliyorlar mesela. Bu güzel bir ısrardır. Bu yüzden Mawlawî caddesi ve etrafını Silêmanî pazarı diye adlandıracaksak, pazarın en güzel ve gerçek satıcılarının bu üç kadın olduğuna hak vermeliyiz. Sonraki bir akşam kendilerini uzakta izlemeyi tercih ettim. Pazarın bitişine doğru, saatlerce oturdukları yerden zorlanarak kalktılar. Öyle ki bellerini düzeltene kadar biraz zaman aldı. Sonra tezgahlarını toplayıp eşyalarını “bize destek oluyor” dedikleri yanı başındaki bakkalcıya bıraktılar. Birbirlerine el sallayarak vedalaşıp bir sonraki sabah görüşmek üzere kararan güne aydın yürekleriyle evlerine doğru yol aldılar.